» Hobi ya da Dedikodu..

gunun-yorumu-yb.jpgDeğerli Okurlar,
Bugün çok önemli bir konuda; Dedikodu-Gıybet konusunda bir hatırlatma yapmamız gerekiyor.
Nereden çıktı dedikodu-gıybet konusunu hatırlatma?..” dediğinizi duyar gibiyiz.
Bugün okuduğumuz bir yazı yönlendirdi bizi, bu hatırlatmayı yapmaya.. Hepsi bu kadar.. Daha fazla açıklama yazmadık, çünkü hoşgörünüzden cesaret alabiliyoruz artık..

Öncelikle belitmeliyiz ki, bu sadece bir hatırlatma yazısıdır. Ve başta kendimiz olmak üzere, söz konusu yazar(lar)a ve tüm okuyanlara sunulmaktadır..

Aşağıda okuyacaklarınız Üstad Ahmed Hulûsi’ye aittir..
Üstadın çeşitli yazılarını taradık ve bugün okuduğumuz yazının ruhu(!) ile ilgili bölümlerini bir araya getirdik.

AHMED HULÛSİ DİYOR Kİ;

Bir mürşidin nasıl davranıp neler öğreteceği, konuyla ilgili kitaplarda detaylı bir şekilde vardır.

Bu terbiyeyi almış biri, daha “levvâme nefs” mertebesine ulaştığında, dedikoduyu, gıybeti, çekiştirmeyi; başkalarının arkasından konuşmayı, insanları maddi veya mânevi beklentileri uğruna istismar etmeyi, baş olma arzusunu, insanlara hakaret etme hâllerini geride bırakır.

Bu, ister yakınları ister uzaktakileri olsun herkese karşı böyledir.

“Mülhime nefs” mertebesinin ilmine ulaşıp bunu yaşamlarında hazmetmeye başladıklarında ise; insanlara büyüklük taslayıp, başkalarının arkalarından konuşup, onları birilerine, ne gerekçeyle olursa olsun gammazlamak veya onların dedikodularını yapmak yerine; tüm insanlara hizmetçi olurlar, ellerinden geldiğince.

Çünkü, bu anlayıştakine göre, karşısındaki Hak’kın varlığıdır ve ona hizmet Hak’ka hizmettir!. Hakkında konuştuğun Hak’tır!.
* * *

Dedikodusu olanın ilmi yoktur; bunu kesin bilin!. İnsanları çekiştirenlerin, bilgisi ne kadar olursa olsun, nefis mertebesi emmâredir; bunu hiç aklınızdan çıkartmayın!.

İlme sarılın ve ilmin yolunda yürüyün!.

Yazdığım bilgilerden yararlanarak yaşamına yön vermeyenlere; dedikodu ve çekiştirmelere devam edenlere; beni görmek de hiç bir yarar sağlamaz!.. Bedeni görmeğe değil, size ulaşan ilmi görmeğe çalışın!. Bedensel beraberlik, dedikodulara ortaklık getirecekse, uzak durmak çok daha hayırlıdr!.
* * *

Müslümanım’ diyen kişi, Dünya yaşamındaki çok sınırlı zamanını, kendini geliştirmek ve geleceğe hazırlamakla değerlendirmek yerine; başkalarının dedikodu ve gıybetiyle harcıyorsa; onun, kendine yaptığı zulmü, asla başkası ona yapamaz!.

Herhangi bir kişi hakkında konuştuğunuz her konu dedikodu kapsamına girebilir ve muhtemelen gıybet olabilir!. “Eğer o konuştuğunuz şey o kişide varsa bu gıybet; konuştuğunuz şey o kişide yoksa bu defa yaptığınız iftiradır!”… “Kişiye günah olarak her duyduğunu başkasına nakletmesi yeter!” uyarılarına çok dikkat etmek zorunludur. Zirâ, gıybet Kurân-ı Kerîm`de “ölmüş kardeşinin çiğ etini yemek” kadar tiksindirici bir olay olarak tanımlanmıştır!. İftiranın faturası ise insanın karşısına nasıl çıkar, hayâl bile edemeyiz!. Şahidi olmadığınız konu hakkında konuşmak ve hüküm vermek çok büyük vebal getirir!.

Bu oluşum, “DİN” olarak anlatılan “Sünnetullah” sonucudur ki; kişi kendisinden açığa çıkanların sonucunu kesinlikle yaşayacaktır!. Yaşamakta oldukları, kendisinden açığa çıkmış olanların sonucudur!. Yaşadıklarından ders almayanların daha yaşayacakları var demektir!.”
* * *

“Gururu yaktı!.

Tek’lik bilgisinin getirdiği gururu… Bilginin kurbanı oldu!

Yaşanmayan teklik bilgisinin getirdiği gurura tâbi oldu!

Aşık olamadı… Aşk yakıp kavurmadı… Hamdı; pişip yanamadı!

Şeyhi de yoktu ki, teslim olsun da o kurtarsın!.

Egosu ağır bastı; aşkı yaşayamadı… Beğendi, ama çok!… Ne var ki sevemedi… Sevdiğinde yok olamadı… Fenâ bulamadı!

“Tevhid” ilmini öğrendi… “Yok”luğu yaşayamadığı için, “aşk”la yanıp her şeyinden geçemediği için, Mülhimede kalakaldı!. “O”nun tekliğine, şehadet edebildi sadece!..

Kâh emmâreye düştü, kâh levvâmede gezindi, kâh mülhimeye çıktı; fâsit daire mekânı oldu!.

Tevhidi, hayâlinde yaşadı!… Hayâlinde, tek oldu!. Avundu! Bazen, hayâlindeki teklikten öteye geçemediğini fark edip, levvâmeye döndü… Bazen de tevhid bilgisi ağır bastı, gene mülhimeye çıkardı!

Gençliğine geldi, “sözler canlıdır”, gerçeğini göremedi; dilinden, ağzından çıkanla kaderinin nasıl yönlendiğini, anlayamadı!

Bende sevgi yoktur”, sözü pahalıya patladı; “aşk” ateşi yakmadığı için tüm varlığını; teklik hayâlinin dalgaları arasında, bir o yana bir bu yana geçti ömrü!. Takipçileri de “tevhidin dedikodusu”ndan daha öteye gidemediler elbette!

“Aşk” yaşanmadan; “aşk” uğruna tüm varlık feda edilmeden, “vahdet” yaşantısı kesinlikle açığa çıkmaz!.

TEVHİD BİLGİSİ, ASLA “VAHDETİ YAŞAMAK” DEĞİLDİR!
……………………………

Değerli Okurlar,
İnanıyoruz ki, bu okuduklarımız biz dahil hepimizde gerekli tesiri yapmıştır. Ama isterdik ki, bir zamanlar “aynı konuda” sayfa-sayfa yazılar yazanlar da okusun bu yazılanları ve kendisine gelsin…

Ve yazılarını yazarlarken lütfen şunu akıllarından çıkarmasınlar:

Günlerini Allah’ı tanıma ve erme yolunda değil de birbirini çekiştirme yolunda tüketenler; İnsanın niye varolmuş olduklarının farkına varamayanlardır.

HOBİLERİN EN KÖTÜSÜ, ilmin dedikodularıyla avunup, onu yaşama geçirememektir!

HOBİLERİ DEDİKODU OLANLAR, “seyri” elde edememişler ya da elinden kaçırmış olanlardır.

Sevgilerimizle.

www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

6 Responses to “» Hobi ya da Dedikodu..”


  1. 1 nazan 16 Ağustos 2007, 1:24

    Üzülerek söylemek isterim ki bazı yazarları tanımak bende derin hayal kırıklıklarına yol açtı. Yaşamak ve yazmak arasında bu denli derin uçurumlar olabileceği eskiden aklıma gelmezdi.

    İşte yine böylesi bir hayal kırıklığı, okuduğum ……… Beyin yazısı ile tekrarlamışken, tüm yazarlarınıza örnek olması gereken cevap yazınız için sizi kutluyorum.

    Biz okurlardan onların egolarını beslememizi bekliyorlar ama bana kalırsa buna hiç ihtiyaçları yok; çünkü kendi narsist tavırlarıyla zaten kendi sonlarını hazırlıyorlar.

    Peki iyi niyetli okurları bu emmare tavırından kim koruyacak? TABİ Kİ O DEDİĞİNİZİ DUYAR GİBİYİM.

  2. 2 Mystery 16 Ağustos 2007, 5:27

    Bu yazıya bir yorum yapayım diye başladım, ama neyi nasıl yorumlayacağımı, kime ne diyeceğimi bilemedim. Örneğin:

    Desem ki “Yorumsuzblog sen haklısın, olur mu öyle şey? İlmi ile amil olmayan alim değildir”..

    Gel gör ki diyemem, çünkü bahsettiği kişinin bir sahibi var, sahibi yaptırmasa yapamazdı.

    Desem ki “Yorumsuzblog, sen de eleştirdiğin kişiyle aynı hataya düşüyorsun!”..

    Ne var ki onu da diyemem, çünkü onun da bir sahibin var, sahibi yaptırmasa yapamazdı.

    O sebeple nasıl yorum yapacağımı ve kime ne diyeceğimi bilemedim.

    Bilemediğim için deseniz ki “Bunda bilinmeyecek ne var, Hak’kı batıldan ayıracak bir yorum yazacaktın. Madem akledemiyorsun, ne diye yorum yapmaya yelteniyorsun?”.. Amma ve lakin size de bir şey diyemem, çünkü sizin de bir sahibiniz var, söyletmese söyleyemezdiniz.

    Edemem kimseye halim hikayet
    Gönül senden kime etsem şikayet
    Neler çektim elinden bi nihayet
    Gönül senden kime etsem şikayet

    Aah Ah!

  3. 3 infinity 16 Ağustos 2007, 11:17

    Sayın Nazan hanımı anlıyorum ama söylediği şeyi okuyunca, nasıl tanıma şansı oldu bilmiyorum ama bütün yazarlar ZAN altında kalmış gibi oluyor. Açıkcası bizi ilgilendirmez insanların hayatları, bizleri dedikleri ilgilendirir.
    Ama tabiki gönül hem ilmi hemde ameli aynı olan birinin yazılarını okumak ister.

    Bu arada sayın Ahmed Hulusi‘nin

    EVLİYA GİBİ KİŞİ NEDEN İMANSIZ ÖLDÜ? yazısını okumanızı önemle tavsiye ediyorum.

    http://www.ahmedhulusi.org/yazi/evliya.htm

  4. 4 ceyda 16 Ağustos 2007, 12:35

    Fravun’u Fravun yapan tek’lik bilgisiydi..

    ”Ene rabbikum ala” Ben sizin yüceler yücesi rabbınız değil miyim? Diye soruyor, tek’lik bilgisini en iyi bilen fravun!..

    Kimbilir belki de efsanevi Mısır kütüphanelerinde ki ‘vahdet’ bilgileri onu fravun’laştırmıştı..
    Ötelerde bir tanrı olmadığını sindirip de, ilahi kuvveleri dışta değil, kendinde bularak tahakkuk eden di fravun!..

    Ne var ki, Kendinsinde bulduğu Allah’a ait kuvveleri karşısındakilerde göremiyor, hz. İsa gibi ”benim de rabbım Allah, sizin de rabbınız Allah’dır ” deyip fravun’laşmış benliğini eritemiyordu!..

    Teklik bilgisi öylesine engindi ki onda, ”yeryüzünde ne kadar yüce sihirbaz varsa getirin bana” diyebilecek kadar kendine güvenli, ”ey Musa, bizden önceki kavimlerin hali ne olacak?” diyebilecek kadar da üstün bilgileriyle karşısındakilerle dalga geçiyordu..

    ”Kolunuzu bacağınızı çaprazlama keseyim de görün” sözü ise, ilahlaştırılmış benliğinin dile gelişiydi.

    Dedi-Kodu mu? O, basit insanların tek yapabildiği şey..

  5. 5 Mystery 16 Ağustos 2007, 2:55

    Beri gel, daha beri, daha beri.
    Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
    Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
    Sen bensin işte, ben senim işte.

    Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
    Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
    Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
    ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?

    Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
    Sağ soluna yan bakar, ne diye?
    İkisi de senin elin, ikiside,
    peki, kutlu ne, kutsuz ne?

    Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
    başımız da tek, aklımız da tek.
    Ne diye iki görür olup kalmışız
    iki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?

    Sen habire gevele dur bakalım,
    habire ‘usul boylu birlik çam ağacı’ de,
    sonu nereye varır bunun, nereye?

    Şu beş duyudan, altı yönden
    varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
    Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
    insanlara karıl, insanlara,
    insanlarla bir ol.
    İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
    Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.

    Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
    Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
    Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
    Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.

    Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
    yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
    hani bademler gibi, bademler gibi.
    Ama hepsindeki yağ bir.

    Dünyada nice diller var, nice diller,
    ama hepsin de anlam bir.
    Sen kapları, testileri hele bir kır,
    sular nasıl bir yol tutar, gider.
    Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
    can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

    * * *

    Siz devam edin dostlar, sakın bana aldırmayın. Hala bir yorum yapabilmek için gayretteyim. “Ha gayret bu sefer olacak derken”, nedense aklıma bunlar geliyor. Dedim ya siz bana aldırmayın, “deli işte” deyip geçin.

    Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
    Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
    Bir öyle garip hale bugün geldim ki
    Sen benmisin, bilmiyorum, ben mi senim.

  6. 6 yusuf 24 Haziran 2008, 7:22

    bi zatın dediği gibi…sus ki edebe eresin..


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: