Ezan, Üç Aylar, ve Cuma (2. Bölüm)

Receb ayının 26 yı 27 ye bağlayan gecesi Miraç gecesidir. Miraç iki kısımdır. Birinci kısım: İsra denilen Mekke’den Mescidi Aksa’ya tayyi mekan yolu ile seyahat ve orada ruh boyutunda geçmiş tüm Nebi ve Rasuller ile görüşme ve Rasulullah’ın İMAM olarak onlara namaz kıldırması hadisesi.

İkinci kısım: Mescidi Aksa’dan göklere yükselme diye tarif edilen, ruh bedenle Güneş sisteminin yapılan gözlemler ve nihayet Miraç denilen zaman ve mekanın söz konusu olmadığı bir boyutta Rasulü Ekrem (s.a.v) Efendimizin Rabbi ile bizzat konuşması…

Mecazi bir şekilde “ET-TEHİYYATÜ” de dillendirilen ve beş vakit namazın farz kılındığı miraç olayı, zati boyutun hükmü olarak sınırsız sonsuz TEK bilincin sıfat aleminde kendinden kendine olan tenezzülden başka bir şey değildir.

“Ettehıyyatu lillahi vassalevatu vattayyibatu,”
“Bütün tazimler dua ve talepler ile en temiz ibadetler ALLAH için olup, O’nun uluhiyyet hükmüncedir.”
“ve-Selamu aleyke eyyuhennebiyyu ve rahmetullahi ve berakatuhu,”
“Ey Nebi ! Selam, ALLAH’ın Rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun!”

Görüldüğü üzere “Et-tehiyyatü”; AYNI ve TEK varlığın zaman ve mekanın olmadığı bir boyutta kendi kendine olan sessiz ve işaretsiz konuşmasının beşeri manada ifadesidir… Daha açık bir deyimle zati boyuttaki hükmün insani manada dillendirilmesidir.

Sözkonusu dillendirişin sebebi, namazda “Et-tehiyyatü”yünün okunması ve İnsanın aslının Muhammedi hakikat boyutu olduğunu ve kendisinde de miraç yapacak kapasite bulunduğunu hatırlamasıdır.

Rasulullah’ın yaşadığı ve insanlık alemine müjde olarak dillendirdiği miraç, fıtratı müsait olan İNSAN tarafından yaşanası bir hadisedir.
***
es-Selamu aleyna ve a’la i’badillahissalihiyn.”
Selam, bizim ve ALLAH’ın salih kullarının üzerine de olsun.”

Bu cümle ise melekut boyutundan bir ifade olup, “HU’nun “BİZ” hükmü ile kesrette vahdeti yaşama dileğini” vurgulamaktadır. Bizce dinin esası da bu dilek üzerine kurulmuştur. Çünkü dinde teklif ve teklif edilen vardır. Yani BİZ adı altında Hak’kın etki ve tepkisi söz konusudur.

Nitekim “Eyyuhennebiyyu“ “Ey Nebi !” denmektedir.
***
Rasulün önerisine B sırrı ile iman ve Nübüvvet boyutu itibari ile teklif edilene mutlak teslimiyet sonrası kul Mümin, Salih adını alır ve ALLAH adı ile işaret edilenin Selam isminin zahire çıktığı mahal olur.

Ne var ki ALLAH’ın Selamına, yani özlerinden-bilinçlerinden gelen Selam ismine muhatap olanlar ancak ve ancak Adem soyundan gelen sait insanlardır. Selam ismi kuvvesi kesintisiz her bilince ulaşmasına rağmen fıtraten bu isme açık olmaları nedeni ile değerlendirebilenler bu kullardır. Beyin yapıları itibari ile insansıların bu konuda hiç şansı yoktur.

Örneklerde görüldüğü üzere sözkonusu hükümler zati boyuta işaret ettiğinden “Receb ayı zat boyutunun boyutumuzdaki sembolik bir ifadesidir.” diyebiliriz.
*******

Gelelim ŞABAN ayına… Şaban ayının 14ünü 15ine bağlayan gece Beraat gecesidir.

Beraat gecesi hakkında iki hadisi şerif:

6364 – Hz. Ali radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
“Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman gecesinde namaz kılın, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü ALLAH Teala hazretleri o gün, güneşin batmasıyla, dünya semasına iner ve şöyle der: “Bana istiğfar eden yok mu mağfiret etsem! Benden rızık isteyen yok mu rızık versem, belaya maruz kalan yok mu afiyet versem… Şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu?” Bu hal fecrin sökmesine kadar devam eder.”
6365 – Ebu Musa el-Es`ari radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “ALLAH Teala hazretleri, Şa`ban ayının onbeşinci gecesi (kullarına rahmetle) nazar eder ve müşrikle, müşahin (kindar, bencil) hariç herkese mağfiret buyurur.”
Beraat gecesinin bizce, Miraçla sıkı bir ilişkisi vardır. Eğer Miraçta yani zati boyutta “es-Selamu aleyna ve a’la i’badillahissalihiyn.” “Selam, bizim ve ALLAH’ın salih kullarının üzerine de olsun.” hükmü verilmemiş olsaydı, Beraattan da söz edilemezdi.

Bizce Mümin veya Salih kulun seyrini, ilerlemesini kolaylaştıran bir mekanizmadır Beraat.

Yukarıda “ALLAH’ın Selamına, yani özlerinden-bilinçlerinden gelen Selam ismine muhatap olanlar ancak ve ancak Mümin ve Salih kullardır.” demiştik.

Hadisi şerifteki “müşrikle, müşahin (kindar bencil) hariç” sözünün manası bu görüşümüzü teyit etmektedir. Yani müşrik ve müşahin herkesle beraber kendilerine ulaşan “Selam” ismi manasını fıtratlarında (proğramlarında) bu ismin manası çok zayıf olduğundan değerlendiremezler.

Bunun böyle olması sistem gereğidir. Esasen Mümin ve Salih kulların yollarında mesafe kat edebilmeleri, özlerinde bulunan esma kuvvelerini zahire çıkarabilmeleri için bu türden etkilere (imtihanlara) ihtiyaçları vardır. Sistemde her şey zıddı ile kaimdir.
***
Beraat Anının manasını sadece İnsan türü ile sınırlamak tabii ki çok yanlış ve yetersiz olur. Beraatı evrensel boyutta düşünmek ve kabul etmek gerekmektedir bizce…
*******

Gelelim RAMAZAN ayına…

Ramazan ayı Kuran’ın nazil olduğu, oruç yani arınma ayıdır. Gelin orucun ne yönü ile arınma olduğu konusunu Üstad Ahmed Hulûsi’nin “Temel Esaslar” isimli kitabından hep birlikte okuyalım:

……………. Bu orucun “avam”a hitap eden yönü…
Bunun ötesinde bir de “havas”ın orucu var.

“Havas”ın orucu ise, varlıkta mutlak tasarruf sahibi olan Hak`kı farketmek ve kavramak suretiyle; “ALLAH” dışında bir varlık, “ALLAH”ın tasarrufu dışında tasarruf görmekten “imsak”tır.

O “Oruc”lu kişi, senden bir fiil gördüğünde bu fiili senden bilirse, onun orucu bozulmuştur!. Ama bu havas için geçerli, bizim için değil. Bizimle alâkası yok bu olayın. Ebrâr denilen ve Havas durumunda olan ALLAH`a ermeyi dileyen, nefsi mülhime, nefsi mutmainne durumunda olanlarla ilgili bir olay..

Ne zamanki sen herhangi bir fiilden, herhangi bir davranıştan dolayı o fiili meydana getiren o varlığı hor görürsen; eksik, kusurlu, hatalı görürsen, ona hor gözle bakarsan; sen eğer havas isen işte o anda senin orucun sakatlanmıştır!. Veya düşünceye, fikre göre orucun bozulmuştur… Kazası gerekir!.

Saydıklarımıza ilaveten, “havâs” durumunda olan kişinin orucunda, kimden ne fiil görürse görsün, “bu fiilin fâili Hak`tır!. Hak`kın her fiili yerli yerindedir. Bir hikmete dayalı olarak meydana gelmektedir” görüşü sürecek; kızmayı, üzülmeyi ve sinirlenmeyi yaşamayacaktır!.

Kızıp, üzülüyorsa, sinirleniyorsa, bir takım oluşları yersiz görüyorsa o kişi orucunu kaza etmek zorundadır!. Elbette bizler için söylemiyorum bunu, havâs düzeyindekiler için söylüyorum. Havâsın orucunda bu böyledir. Falanca, filanca böyle yaptı demek yok!. Her an müşahede halinde değilsen ebrâr sınıfından olarak, bu böyle!.
“Fâili hakiki ALLAH`tır. ALLAH dilediğini yapandır. Yaptığından sual olmaz!” müşahedesi “havâs”ın orucunda esastır!. Bu müşahedeyi kaybettiği anda bulunduğu mertebenin orucunu bozmuş olur!
“Has-ül havas” orucuna gelince ise…
Beşerî değerlendirmelerden “oruc”tur!. Mahlûku görmeden “oruc”dur!. “Samediyyet” sıfatının “oruclu’’da açığa çıkışıdır!.
Bunu ancak yaşayan bilir!. Açıklanması, kavrayamayacaklar arasında sorun oluşturur..
***
Ramazan ayı içinde mübarek gecelerden bir gece olan Kadir gecesi (AN’ı) vardır. Kadir öyle bir AN’dır ki, onu yaşayan için o an, bin aydan daha hayırlıdır.

Hasan Güler Kuran’ı Kerim mealinden KADİR SURESİ

BismillahirRahmanirRahıym.

1-) Muhakkak ki biz O’nu (ilahi hüviyeti; OKUnanı, Kur’an’ı), (Onu izhara müsayit) Kadr Gecesi’nde (Muhammed isminin müsemması olan yapıda) inzal ettik.
2-) Kadr Gecesi’ni(n kadrini, şerefini, haşmetini) sana bildiren nedir?.
3-) Kadr Gecesi, bin ay’dan daha hayırlıdır!.
4-) (Ve dahi) Melaike ve Ruh Onun (O Gece’nin) içinde tenezzül eder (indikçe iner), Rablerinin izni ile (Bi-izni Rabbihim), herbir Emr’den (her iş için);
5-) Selam’dır O (Yakiyn’e ermek, selamet var), Fecr’in doğmasına kadar (Hakikatın zuhuru ile bilincin gördüğünü tanıması, farketmesi).

Biz burada yukarıdaki ayetlerin açıklamasına girmeyeceğiz. Arzu edenler Kadir ve Miraç olayının detaylı yorumunu ve Üstad Ahmed Hulûsi’nin “Tekin Seyri” kitabından okuyabilirler.

Üstad Ahmed Hulûsi’nin “Dua ve Zikir” isimli kitabından Kadir gecesinin sadece Ramazan ayına mahsus olmadığını okuyoruz. Kitapta aynen şöyle deniyor.

Kadir gecesini özellikle şu gecelerde arayınız:
İçine girdiğiniz Ramazan Ayı eğer… Pazar günü başlamışsa, 28’ini 29’e bağlayan gece;
Pazartesi günü başlamışsa, 20’sini 21’e bağlayan gece;
Salı günü başlamışsa, 26’yı 27’ye bağlayan gece;
Çarşamba günü başlamışsa, 18’i 19’a bağlayan gece;
Perşembe günü başlamışsa, 24’ü 25’e bağlayan gece;
Cuma günü başlamışsa, 16’yı 17’ye bağlayan gece;
Cumartesi günü başlamışsa, 22’yi 23’e bağlayan gece; İmam’ı Şâranî’ye göre Kadir gecesi’dir…
Biz de aynı kanâati taşıyoruz.
Ramazan`ın 20`sinden sonraki tek geceler.
Muharrem`in 10. gecesi.
Receb`in girdiği gece.
Receb`in 15. gecesi.
Mi`râc gecesi..
Şaban ayının 15. gecesi.
Arefe geceleri..
Ramazan ve Hac Bayramları geceleri
Cuma günü hutbe saati ile ikindi arası
Receb`in 27. günü.
Şaban`ın 15. günü.
Ramazan günleri
Arefe günleri
Muharrem`in 10. Günü
Zilhicce`nin 10. günü

Yani Kadir Anı bir defaya mahsus bir oluşum değildir. Nitekim yukarıda okumuş olduğumuz Beraat gecesi ile hadisi şerifte “Kadir” ismi verilemeksizin Kadir Anı şöyle anlatılıyordu:

6364 – Hz. Ali radıyALLAHu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
“Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman gecesinde namaz kılın, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü ALLAH Teala hazretleri o gün, güneşin batmasıyla, dünya semasına iner ve şöyle der: “Bana istiğfar eden yok mu mağfiret etsem! Benden rızık isteyen yok mu rızık versem, belaya maruz kalan yok mu afiyet versem… Şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu?” Bu hal fecrin sökmesine kadar devam eder.”
***

Belki şu kısa açıklamayı yapmadan konuyu kapatmasak iyi ederiz.

Bilinmesi gereken o ki, insan et kemik beden değildir. İnsan ruh bedenle ölüm ötesi boyutta sonsuz bir yaşam sürse de, insan aslı itibari ile ruh beden de değildir.

Peki nedir insan?

İnsan; Nokta ilmini haiz, hem HEP, hem HİÇ; hakikati itibari sınırsız sonsuz Esma mertebesi sahibi ve onun projeksiyonu olan Kozmik Bilinç, namı diğer Ruhu Azam’dır.

Eğer insan fıtratı müsait olur da Risalet önerisi olan bu hakikate iman eder ve Nübüvvet bildirimi ile açıklanan yaptırımlara mutlak anlamda teslim olursa, bilincinde ALLAH adı ile işaret edilen mana (B sırrı) açığa çıkar ve gerçek manada İNSAN’lığını yaşar.

“ALLAH sisteminde asla değişiklik olmaz” konusunu işlerken yukarıda yazdığımız gibi, Kadir AN’ını sadece belirli gecelerde değil, her AN yaşamak olanağına sahiptir insan.

Bunun için insanın özü itibari ile Esma mertebesi sahibi olduğunu bilmesi, bu gerçeği özümsemesi ve de Alak Suresinde belirtildiği üzere, sayılan tüm özelliklerin hakikati Muhammedi boyutundan genetiksel bir biçimde kendisine ulaşmış olduğuna iman etmesi gerekir. Ancak bundan sonradır ki, kılınan namaz ikana dönüşür. İkan sonucu Miraç yaşanır. Bunun için de FATİHA’nın manasının OKU’nması gereklidir.

Hasan Güler Kuranı Kerim mealinden ALAK SURESİ

BismillahirRahmanirRahıym.

1-) Yaratan (seni izhar eden; sen yoksun, O kaim) Rabbinin ismi (hakikatın olan zati kuvveler) ile (B sırrınca) OKU!.
2-) (O,) insan’ı Alak’ (kan pıhtısı; yaş, yapışkan yani hayatiyeti ve manyetizması olan kan; genetik)dan yarattı.
3-) Oku!.. Ekrem Rabbin olarak!.
4-) O (Rabbin) ki, (O Rabbani özellikleri ve o genetiği) (Bi-)Kalem(?) ile ta’lim etti.
5-) (Yani) insan’a bilmediğini ta’lim etti.

Ayette görüldüğü gibi OKU’manın “B” sırrı kapsamında olması isteniyor. Bir kişiye “Oku” dense, doğal olarak “Neyi okuyayım?” der. Halbuki Allah Rasulü Hira dağında Cebrail a.s kendisine OKU dediğinde, neyi okuyayım, diye sormadı. Çünkü O okunacak şeyi biliyordu. Ancak henüz OKU’mamıştı.

Özündeki Cebrailiyet boyutu O’nu üç kez sıktı. Yani üç kez peşpeşe KADİR AN’ı yaşandı. Düşüncemize göre doğuştan HANİF (ötede bir Tanrı olmadığı) bilincine sahip o muhteşem beyinde ilk sıkma ile Mutmainne, ikinci sıkma ile Raziye, üçüncü sıkma ile Mardiye ve Safiye bilinç boyutu açıldı.

Ve bunların tümü bir AN’da oldu bitti. Zati boyutta hükmedilen, olmuş bitmiş durumundaki “ALLAH önce nurumu halk etti.” manası yani ALLAH adı ile işaret edilenin nuru, Ahadiyet boyutunu da içerir şekilde zahirde et kemik bir suret olarak ortaya çıktı.

Bu sebeple O Kainat yaratıldıktan beri olmuş, olacak her şeyi OKU’du ve insanlık alemini ilgilendiren bilgileri KURAN adı altında insanlığa sundu. Bu sebeple O Hatemin Nebi oldu.

Allah Rasulü Kuran’ı bir defada OKU’du. Evet Kuran bizlere her ne kadar 23 yılda açıklanmış ise de, O Kuran’ı yani Sünnetullah’ı bir defada OKUdu.

Nübüvvet Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizle son bulmuştur, fakat Risaletin son bulduğuna dair hiçbir delil yoktur. Hatta Allah Rasulü “O (Rabbin) ki, (O Rabbani özellikleri ve o genetiği) (Bi-)Kalem(?) ile ta’lim etti.” ayeti ile kendisinde bulunan Risalet nurlarının genetik yoldan insanlığa intikal ettiğini bizlere müjdelemiştir.

Ne mutlu Rasulullah’ın bildirdiklerine iman edene ve onları yaşamda uygulayabilene…

(Bitti)

A.İ
Yorumsuz Blog

Reklamlar

1 Response to “Ezan, Üç Aylar, ve Cuma (2. Bölüm)”


  1. 1 ruh-i latife 28 Şubat 2008, 9:01

    Selam selam
    bu yazı için Allah sizden razı olsun… çok şeyi farklı algılamamı sağladınız..
    Allah ilmizi artırsın.. aminn..


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: