» ÖNCE, SONRA !

gunun-yorumu-yorumsuzblog.jpgBir adamın (Adem’in) tasavvuf hakkında birilerine birşeyler nasihat etmesi veya yazarak öğretmesi için; ÖNCELİKLE kendisinin tasavvuf felsefesinin ilmini öğrenmekle yetinmeyip, YAŞAMASI gerektiğini biliyoruz öğrendiklerimizden..

Yakın geçmişinde çevresi ile takışıp, bir takım gerilimli olaylar yaşadıktan sonra kalkıp, tasavvuf yolunda nasihat vermeleri hiç hoş karşılanmaz SONRA!

Bunları neden mi yazdık?.. Bir Yüce‘nin sözlerini sizinle paylaşmak isteriz önce;

Diğer ilimleri tetkik ettikten sonra bütün gücümle sufilerin yoluna yöneldim ve yollarının ancak ilim ve AMELLE tamamlandığını anladım. Onların ilimlerinin gayesi NEFSİN GEÇİT YOLLARINI kesmek, onu kötü huylardan ve kötü sıfatlardan uzak tutmaktır. Ta ki, kalp Allah’tan gayrı şeylerden arınsın ve onun zikriyle süslensin…
Bende şu kanaat meydana geldi: En büyük sufilerin elde etmek istedikleri, ÖĞRENME İLE DEĞİL de ZEVK, HAL ve SIFATLARIN DEĞİŞMESİ YOLUYLA idi. Sıhhatin ve tokluğun tariflerini, sebeplerini ve şartlarını bilmekle sıhhatli ve tok olmak arasında ne kadar fark varmış…
Aynı şekilde, zühdün hakikatini, şartlarını ve sebeplerini BİLMEK ile ZAHİDANE HAYAT YAŞAMAK ve nefsin dünyadan uzaklaşması arasında bir fark vardır.
Sufilerin söz değil, HAL SAHİPLERİ olduklarını iyice anladım. Okumakla öğrenilebilecek olanları elde ettim. Artık dinleme ve öğrenme ile değil de zevk ve süluk ile elde edilebilecekler kalmıştı… Ahiret mutluluğu için tek yolun, takva ve NEFSİN HEVA VE HEVESTEN MEN EDİLMESİ olduğu kanaati doğmuştu…
(Gazali; el Munkız -A. S. Furat nşr, 70)

Evet günümüzde tasavvufla ilgilenip, SPEKÜLATİF BİLGİLERLE DONANMIŞ ve bu bilgileri, gerçeği yakalamanın biricik aracı sayanlara bir kere daha hatırlatmamız belki faydalı olabilir;

Müslüman’ın hizmeti bütün insanlığa yönelik olacaktır. Çünkü o, “bütün varlıkların rahmeti” bir Rasulün temsilcisi olarak iş görmektedir. İnsanlığı bir BÜTÜN olarak düşünüp hizmetini bu BÜTÜNE yöneltmek onun lütufkarlığı değil, görevidir.
SONRA O, BİRLİĞİ ÇOKLUKTA ARAYACAK ve ZIDLARIN VARLIĞINA bakarak BAZILARINA, BAZI ŞEYLERE DÜŞMAN OLMAYACAKTIR. Zıdlar olmasa o, kemalini elde edemezdi. Zıdları, insanın ve varlığın tekamülü için ilahi lütuflar olarak görecektir.

Diyeceklerimiz burada bitmiyor…
Selam ve sevgilerimizle,

www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

10 Responses to “» ÖNCE, SONRA !”


  1. 1 B.B. 10 Temmuz 2007, 11:35

    Siz hiç muntakim isminin manasını duymuş muydunuz. Ne işe yarar biliyor musunuz?

  2. 2 Üzgün 11 Temmuz 2007, 2:16

    Tasavvuf Ehline bak! Bu mudur yani?!…

    Sufizmde Günün Yorumu çıkıyor. Başlık: ÖNCE!
    Sonra Yorumsuz’a yazı çıkıyor: ÖNCE, SONRA!

    Allah lütfu bir ilmi paylaşan, üstelik; insanları bilgilendiren kalemlerin haline bak!..

    Bu mudur Efendiler?!…
    Soruyorum bu mudur?…

    Babıali kalemşörlerinin gazete tirajı için atışmaları gibi….

    Biz ilim almak, Hakka varmak istiyoruz…

    BENLİKLERİN SIRITTIĞI ATIŞMALARI BAŞKA YERDE YAPIN LUTFEN!…

    Allah rızası için!

  3. 3 ahiretlik 11 Temmuz 2007, 2:18

    Muntakim: Zarar vereni yaptığının karşılığıyla ödeştiren.

    Kamil insanda bu ismin açığa çıkışı birim nefsinin arzuları doğrultusunda değil, Allah’ın emri ve bütünün menfaatleri doğrultusunda olabilir. Hz. Ali ile ilgili meşhur hikayeyi bilirsiniz.

    Hz. Ali müşriklerden bir adamı tutup İslam’a davet ediyor, kabul etmezse oracıkta öldürecek, fakat adam cevap olarak Hz. Ali’nin yüzüne tükürüyor. Hz. Ali o anda adamı bırakıyor. Adam Hz. Ali’ye az önce kendisini öldürecekken neden bıraktığını soruyor. Hz. Ali de “Önce seni Allah için öldürecektim, ama yüzüme tükürünce işin içine nefsimin karışmasından çekindim ve bıraktım” diyor.

    “Muntakim” isminin fiilen olarak açığa çıkışını da bu şekilde değerlendirmek gerekir kanımca.. Yoksa nefsi tatmin etmek kemalattan sayılmaz.

  4. 4 Halim 11 Temmuz 2007, 9:26

    Ben de Üzgün arkadaşımız gibi düşünüyorum.
    Yüreğimin burkulduğunu hissettim… ben de üzgünüm

  5. 5 kaygusuz 11 Temmuz 2007, 9:39

    Bu yazının amacıyla,içeriği ne kadar da çelişkili …

  6. 6 Ahyar 11 Temmuz 2007, 10:13

    Çok genç yaşlarımda kaderim gereği karşıma çıkan, hayat deneyimlerinden çok istifade ettiğim ve bana sık sık öğütler veren bir büyüğüm vardı. Bir seferinde bir dostum tarafından haksızlığa uğramış ve bunu hazmedememiştim. Bu sebeple her fırsatta çevreme davamda haklı olduğumu anlatmaya çalışıyordum. Bir gün bana dedi ki: “Güzel kardeşim, boş yere kendini üzüp çabalıyorsun. Şu fani dünyada huzurunu kaybetmeden yaşaman için öğrenmen gereken en önemli kurallardan biri de haklı olmanın her zaman insana bir şey kazandırmadığını görüp hazmetmendir. Diyelim ki herkese haklı olduğunu ilan ettin, ne olacak sanıyorsun? Zamanı geri sarabilir misin? Olanları ve yaşanan üzüntüleri geri alabilir misin? Haklı olman seni yüceltir mi sanıyorsun? Yanılıyorsun, dünya senin gibi haklı olduğu halde haksızlığa uğramış insanlarla dolu.. Hiç biri de haklı olduğundan ötürü ödüllendirilmemiştir, haklılıklarını ispat ettikleri halde.. Pek çok masum ve haklı insan pisi pisine katledildi gitti. Kimse onların ardından bir şey yapamadı, “vah vah” demekten gayrı. Anılarına bir heykel dikilmedi, haklı olduklarının anlaşılmasından bir karları da olmadı. O halde bu çabalama, bu gayret niye? Boşa harcanacak zamanımız mı var? Önemli olan kader gereği yaşadıklarımızı bu kaderi yazandan bilip, her ne olursa olsun rıza gösterebilmek ve işini O’na havale edebilmektir. Huzura kavuşmanın tek çıkar yolu kaderde olup yaşanana rızadan ve Allah’a tevekkülden geçer, haklılığı veya haksızlığı ispattan değil… ”

    Zaman her şeyin ilacı derler, bana da zaman bu öğütlerin ne kadar doğru olduğunu öğretti. Ben de sizlerle bunu paylaşmak istedim. Eğer acilen huzura kavuşmak istiyorsanız, bana yapılan bu öğüdü aklınızdan çıkarmayın ve boşa zaman kaybetmeyin. Çünkü haklı olduğunu ispat etmek birim nefsinizin arzusudur. Bu arzuyu tatmin etmek sizi huzura kavuşturmadığı gibi bir kazancınız da olmaz. Bu sebeple nefsiniz de tatmin olmaz. Bu tatminsizlik hırsınızı büyütür ve başlarsınız başka bir haklılık davasının savaşını vermeye.. Dipsiz kuyuya inmek benzeri kaybolup gidersiniz bu hedeflerin ve nefsinizin arzularını tatmin peşinde.. Olgunlaşamadığınız gibi, büsbütün birim nefsinizin esiri olup ıstırabınız asla sona ermez. O halde nefsi değil aklı dinleyip, rıza ve tevekkül ile huzura kavuşmak tek çıkar yoldur.

  7. 7 Derya 11 Temmuz 2007, 10:35

    Anlayabilene!…. Yazı aslında çok şeyler anlatmaktadır.
    İlim kuru kuru hiç bir işe yaramayacağı açıkça ortadadır.
    Ama amelle birleşince işte o zaman yollar yakınlaşır.
    Bilmek değildir önemli olan YAPAbilmektir. Gerçeğe ışık tutan.

    Hani öğrendiğimiz gibi şeytan yüksek bir bilinçtir. Şeytanlık yapmamak ise kamil insan bilincidir. İşte burada da birşeyler yapmanın veya yapmamanın önemi vurgulanmıştır.
    Sözün özü anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az, sakın yanlış anlamayalım “sen nasıl anlatırsan anlat söylediklerin karşındakinin anlayışı kadardır.” Bunları biliyoruz.

    Burada yorumcuyu yermek değil “bize acaba ne demek istiyor.?” diye durup düşünmek lazım geleceği malumunuzdur. İlim=Amel (Halllenmek) bundan biri olmazsa işte o zaman bir uygunsuzluk olacağı akıldan çıkartmamak gerekir. Ancak bu yolda ikisiyle bir yürünür. (İlim=Amel) ikiyi bir etmek acaba bu olmasın sakın!

    İlminiz yoldaş, ameliniz sırdaşınız olsun.
    Sevgi ve Saygılarımla.

  8. 8 Derya 11 Temmuz 2007, 11:18

    Pardon ilk yazımda ben tasavvuf hakkında olan yazı için anladığım üzere cevap vermiştim. Ama “Yakın geçmişte çevresi ile takışıp …..nasihat vermeleri hiç hoş karşılanmaz diyor.” bu paragraf için böyle düşünmüyorum. İnsan ne kadar kötü olursa olsun; ondan da pekala çok şeyler öğrenebilir. İyilik ve kötülük gören göze göre dir ne de olsa. Herkesin görüşüne saygı göstermek lazımdır. Çoklukta birliği görmek sevgi ve hoşgörüden ileri gelir.
    Sevgi ve Saygılarımla,

  9. 9 müceddid 12 Temmuz 2007, 8:21

    Devam edin kardeşim, devam edin !!!

    Bakalım bunun sonunda ne olacak?
    Eminim ki kazanananı da olmayacak!
    Olan biz ilim alma peşinde olanlara olacak. Bir müddet kavganızı seyredeceğiz ve siz yorulduğunuzda artık sıra bize gelecek. Kusura bakmayın ama, bizler siz yorgun durumdayken, vurdukmu oturturuz kardeşim. Lütfen, ama lütfen tasavvuf ehline yakışmayan tavırları bırakın. Hala çevrenizde sizi izleyen ve takip eden birileri varken. Bu böyle devam ederse etrafınızda kavganızı ayıracak birini dahi bulamazsınız.

    İlim ve konu çatışmasına her zaman varım, amma kişiliğe gelince herkes fıtratınca der çekilirim. Lütfen sizler de böyle yapın. Göreceksiniz ki sizler ve özellikle bizler çok mutlu olacağız.

    Hürmet ve dualarımla!!!

  10. 10 FARK 14 Temmuz 2007, 11:55

    İnanmadan Göremezsin

    Beyin, duyularla, varlığın “çok”luğunu görür…

    Bilinç, “ALLAH” ismiyle işaret edilenin TEK’liğini…

    Her gününü yaşadığın varlığa bir bak!

    “Birçok” ayrı varlık ile birebir (beraber) misin?

    Yoksa, TEK ile “birlikte” misin?

    Eğer “çok” sayıda varlıklar olduğu inancına göre konuşup, düşünüp, sonuca varıp, davranıyorsan; “ALLAH”ın TEKliğine İMANı ne zaman ve nerede yaşayacaksın?!..

    06.04.2000
    GİZ’li Gülşen
    Ahmed Bâki


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: