» “Ben” Kavramı ve Kimlik

syildiz-2.jpg…Sadece O” Bilinç, bütün içindeki çarkların işlevlerinin, bu bütün içinde ne olması gerektiğini ve hangi kimlik ile nerede görev yapmaları gerektiğini bilebilir. Ama çarklılar kendilerini “O” bilinç sanmaya başlayıp yerlerini beğenmez, bir de “ben şurada bu kimlikte rol almalıyım” demeye başlarlarsa, hem çarklar arasında sıkışıp acı çekmeye başlarlar, hem de bütünün işleyişini bozmuş olurlar. Ancak unutulmamalıdır ki, “O” Bilinç ve kudret sahibi saat ustası buna izin vermez ve Saat geldiğinde bunun hesabını sorar.

* * * * * *

İnsan doğumundan itibaren büyüdükçe, giderek değişim gösteren bir şekilde çevre ile iletişime başlar. Öncelikle anne ve babasının kendisi ile sözlü iletişim kurmasını takiben, kendi varlığını çevrede algıladığı eşya, bitki, hayvan ve insanlardan ayrıymış gibi algılama hali ortaya çıkar. Bu andan itibaren ikili ilişki ve ikilik başlamıştır. Bu algı şekli, ergenlik yaşına kadar daha çok düşünseldir. Ancak ergenlik dönemine girilmesi ile beraber, farklı hormonların faaliyete geçmesi sonucu, bedeni tatma ve bilincin kendini beden zannetme hali ortaya çıkar. Artık insan için hayır ve şer kapıları, onun ahiret yaşamındaki yerinin tayin olması için açılmıştır.

Cinselliğin devreye girmesi önceleri latif ve düşünsel olan “Ben” sınırını, giderek katılaştırmakta ve insanın benlik olarak çevresinden kopmasına neden olmaktadır. Artık diğer canlılar ve nesneler ile olan ilişki “ben” ve “onlar” üzerine inşaa edilmeye başlayacaktır. Çevreden, bilinç boyutunda yaşanan bu kopuşun otomatik sonucu bir kimliğe sahip olmaktır. Ayrılık zannı doğal olarak kıyası getirmiş, sonrasında ise, onlar böyle “ben” ise başka türlüyüm, çıkartımına yol açmıştır. Bu durum kaçınılmaz olarak kimliksel kabukları örmeye başlamıştır.

Allah kainatta yarattığı bütün varlıkları kendine kul olmak üzere aletler olarak, sadece varolmaları için yaratmıştır. Yaratılmışa ise “Ben”lik gerekmez, benliğe sadece Allah layıktır. Ancak insan, kendisini çevreden düşünsel olarak ayrı algılama ve odaklanabilmesi sonucu da “Ben” hissine sahip olabilme yeteneğine sahip bir varlıktır. Allah, daha sonra giyeceği elbiseyi kendi isimlerini yansıtabilme kabiliyetinde, kendinde bulunan vasıfların toplandığı bir cem mahalli olarak var etmiştir. Bu nedenle de Allah insanı kendisinin bir çok manasını yansıtabilmesinin yanında, “Ene” yani ben kavramının ne olduğunu da kavrama ve hissetme yetisi ile yaratmıştır.

Ene”yi deneyimlemek varlığa öyle büyük bir kudred hissi verir ki, bu durum Ben diyen insana otomatik olarak hükmetmek ve yönetmek isteği verecektir. Tanımladığı ve diğerlerinden ayrı gördüğü bu ben tanımı aslı itibarı ile dışarısı referansı altında tanımlanmış kimlikten başka birşey değildir. Kişiye göre kendi “ben” liği diğer insanlardan ayrıdır. Bu nedenle kişi diğerleri tarafından eleştirilir veya herhangi bir konuda yetkinlik sergileyemez ise, orijini itibarı ile dışarıdan tanımlanması gereken, ancak kendisinin tanımladığı kimliği tehlikeye girecektir. Bu durum o kişide varlığının tehdit altında olduğu zannını doğuracaktır. Bunun nedeni aslında varlığını “Ben” zannediyor olmasıdır. Kimliği, yani var sandığı benliği yok olursa adeta o da yok olacaktır. Cüzzi olan aklı ona sürekli olarak bu illüzyonu hatırlatarak, onu endişe ve korku ile öz Hakikatinden sürekli perdeleyecektir. Ancak kişi kimlik edinip, bunu da benliği sandığı için, doğrudan kendi varlığını tehlikede sanacaktır. Bu nokta da insanın varoluş serüvenindeki en önemli dönüm noktası ve zannı açığa çıkmıştır. Artık kişi bu noktadan sonra vehmettiği kimliğini “Ben” zannetmekte, ismi ise ona kimliğini çağrıştırmaktadır. Böylece kişi, bu “ben”i düşünsel ve bedenen tatmin etmek üzerine kurulu bir yaşam sürmeye başlar.

Kimlik insanın oynadığı rol ve kulluğu açısından gereklidir. Ancak kimlik benliği taşıyamaz. Kimlikler bize dışarıdan, sistem tarafından verilmelidir. Kişi kimliğini kendisi tanımlamamalıdır. Tanımlamaya kalkar ise, bunun adına “Enaniyet” denir.

Bu şekilde kişi kendi kimlik ve rolünü içeriden kaynaklanan bir şekilde dışarıya kendisi tanımlarsa, sürekli olarak yaşadığı her olayı bu kimliğin duvarına çarptırıp, her şeye bu kalın perdenin ardından bakarak algılamaktan kendini kurtaramaz. Dışarıda kişiler veya kurumlar için oynamamız gereken rol ne ise, onlar için biz kim isek, o kimlikte varolmalıdır. Bırakalım bizi kendileri için kim olarak görüyorlarsa, hayatlarında onlar için o kimlik ile varolalım. Ancak biz içimizde bom boş ve kimliksiz varolmayı başarabilelim.

Bu noktada anlaşılması gereken püf nokta şudur. Ancak bütünü yöneten “O” tek bilinç, bizim bütün içinde yaradılışımıza en uygun rol ve kimliğin ne olduğunu bilebilir. Bir saatin bütününü tasarlayıp yaratan bir saat ustası düşünelim. Sadece “O” saat ustası saatin içindeki küçük veya büyük parçaların hangi parçalar olduğunu, hangi noktada yer alıp, hangi hız ile çalışmaları gerektiğini bilebilir. Ancak bütünün bilincini tasarlayan ve yöneten resmin tamamını görebilir. Sadece ”O” Bilinç bütün içindeki çarklıların işlevlerinin, bu bütün içinde ne olması gerektiğini ve hangi kimlik ile nerede görev yapmaları gerektiğini bilebilir. Ama çarklılar kendilerini “O” bilinç sanmaya başlayıp yerlerini beğenmez, bir de ben şurada bu kimlikte rol almalıyım demeye başlarlarsa, hem çarklar arasında sıkışıp acı çekmeye başlarlar, hem de bütünün işleyişini bozmuş olurlar. Ancak unutulmamalıdır ki, “O” Bilinç ve kudret sahibi saat ustası buna izin vermez ve Saat geldiğinde bunun hesabını sorar. Halbuki, o çarklar kendi kimliklerini ve rollerini tanımlamayı yani “Ene” yi bırakıp, saat ustasına teslim olurlarsa, hem kendileri hem de büyük saatin bedeni tıkır tıkır çalışmaya başlar.

Kendi hayatımızın akışını bu saatin işleyişine, zembereğini kıvrılmış bacak aramızda yatan Kundalini’ye (Vehim Nurunun eşlik ettiği Öz varlık bilgisi enerjisi), fıtratımızı ise, saat içindeki saat ustasının bizi yaratırken bize vermiş olduğu fonksiyona benzetebiliriz. Bu noktada bizim yapmamız gereken şey, hayatımızı “O” saat ustasının, içinde yer aldığımız toplum aracılığı ile bize vermiş olduğu rolün dışında bir rol tanımlamaktan kaçınmak ve fıtratımızı sevip sahip çıkarak ona teslim olup yaşamaktır. Kimlikle ilgili tüm tanımlardan arınmalı ve sadece fıtraten var olmanın nasıl birşey olduğunu anlamalıyız. Çünkü unutmamalıyız ki, kim olduğumuz değil ne olduğumuz önemlidir. Bunun için diyebiliriz ki: Ancak kim olduğunu unutan, ne olduğunu hatırlayabilir.

Sadece var olmak, çocuklukta kaybettiğimiz hazinemizdir. O yaşlarda sadece oyun oynayan insanlardık. Kimliğimiz, doğrularımız, yanlışlarımız yoktu. Çünkü sadece vardık ve oynuyorduk, o kadar. Farkında değildik belki ama bugün hiç olmadığı kadar Allah’a yakındık.

Unutmamalıyız ki Hayat, yüce yaradanın kurallarını koyduğu, rollerimizi biz sahneye çıkmadan çok önce Fuad denilen “Nokta”mızın titremeye başlaması ile belirlediği, sürekli olarak kendi kudreti ile her şeyi kontrolü altında tuttuğu ve bir an bile dikkatini üzerinden kaçırmaksızın yönettiği koskoca bir ilahi oyundur. Bizde bu ilahi oyunu kainat denen sahnede “O”nun belirlediği roller aracılığı ile oynayan oyuncularız. Her şey “O”nun bir “an”lık hayalinde oynandı bitti bile. Bundan dolayı yine unutmamalıyız ki, bu oyun kazanılacak değil, oynanacak bir oyundur. Ama “O” nun koyduğu kurallarla! (Sünnetullah)

Umalım ki yaradanımız tasarladığı ve sergilediği ilahi oyunlarında bizim için ezelde güzel roller dilemiş olsun.

Tabi ki her şeyin doğrusunu, her şey olandan başka bilecek yoktur.

Saygı ve Sevgilerimle.

Ş. Yıldız
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

4 Responses to “» “Ben” Kavramı ve Kimlik”


  1. 1 Halim 27 Temmuz 2007, 4:20

    Biz kendimizden mi ibaretiz…
    Ben dediğimiz doğumdan itibaren… diğer BEN diyenlerin bize kattıklarının toplamıdır.
    Ama biz öylesine ben düşkünüyüzdür ki, ondan başkasını pek hesaba katmak istemeyiz.
    “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır” buyurur Allah.
    Evet başıboş değilizdir, her ne kadar biz öyleymişiz gibi yaşamaya çalışsak ta… İşleyen bir sistem vardır.
    Ve bu sistemi KURAN vaadinden asla dönmez.
    O ezelde herşeyi takdir etmiştir. O’nun nazarında herşey AN’ da olmuş bitmiştir. Tüm yaşananlar bizim neden ve sonuçları algılamamız içindir ki, günü geldiğinde yaptıklarımızın karşılığını gördüğümüzde
    kimseye söyleyecek sözümüz olmasın..
    “O gün size hesap sorucu olarak kendi nefsiniz yeter” buyuran Allah
    kurtuluşa erenlerden eylesin bizleri inşallah.
    Sevgi ve selamlarımla.

  2. 2 özde 30 Temmuz 2007, 10:48

    Sevgili Dostlar,

    Hiç ama nasıl bir hiç? Hiç var olmamış nasıl hiç olur? Var olan ise nasıl hiç olur? Varlık varsayım ise Mutlak gerçek nedir?

    Sözü dallandırıp aklımızı karıştırmıyalım…İllallah.. ya Hu.. illa Hu…saygılarımla..

    Üstad Ahmed Hulusi bu konuda bakınız neler diyor?..

    O, Evren!… O, Âlemler!… O, “Ruh” adlı melek! O’nun da, “nefs”i var…

    O’nun da “kalb”i var…O’nun da “Ruh”u var…O’nun da “Sır”rı var…

    O’nun da “Hafî”si var… Ve “Ahfâ”sıyla; NOKTA !

    O bedenin, bir de ruhu var; tıpkı, bizim ruhumuz gibi!
    O bedenin, şuuru var; tıpkı, bizim şuurumuz gibi!
    O bedenin, “ben”i var; tıpkı, bizim “nefs=ben”imiz gibi!
    O bedenin “ben”inde bilinç var, kendi varlığına ve boyutsal sonsuzluğundaki hiçliğe! Tıpkı, derûnumuzdaki hiçliğimize olduğu gibi!

    O, sonsuz, sınırsız; adı “evren”! Oysa, yaratılmışın rölatif kavramı sonsuzluk, sınırsızlık!

    “Ben” sonsuz, ebedî; adım “insan”!

    “O”, mahlûk, yaratılmış; “RUH” adıyla isimlenmiş!
    “Ben”, mahlûk, yaratılmış; “insan” adıyla isimlenmiş…
    O’nun organları yenileniyor, bedeni yenileniyor; süpernovalar patlayıp, yerlerine yenileri oluşuyor! Sonsuz…
    Benim, organlarım yenileniyor, bedenim yenileniyor; hücrelerim patlayıp ölüyor, yerlerine yenileri oluşuyor!
    O’nun bedeninin ruhu var, bedenini ayakta tutan! Ruhunun şuuru var sistemini organize eden!
    Benim bedenimin genleri var, bedenimi organize edip ruhumu açığa çıkaran!
    Ben yolculuk yapıyorum, O’nda… O’na… O’nunla!
    O seyrediyor bende; beni, benimle!
    Urûc ediyorum semâma!…
    “Kalb”ime, “ruh”uma, “sır”rıma, “hafî”me; “ahfâ”da!
    Hiç oluyor insan; Hep oluyor O!… Seyredilen ve Seyreden!
    “Kalb”imle düşünüyor, “nefs”im!
    “Ruh”umla esmâyı seyrediyor…
    “Sır”rımla müsemmayı görüyorum…
    “Hafî”de yalnızca “ben” varım diyor!… Hitabı işitense, “Kendisi”!

    “Ahfa”da… Hişşşt! Dur ve sus orada!
    O evren!… O, âlemler!… O, “Ruh” adlı melek!

    O’nun da, “nefs”i var…
    O’nun da “kalb”i var!
    O’nun da “Ruh”u var!
    O’nun da “Sır”rı var!
    O’nun da “Hafî”si var!
    Ve “Ahfâ”sıyla; NOKTA !
    NOKTA, evren!… Evrende nokta, ben!
    Nokta, mahlûk; nokta yaratılmış!

    Noktada bir hiç olan ben; fakîr, garîb, âciz, muhtâç!

    (Doğrusunu Allah bilir.)

  3. 3 nilüfer 30 Temmuz 2007, 12:53

    Ancak unutulmamalıdır ki, “O” Bilinç ve kudret sahibi saat ustası buna izin vermez ve “Saat” geldiğinde bunun hesabını sorar.

    Hem izin verilmiyor hem de hesap soruluyor. Ben burayı anlayamadım…

    Bir de ”DUA” mekanizması var.. Hz. Muhammed’in (s.a.v) nasıl dualar ettiğini biliyoruz. (fakirlikten, çaresizlikten, yoksunluktan sana sığınırız Allah’ım) Aklımda olanlardan bir tanesi.
    Dua etmek; bu halimi beğenmiyorum daha iyi şartlarda yaşamak istiyorum anlamına da geliyor bana göre.
    Samimi olarak söylüyorum ki, benim kafam karışıyor bu yazılanlardan.
    Bilmem anlatabildim mi ?..

  4. 4 özde 30 Temmuz 2007, 2:09

    Sevgili Nilüfer;

    BEN” dediğimiz varsayımın, Mutlak BEN’e ait olduğunu anlayıp bir yaşayabilsek; “Sen çıkınca aradan, yalnız kalır Yaradan” hükmü tahakkuk edecektir ki, SEN yoksun ki şerrin olsun. Ya da ne kadar şer varsa hep bu BEN varsayımdan kaynaklanıyor… Acizane öyle anlıyorum ya da anlamaya çalışıyorum..

    Bu sırrı da, Allah’ın Ehadiyet’i ile Kader mevzunu birleştirip bir yere oturtmadan çözmemiz mümkün görülmüyor.. Ama bu işi nasıl gerçekleştireceğiz bütün mesele bu… (olmak ya da olmamak bütün mesele bu) Allah, kolaylaştırmış ola cümlemize..

    İşte dostum hesap BEN diyenlere soruluyor yalnız… Kendinden geçenlere sorgu sual yok, inan..

    Bu konuda Kur’an-ı Kerim de geçen ilgili ayetleri dikkatle bir daha tetkik edersek; umarım hepimize çok faydalı olur..
    Saygılarımla

    NİSA SURESİ
    78-) Eyne ma tekûnu yüdrikkümül mevtü velev küntüm fiy burucin müşeyyedetin, ve in tusıbhüm hasenetün yekulu hazihi min ındillahi, ve in tusıbhüm seyyietün yekulu hazihi min ındike, kul küllün min ındillah* femali haülail kavmi la yekâdune yefkahune hadiysa;

    Nerede olursanız (olun) ölüm size ulaşır… Buruc-i Müşşeyyede’de (sağlam/yüksek burçlarda) olsanız bile… Eğer onlara bir hasene isabet ederse: “Bu Allah indindendir” derler… Şayet onlara bir seyyie isabet ederse: “Bu senin indindendir” derler… De ki: “Küllün min indillah = hepsi Allah indindendir (zira ğayrı bir vücud ve müessir yoktur)”… Şu kavme ne oluyor ki, nerede ise bir söz (bile) anlamıyorlar (akılsızlar)?.

    79-) Ma esabeke min hasenetin feminallahi, ve ma esabeke min seyyietin femin nefsike, ve erselnake lin Nasi Rasûla* ve kefa Billahi şehiyda;

    Hasene’den (pozitiv, Hakka ait şey) sana ne isabet ederse, Allah’dandır… Seyyie’den (negativ, terkibi yük) sana ne isabet ederse, nefsin’dendir… Seni insanlara Rasûl olarak irsal ettik… Şahid olarak Allah (B sırrınca) kafidir.

    HADİD SURESİ
    22-) Ma esabe min musıybetin fiyl’Ardı ve la fiy enfüsiküm illâ fiy Kitabin min kabli en nebraeha inne zâlike ‘alellahi yesiyr;

    Arz’da (dışınızda) ve nefslerinizde (içinizde) isabet eden (size vaki olan) hiçbir musibet yoktur ki, biz onu (“Bari” isminin bir gereği, tam zamanında ve herşeyle uyumlu olacak şekilde) yaratmamızdan önce bir kitab’ta (yazılı, takdir edilmiş) olmasın… Muhakkak ki bu Allah üzerine çok kolaydır.

    TALAK SURESİ
    3-) Ve yerzukhu min haysü la yahtesib* ve men yetevekkel ‘alellahi feHUve hasbüh* innAllahe baliğu emriHİ, kad ce’alAllahu likülli şey’in kadra;

    Ve onu, ihtisab etmediği (hesab etmediği, zannetmediği, ummadığı) bir taraftan rızıklandırır… Kim Allah’a tevekkül ederse, (Allah) ona yeter… Muhakkak ki Allah, emrini yerine ulaştırandır (emrini vuslat edendir?)… Gerçekten Allah, herşey için bir kader (takdir, ölçü; sistem, ecel, süreç, denge) kılmıştır.

    Not: 2. ayetin sonu ile 3. ayet hakkında bazı hadis-i şerifler:

    Abdullah İ. Abbas r.a. rivayet ediyor ki, Rasûlullah s.a.v. “Kim Allah’dan ittika ederse, (Allah) onun için bir mahrec (çıkış yeri) oluşturur” kavli hakkında şöyle buyurdu: Dünya’nın şüphelerinden (sıkıntı ve imtihanların tereddütlerinden), ölümün sarhoşluklarından ve kıyamet gününün şiddetlerinden bir çıkış (kurtuluş) tur.

    Ebu Zerr-i Ğifariy r.a. dedi ki, Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Muhakkak ki ben bir ayet biliyorum ki, eğer insanlar ona sarılsaydılar, onlara yeterdi”.. Sonra: “Kim Allah’dan ittika ederse, (Allah) onun için bir mahrec (çıkış yeri) oluşturur… Ve onu, ihtisab etmediği (hesab etmediği, zannetmediği, ummadığı) bir taraftan rızıklandırır” ayetini tilavet etti…

    Abdullah İ. Abbas r.a.dan rivayet ediliyor ki Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Kim isitiğfarı çoğaltırsa (çok istiğfarda bulunursa) Allah onun için her kederden bir kurtuluş, her darlıktan bir çıkış oluşturur ve onu ummadığı bir taraftan rızıklandırır”.

    Sevban r.a.dan rivayet ediliyor ki, Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Muhakkak ki kul, günahı sebebiyle, kendisine isabet edecek olan rızkından mahrum olur… Kaderi, ancak dua geri çevirir… Ömrü de ancak Birr (yakınlık sağlayıcı ameller, iyilik) artırır”.

    Hadis-i Şeriflerin işaret ve tebşiratı böyle… Kanaatımıza göre aslolan ayetteki takva, sabır, tevekkül gibi sahih imanla ilgili meziyetleri ve idrakları ortaya koymaktır… Ancak ayetin zikir yollu faydası da geçerlidir… Ne tür bir sıkıntı ve darlık olursa olsun, ondan bir çıkış-kurtuluş arayanın bu tabii dua halini bu ayetin zikri ile takviye edebilir… 1000, 3000 defa, hatta o sorun çözülene kadar devamlı zikri çekilir…
    Bu maksatla okumak için ayetin okunuşu şöyledir: <>


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: