Ezan, Üç Aylar, ve Cuma (1. Bölüm)

Ezan, dört kez “ALLAHU Ekber” sözü ile başlar. Sözkonusu dört tekrar zat, sıfat, melekut = efal alemine atıf olarak yorumlanırsa; algılanan veya algılanamayan mikro-makro tüm boyutlarda “HU ismi ile işaret edilen ALLAH, Ekberiyet’i nedeni ile sayısız Noktalarda (Evrenlerde) var olan tüm varlıkları o varlıklar olarak kapsar ve onlarla kayıtlanmaktan beridir. Yani yalnızca ALLAH vardır ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktur.” hükmünün hakim olduğu görülür. Gören ise kendisidir.Bu sebeple de ezan melekut ve sıfat boyutuna atfen iki kez “ALLAHu Ekber” dendikten sonra, varlığı da kapsar şekilde “La ilahe illALLAH” “Tanrılık mefhumu yoktur, sadece ALLAH” cümlesi ile sona erer.
***

Ezanın sonunda dört kez yerine iki kez “ALLAHu Ekber” denmesinin nedeni bizce, HU’nun yani mutlak Zatın sıfat boyutu itibari ile kendi kendini seyridir. Zat boyutunda varlıktan ve seyirden söz edilemez. Melekut=efal alemindeki varlıkların varlığı ise izafidir. Sıfat boyutunda seyredilen manaların suretlenmiş halinden başka bir şey değildir.

Yani esasında suretsiz ve suretli olarak sonsuz manalarını seyreden TEK’ten başka bir şey yoktur. Suretsiz seyir sıfat ve esma boyutunda yaşanırken, suretli seyir melekut ve birime göre kesret aleminde gerçekleşmektedir, kesintisiz olarak…

Ezanın taşıdığı mananın insan için anlamı bizce; ne kendinde ve ne de karşında varlık görmemek, özündeki TEK’te eriyip HİÇ olmaktır. Hangi boyuttan olursa olsun tüm tefekkür ve sonucu olarak yapılacak yorumlarda “tüm boyutlarda var olanın sadece ALLAH adı ile işaret edilen olduğu” asla unutulmamalıdır.

Varlığın (birimin) içinde bulunduğu boyuta göre, HU’nun o boyutta zahire çıkarmayı dilediği bir mana olarak varlığı söz konusu olsa bile, ALLAH adı ile işaret edilene göre yokluğu, bir varsayım, bir hayal olduğu bir an bile akıldan çıkarılmaması gereken çok önemli bir noktadır.
***

Varlık, yokluğu sebebi ile her an dönüşüm içindedir. “HU, her an yeni bir şandadır” cümlesinin açınımı olarak bir an var, bir an yoktur. Şeyin ömrü, HU’nun şeyin taşıdığı manaya nazar ettiği süreç kadardır.

Fatihada geçen “iyyake na’büdü ve iyyake nestaiyn” “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” ayetinde; birimin var oluş amacına göre fiiller ortaya koyarak kulluğunu yaparken, varlığını sürdürebilmek için Hak’kın nazarına ihtiyacı olduğu hususu vurgulanmaktadır.

Tüm bu hakikatleri bize hatırlatan bu muhteşem ezan, her gün beş kez okunmaktadır… Tabii duyana…
* * *

Üç aylar olarak tanımlanan Receb, Şaban, Ramazan ayları da bize göre Zat, sıfat ve melekut = efal boyutlarının zahirine sembol mahiyetindedir. Bu nedenle yazımızın başlığına “Ezan, üç aylar ve Cuma” demeyi uygun gördük. Bu kanıya varmamızın sebebi üç aylar içinde yaşanan özel geceler nedeni iledir.

Örneğin RECEP ayının ilk Cuma gecesi yani Perşembeyi Cumaya bağlayan gece, Regaip gecesidir.

Regaib gecesi hakkında iki rivayet vardır.

Birincisi: Resulü Ekrem (s.a.v) Efendimizin bu gecede ana rahmine intikal etmiş olmasıdır.
İkincisi: Bu gecede Allah Rasulüne has tecelliler ve manevi ihsanlar hasıl olmuş, bunun şükür ifadesi olarak Efendimiz oniki rekat namaz kılmışlardır.

Allah Rasulüne has tecelliler ve manevi ihsanları ele alırsak: Rasulullah’a has tecelliler bir geceye mahsus değildir. O her an Rabbi ile beraberdi. Dolayısı ile dışarıdan fark edilmese de O her an O’na özel tecelliler ile hemhal idi.

Efendimizin o gecede ana rahmine intikali ifadesi ise bizce daha önemlidir ve mecaz olarak bir hakikate işaret etmektedir. Söz konusu hakikati Cuma ilgili olan şu hadisi şerifte görmekteyiz:

ALLAH, türbe’yi (toprağı, yeri, mezar’ı) Cumartesi günü, onda dağları Pazar günü, şecereyi (ağaç cinsini) Pazartesi, sevilmeyen şeyleri Salı günü, Nuru Çarşamba günü halk etmiştir… Ve orada hayvanları Perşembe günü yaymış (yaratmış), Adem’i Cuma günü ikindiden sonra, yaratılanların en ahiri olarak, ikindi ile gece arasında, Cuma saatlerinden son saatte halk etmiştir… (müslim)

Bizce, yukarıda geçen gün isimleri ALLAH indindeki ilmi süreçlere, o günlerde halk edildiği ifade edilen şey isimleri ise, o şeylerin esma manası olarak ayanı sabitelerine yani var oluş amaçlarına işaret etmektedir.

Tabii ki hadiste sözü edilen batıni mana yani sıralama zahir için de geçerlidir. Nitekim bilimsel veriler dünyanın var oluş sürüvenini; bulutsuların manyetik bir merkez tarafından çekilmesi sonucu dünyanın proto tipinin oluştuğu, bunun milyonlarca yıl içinde gitgide büyüdüğü, zamanla dış kabuğunun sertleştiği, merkezdeki lavların yeryüzüne çıkarak dağları meydana getirdiği, atmosferin ve iklim şartlarının oluşması ile bitkilerin ve hayvan türlerinin yaşama katıldığı şeklinde söylemektedir.

Hayvan cinsinden maymun, maymun cinsinin meleki etkilerle mutasyonu sonucu maymundan ayrı bir tür olarak insansının meydana geldiği artık bilinmektedir. İnsansının meleki yoldan mutasyonu ile de fiziki manada yer yüzünde ilk İNSAN yani ADEM meydana gelmiştir.

Bugün insan adını verdiklerimiz, Adem soyundan gelen (sait) ve insansı soyundan gelen (şaki) türü suretlerdir. Bir de bunların birbiri ile evlenmeleri sonucu insan tarafı veya insansı tarafı ağır basan sayısız kombinasyonlar oluşmuştur.
* * *

Mikro makro her boyutta birimlerin var oluş amaçları (ayanı sabiteleri) doğrultusunda zahir olmaları kesreti alemini, yani bize göre yaşamı oluşturmaktadır.

Yaşam, Hak’kın birim adı altında dilediği manaları ortaya koymasının adıdır. Başka bir tabirle yaşam; Hak’kın tüm boyutlarda zahire çıkardığı manaların, Hak tarafından, ortaya konduğu boyutun varlıkları olarak algılanır olmasından başka bir şey değildir.
* * *

Cumartesi, Pazar, Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma diye anlatılan tüm safhalar, zati boyutta AN içre geçen oluşumlardır. Zati boyut zaman ve mekandan münezzeh olduğundan söz konusu süreçler ancak “AN” veya “Dehr” deyimi ile ifade edilebilir. Binanaleyh CUMA kelimesi de bu manada “AN”a karşılık gelmektedir.
* * *

Bizce hadisi şerifte geçen “Adem” sözü İnsanı Kamil Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin hakikatine atfen söylenmektedir. Zira Efendimiz “Adem su ile toprak arasında iken, ben Rasuldüm.” buyurmuşlardır. “ALLAH önce nurumu halk etti. Nurumdan da alemi halk etti” hadisi de aynı manadadır. Bunun açıklaması, “Her şeyin, tüm varlığın hakikati Muhammedi boyuttur” demektir.

Buna göre hadiste geçen “türbe’yi (toprağı, yeri, mezar’ı)” sözü gerçekte, Dünyayı da kapsayan tasavvufta NOKTA tabir edilen, içinde yaşadığımız EVREN boyutuna işaret etmektedir. Çünkü aslı esma mertebesi olan Evren yani Nokta, hakikati Muhammedi başka bir tabirle Kozmik Bilinç veya Ruhu Azam denilen bir yapının eseridir.
* * *

“ALLAH Adem’i Cuma günü ikindiden sonra, yaratılanların en ahiri olarak, ikindi ile gece arasında, Cuma saatlerinden son saatte halketmiştir…” cümlesini Efendimizin hakikatine işaret eder şekilde açarsak; “ALLAH indindeki sayısız AN’lardan bir AN’da manalarını İNSAN (İnsanı Kamil = Ruhu Azam = Kozmik Bilinç = Nokta = Evren) suretinde olarak ortaya koymaya hükmetmiştir.” şeklinde yorumlamak mümkündür ki, bu da Evrenimiz dışında Kainatta sayısız AN’larda meydana gelen sayısız Evrenlerin varlığına işaret eder.

Bu durum ilk defa Üstad Ahmed Hulûsi tarafından “K” misali ile açıklanmıştır. Anladığımız kadarı ile; Kainatın aslı olan boyut sınırsız sonsuz şuursal bir platform olarak tasvir edilirken, sözkonusu şuursal platformun üzerindeki sayısız Noktalardan projekte olan ağzı sonsuzluğa açılan sayısız Konilerden (Evrenlerden) söz edilmektedir. Bu Evrenlerden biri de bizim Evrenimizdir.

Ayrıca her Koni (Evren) içindeki sayısız Noktalardan projekte olan sayısız Koniler (galaksiler) söz konusudur. Her bir insan dahi Koni içindeki Konide kendi Noktasından projekte olan bir Konidir.

“Noktadan meydana gelen Koni” deyimi ile bizce; mikro makro her oluşun ilmi ilahide sıfırdan yani yokken var kabul edilmek sureti ile halk edildiğine işaret edilmektedir. Ayrıca mikro makro her birimin, bir diğer birimin kapsam alanı içinde olduğu vurgulanmaktadır. Güneş sistemi ve onu kapsayan Samanyolu, Samanyolu ve sayısız galaksileri kapsayan Evren misalinde olduğu gibi. Mecaz da olsa, böyle komplike bir hakikat ancak bu derece çarpıcı olarak dile getirilebilirdi ancak…
* * *

“Yaratılanların en ahiri olarak” cümlesini, “İNSAN üzerinden, kendisinin anılır bir şey olmadığı, DEHR (AN) içre bir zaman geçmedi mi?” (İnsan Suresi 1. Ayet) doğrultusunda ele alırsak, önce alemlerin (Noktanın=Evrenin), sonra da Noktayı değerlendirmek üzere İnsanın halk edildiğini anlarız.
“Ben gizli bir hazine idim; bilinmekliğimi istedim, âlemi (Esma mertebesini=Noktayı=Evreni) meydana getirdim. Bilmekliğimi istedim, Adem`i (İnsanı Kamil’i) meydana getirdim.” Hadisi şerifi de Adem’in bilmek ve değerlendirmek üzere halk edildiğine işaret etmektedir.

Çünkü değerlendiremeyen, düşünme, tefekkür yetisinden yoksun bir şeyin varlığından söz edilemez. Bu manada bir bilim adamı “Düşünüyorum, o halde varım” demiştir.

Şu da bilinmelidir ki, varlığın TEKliği nedeni ile Adem suretinde değerlendiren de, alemler olarak değerlendirilen de aynı ve TEK varlıktır. TEK varlığın kendini seyri söz konusudur, insan kendisini Tek’ten ayrı görüp kendisinin birşeyleri değerlendirdiğini zannetse de…

Ayrıca “Yaratılanların en ahiri” sözü İNSAN’ın kemalatına yani beyin yapısı itibari ile tüm Kainatı kavrayacak kapasitede olduğuna işaret eder.
* * *

“İNSAN üzerinden, kendisinin anılır bir şey olmadığı, DEHR (AN) içre bir zaman geçmedi mi?” ayetini, “İnsan bir zaman yoktu da şimdi anılır bir şey oldu.” gibi anlamak fevkalade yanlıştır.

Çünkü insan dahil hiçbir şeyin gerçekte varlığı yoktur. Doğal olarak insanı da kapsar şekilde Tek Vücut olarak sayısız evrenlerden (noktalardan), evren içre evrenlerden meydana gelmiş Kainat dahi ALLAH indinde bir HİÇ mesabesindedir. Çünkü ALLAH Ekber’dir ve alemlerden ganidir.

Fiziki bakımdan insanın yeri değil Kainat, değil Evren, değil Galaksi, değil Güneş sistemi, Dünya ile bile kıyaslandığında, koskoca bir hiçtir.. Bu hususun, her şeyin kendisi için halk edildiğini sananlar tarafından iyi bilinmesi gerekir. HİÇ mesabesindeki insan (B sırrı ile yaşıyorsa) aynı zamanda HEP’tir. Bu hususa da yolu Teklik yolu olanların iman etmesi kendi faydalarına olur..
* * *

Cuma ile ilgili iki hadisi şerif daha:

Üzerine Güneş’in doğduğu en hayırlı gün Cum’a Günü’dür… Onda (o günün içinde) Adem yaratıldı, onda cennete dahil edildi, onda oradan çıkarıldı… O Saat ta ancak Cum’a Gününde kıyam eder (kıyamet o gün kopacak).

Cum’a Günü, günlerin seyyidi ve ALLAH indinde en azametlisidir… ALLAH indinde yevm’ül fıtr (Ramazan Bayramı) ve yevm’ül udhıyye’den (Hac kurban bayramı) daha aziymdir… Onda beş haslet vardır: ALLAH Adem’i onda yaratmıştır, onu Arz’a onda indirmiştir ve onda Ademi vefat ettirmiştir… Onda bir saat vardır ki kul onda bir şey isterse- haram bir şey istememişse- mutlaka ALLAH onu verir… Onda O Saat kıyam eder (Hz. Mehdi zuhur eder ve kıyamet kopar).
* * *

“ALLAH Adem’i onda (Cuma’da=An’da) yaratmıştır, onu Arz’a onda (Cuma’da=An’da) indirmiştir ve onda (Cuma’da=An’da) Adem’i vefat ettirmiştir.” buyrulmaktadır.

Görüldüğü üzere ilim boyutunda her şey olmuş ve bitmiş hükmündedir. Yaşananlar, ilim boyutunda yaşanmışın bu boyutta suretlenmiş halinden başka bir şey değildir. Birimlerin her şeyi sanki bizatihi yapıyor gibi algılamaları, TEK’in manalarını şeyin suretinde ve ortamında zahire çıkartmayı dilemiş olmasındandır.
* * *

“Onda bir saat vardır ki kul onda bir şey isterse- haram bir şey istememişse- mutlaka ALLAH onu verir…” cümlesini zahiri manada yorumlamak gerekirse; bize göre o saat, ilk hadiste ve aşağıdaki üçüncü hadisi şerifte işaret edildiği üzere; “ikindi ile gece arasında, Cuma saatlerinden son saattir”.

Muhakkak ki Cum’a Günü, Arafa Günü gibidir… Onda bir saat vardır ki onda rahmet kapıları açılır… Denildi: “Hangi saat?”… “(Cum’a Günündeki) Salat’a nida olunduğunda” buyurdu… (Bazı sahabe rivayetlerinde ise o saat, Cum’a günü ikindiden sonra, gündüzün son saatinde olduğu haber verilir…)

Bu anlamda ikindiye melekut boyutuna atfen orta namaz yani Mutmainne ve Raziye nefs, akşama sıfat boyutuna atfen Mardiye nefs, yatsıya (vitir namazına) atfen de safiye nefs yani zati boyut demek yanlış olmaz herhalde.

Yani Cuma tüm boyutları içeren bir süreçtir. Biz de ezan ve üç aylar ile Cumayı bu sebeple ilişkilendirdik ve yazımıza bu başlığı koyduk. O halde Cuma günlerinin son saatlerini yoğun yöneliş ve dua ile geçirmek akıllıca olur.

Tabii ki HU sadece belli zaman süreçlerinde değil; zatı, sıfatı ve melekutu ile her an, her saniye tüm boyutlarda ve her zerrede aşikar olmaktadır.

Rahman ismi gereği varlığı yoktan, yok olarak ilminde var eden HU, Rahim ismi gereği var kabul ettiği (varsaydığı) varlığın ortaya çıkış mekanizmasını meydana getirmektedir. Sözünü ettiğimiz aşikar oluş, işte bu mekanizmanın (sistemin) eseridir.

Sünnetullah denilen bu sistemde asla değişiklik olmaz. Çünkü yaşanan, ilim boyutunda yaşanmış olandır, ayanı sabitenin, birimsel manada öngörülen proğramın ortaya çıkışıdır.

“Öngörülen proğram” deyimini hem makro ve hem de mikro boyutta düşünmek gerekir. Mikro boyut makro boyuttan ayrı değildir, hatta makro boyutun yapı taşıdır. Evrendeki yaşamı her an değişen tek kare resim olarak algılarsak, insanın da dahil olduğu mikro boyut, makro boyuta işaret eden tek kare resmin bir mikro karesidir, bir fırça darbesidir sadece…
* * *

“Sünnetullah denilen bu sistemde asla değişiklik olmaz.” cümlesinin manasını Güneş sistemine bakarak hissedebiliriz. Güneş sisteminde ve örneği olduğu tüm Kainatta her şey çok dakik, çok hassas dengelere dayanmaktadır. Öyle ki, Dünyanın Güneşe olan mesafesi birazcık değişse dünyada hayat olmazdı.

Onun için Güneş ve Ay ve her şey belli bir proğram doğrultusunda belli bir merkez etrafında hareket etmektedir. Bu sebeple beş duyuya göre bazı şeyler tekrar tekrar yaşanmakta yani yaşanan o şeylerden zahir olan manalar tekrar tekrar etkin olmaktadır. Örneğin dolunayda ayın çekim gücü ile yeryüzünde gelgitler oluşmakta ve insanlarda o günlerde duygusallık ağır basmaktadır.

Gelgitler gibi Regaip, Miraç, Kadir, Cuma gibi AN’lar ay takvimine göre gerçekten tekrarlanmaktadır. Bu, gelen etkilerin tekrarlanması demektir, ancak söz konusu etkilerden zahir olan manalar her defasında birbirinden çok farklıdır. Çünkü “HU her ana yeni bir şandadır.” Yani her şey, her an yenidir. Evrende tekrar yoktur.
* * *

Hadisi şerifte geçen: “Onda (AN’da=CUMA’da) O Saat kıyam eder” cümlesi üzerinde de biraz durmak istiyoruz. Çünkü bu satırlar içinde de derin manalar gizli… Cümlenin sonunda parantez içinde verilen (Hz. Mehdi zuhur eder ve kıyamet kopar.) yorumuna aynen katılıyoruz ve kendi düşüncemizi de bu yorum üzerine inşa edeceğiz.

“AN’da=CUMA’da Hz. Mehdi zuhur eder ve kıyamet kopar.” cümlesini iki boyutta irdelemek doğru olacaktır.

Birincisi birimsel manada olup, kişinin kendini tanıması yani kıyameti ile ilgilidir. “Onda (CUMA’da=AN’da) bir saat vardır ki kul onda bir şey isterse- haram bir şey istememişse- mutlaka ALLAH onu verir.” müjdesinin birimden zuhuru dile getirilmektedir…

Yani birim “salat” durumundaysa o AN’da özünden gelen bir (ilim=ilham=Mehdi) ile kendi varlığının hiç var olmadığını, aslının HAK olduğunu bilir, hisseder, yaşar… Başka bir deyimle kıyameti kopmuş olur. İşte bu hal, Kadir Anıdır.
* * *

İkinci mana ise daha kapsamlıdır ve insanlıkla alakalı ahir zamanda vuku bulacak olan kıyamet alametleri ile ilgilidir. Her şey gibi insanlığın da bir sonu vardır. HU’nun, ilmindeki sonsuz AN’larından bir AN’da hükmettiği, manalarını İNSAN suretinde ortaya koyma dileği son bulduğunda, Muhammed Mustafa (s. a. v.) Efendimizin aynası olarak yeryüzünde Mehdi Rasul zuhur eder.

Mehdi Rasul Ahadiyet ilmi ile zuhur ettiğinden O’nun zamanındaki her oluş pik noktada yaşanır. Ahir zamanda zelzele, sel, yanardağ patlamaları, tayfun gibi tabiat olayları sıkça yaşanır. Salgın hastalıklar ve savaşlar gibi şiddet olayları ile insan sayısı epey azalır..

Tüm bu yaşananlar sebebi ile yokluk ve fakirliğin kol gezdiği bu zamanda insanlar, Deccaliyet ve onu yok eden İseviyet gibi batını etkilere de maruz kalırlar.

Bizce, zahir ve batın aynı olduğundan sözkonusu batıni etki, Deccal’in ve İsa Rasul’ün fizik alemde de zuhur edeceği anlamına gelmektedir. Yani Ahir zaman Mehdi, İsa ve Deccal gibi batıni ve zahiri etkenlerin kendini göstereceği bir altın çağdır aynı zamanda…

Yukarıda sözü edilen eleme mahiyetindeki olaylardan sonra İnsanlık Mehdi ilmi ile aydınlanır. Kanaatimizce insanlık en asgarisi seviyesi ile Mülhime (Hanif) bilincine ulaşacaktır.
İnsanlık adına bu hem iyi, hem de kötüdür.

İyidir, çünkü teklik bilinci tüm insanlık aleminde yaşanır olmuş, din, ırk, renk ayırımı son bulmuş, insanlık huzura ermiştir.

Kötüdür, çünkü bu huzur sonun başlangıcıdır. Belki 200 yıl, belki daha uzun bir süre sonra mülhime bilincinin sonucu olarak her birim kendini HAK gördüğünden yeryüzünde ALLAH diyen kalmayacaktır. İşte o devir insanlığın da sonudur… Doğrusu ALLAH bilir.

(Devam edecek…)

A.İ
Yorumsuz Blog

Reklamlar

2 Responses to “Ezan, Üç Aylar, ve Cuma (1. Bölüm)”


  1. 1 ruh-i latife 28 Şubat 2008, 9:19

    Selam selam
    bu yazınızın son bölümüne katılıyorum… mehdilik ve huzur sonun başlangıcı olacaktır.. ve tabii sizin de dediğiniz gibi doğruyu Allah bilir..

  2. 2 fatma 10 Haziran 2008, 5:38

    Her şey çok güzel ve derin düşünülmüşken, maymunun mutasyona uğrayıp bazı melekeler verilmesiyle insan olması […] anlamış değilim. Gene de ALLAH razı olsun farklı ufuklar açtınız.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: