» DECCALİYET

deccaliyet2.jpgAncak Deccaliyet, güç sizde diyerek bilinciniz aracılığı ile size ‘İlmin var işte, istediğini “yaratmanın” yöntemi, arzula iste, yarat ve kontrolü bırakma, eline al, özlemini çektiğin ve arzuladığın ne varsa senin olabilir. Güç sende‘ diyerek sessice seslenir.
. . .
En zor olan ise, bu sahte cenneti reddetmek ve “Hiç birşey istemiyorum. Allah benim için ne takdir etti ise ben ona razıyım.” diyebilmektir. Asıl olan; hiç birşey istemeden yaşayabilme noktasına ulaşmaktır.
. . .
Uzun lafın kısası Deccal elimize gücü vermekle işte bizlere bu sinsi tuzağı hazırlamaktadır. Unutmayınız ki Şeytan bilinci yüksek bir bilinçtir. Kamil İnsan bilincine ise, Şeytan olup, şeytanlık yapmadıktan sonra ulaşılır.
* * * * * *

Yeryüzünde gelecekte kıyamet zamanında ortaya çıkacağı öncelikle Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) olmak üzere yüzlerce yıldır Hak erenleri tarafından da haber verilen ve ahir zamanın en büyük fitnesi olan Deccal fitnesi, herşeyi ve tüm zamanları bünyesinde bulunduran “an” içinde her zaman mevcuttur. Deccaliyet denilen bilincin en önemli odak noktası “güç”tür. Nerede elinde bir güç, yönetme ve hakim olma, en önemlisi de,  garanti arama düşüncesi varsa, orada mutlaka Deccal bilinç titreşiminin etkisi vardır. Kendini veya bir başkasını güç sahibi ve “Önemli” gören kişi, Deccaliyet frekansının vibrasyonları tarafından çekilmeye uğraşılıyor demektir.

Halbuki unutulmamalıdır ki, Allah’tan başka hiç bir şey önemli değildir. Ancak var olan herşey çok değerlidir. Önem ile değerin farkı ise, önemli olan şeyin kendisine göre konumlanılması ve referans teşkil etmesidir. Değer ise, sadece “Hakk”ını vermeyi gerektirir. Yaratılmış her zerre ise, son derece değerlidir. Çünkü varolanda Allah’dan gayrısı yoktur.

Her insan, aynı zamanda yaratılmış her varlık, bir sistemin içinde yer alarak kapsanmak (Zaman-Mekan) ve kainat içinde bir güç tarafından yönetilmek zorundadır. Bu sistemin arştan aşağıya bir güç silsilesi ile “Ruh”un emri altına aldığı tüm galaktik ve kozmik oluşumların kendi özüne doğru yönetimsel bağlanma şeklidir. “Ruh” emirdir. Esir maddesi ise, emire esirdir. Varlıklar bunun farkında olsun veya olmasınlar diğer bir yüksek bilinç frekansının özden kendine doğru olacak bir şekilde etki alanına, kontrol ve yönlendirmeyi sağlayan bilinç titreşim frekansının içine girmek zorundadır.

Hiç bir nefis yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasın.” (Tarik/4)

Şimdi bu noktada en önemli ve kavranması gereken şey, sistemde hiç bir varlığa, mutlak surette müstakil bir varoluşun ve hakimiyetin verilmiyeceğidir. Ancak Deccaliyet, güç sizde diyerek bilinciniz aracılığı ile size “İlmin var işte, istediğini “yaratmanın” yöntemi, arzula iste, yarat ve kontrolü bırakma, eline al, özlemini çektiğin ve arzuladığın ne varsa senin olabilir. Güç sende” diyerek sessice seslenir.

Yalnız, Allah’ın yarattığı sistemin zahiren varlık alanında göründüğü ve manalarında bir çok zaman etkileri açısından ters etki prensibi ile çalıştığı unutulmamalıdır. Bunu anlamayan bilinç Ahiretini kendi elleri ile ateşe atmış olur. Çünkü aslında güç bende demekle güç başkasının eline geçer. Her yöneldiğimiz olayda teslimiyet gösterilmeden ele alınan haddi aşan her kontrol, Allah’a değil bir başkasına teslim oluştur. Özde ise “Teslim olmak teslim almaktır.” Bunun içindir ki, Allah katında dinin adı İslam’dır. Yani “Allah’a Teslim olmak”. Gücü elimize almak bilincimizi ve “ben”liğimizi büyütmez, tam tersine küçültür. En zor olan ise, bu sahte cenneti reddetmek ve “Hiç birşey istemiyorum. Allah benim için ne takdir etti ise ben ona razıyım.” diyebilmektir. Asıl olan hiç birşey istemeden yaşayabilme noktasına ulaşmaktır.

Ancak insanların çoğu bu bilince sahip değildir. Çünkü özde insan bir aynaya bakarak yaşamaktadır. Siz aynaya nasıl davranırsanız, o da size aynısı ile karşılık verir. Mana boyutunda ise, birşey istemekle, aslında o şey bende yok demiş oluruz ve ayna bize çoğu zaman söyle karşılık verir “evet sende yok! Aynı şekilde vehmi benliğimizi kastederek, “ben”im hayatım üzerinde bağımsız bir gücüm var dememiz, kendimizi cüzzi bilinç ve varlığımızla sınırlamamız sonucunu getirir. Bu zaman da aynı sistemin bilinci bize “senin yaşamında senin çevrenden bağımsız gücün var ve bunun dışında da bir gücün yok” diye karşılık verecektir. Böylelikle kainatın bilinci bizim varoluşumuza ait tüm verileri Ahirette okumamız için farkında olmaksızın bu tanımla şifreyeleyecektir. Hemde sonsuza kadar.

Belki evrensel işleyişin bir kısmını Şeytan bize göstererek, Dünyada bize arzularımızı gerçekliyerek varlık alanına yansıtma şansı verecek ve biz de “ben yapıyorum” diyerek yaşama durumunda olabiliriz. Ancak Ahiret hayatımız tam bir kabus olacaktır. Neden mi?..

Şimdi bir düşünelim. Sisteme biz kendimizi nasıl tanımlamış ve bilincimizden hangi yayını yapmışız. Çünkü bu kayıttan oluşan dünya yayınımızı ahirette haşredip okuyacağımız açıktır. Öncelikle “Benim benliğim ve varlığım bu et ve kemikle sınırlı.” demişiz. Sonra “Ben ve diğerleri var.” diyerek kendi benliğimizi dışımızdan ayırmış ve böylece de diğer varlıklara benlik vermişiz. Yani, “Ben hayatımı yaşarken istediğimi yapıyorum, onlar da istediğini yapıyor.” demişiz. Bu düşünce çerçevesinde (yani birim benlik) daha da ileri gitmişiz ki, en büyük facia da bu noktada açığa çıkar. “Benim hayatımı ben yönetiyorum. Hayatımın gücü benim elimde.” demişiz, ki bunu söylemek otomatik olarak şu anlama gelecektir. “Ben ve diğerleri ayrıdır. Her varlık kendi gücüne sahiptir.” Şimdi bu noktada neye yol açtığımızın farkında mıyız acaba? Otomatik olarak her varlığa ve kendimize ayrı ayrı güç vermiş oluruz. Güçlü olan ise, her zaman yönetir.

Siz sanıyormusunuz ki, kainatta sizden daha güçlü varlıklar yoktur. Allahu Teala Kur’ân-ı Kerim’de “Ademoğlunu yarattıklarımızın bir çoğundan üstün yarattık.” diyor. “Ademoğlu en üstün olandır” demiyor. Dikkat edelim!.. Bu noktada köle olmanız kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu kula kulluk etmektir. Ahiret yaşamında başka boyutlarda hangi güçlere sahip olduğunu bilmediğimiz ne tür varlıklarla karşılaşacağımızı sadece Allah bilir. Bunlardan birinin adeta kölesi gibi yaşamanız artık kaçınılmazdır. Yani cehennem hayatı.

Sakın “Allah beni kurtarır!” demeyin. Kimden meded umuyorsunuz? Sizin “Güç bende!” diyerek gücünü, kendi bilinç yayınınızla reddettiğiniz Allah’tan mı? Haşa! Hakimiyet sadece Allah’a aittir. Kimse de bunu değiştiremez. Ama siz kendi elinizle bundan kendinizi perdelemiş olursunuz. Aynı zamanda, “Diğer varlıkların bana bunu yapmasına Allah izin vermez, onları durdurur” mu diyeceksiniz?…Unutmayınız ki dünyada “Ben ve diğerleri ayrıdır. Benim hayatımın kontrolü ve güçü bendedir.” demek sureti ile otomatik olarak o diğer varlıklara bağımsız güçlerini de kendi elinizle siz verdiniz. Kur’ân-ı Kerim’de Yaratılmış hiç bir varlık yoktur, ki güç ve kuvvetini Allah’dan almasın” buyrulması ne anlama geliyor sizce? Ama siz o ana kadar bunu da anlayamamışsınız. Artık geri ölümü tattıktan sonra dünyaya dönüş de mümkün değil, ki durumu düzeltesiniz. Artık geçmiş ola!

Uzun lafın kısası Deccal elimize gücü vermekle işte bizlere bu sinsi tuzağı hazırlamaktadır. Unutmayınız ki Şeytan bilinci yüksek bir bilinçtir. Kamil İnsan bilincine ise, Şeytan olup, şeytanlık yapmadıktan sonra ulaşılır. Yani tüm gücü bir noktada topladıktan sonra “Aslında “ben” bu et-kemikten oluşan ben değilim. Herşey aslında Öz Ben’imdir ve Zat’ı ise ondan da Gani’dir.” diyerek gücü ve emaneti elinden bırakmak ve Rabbimize ezelde verdiğimiz teslim olma ahtini (takdirimizdeki teslimiyet ve kulluk programı) yerine getirerek insan, yani “Adem” (Adam) olunur. “Adem” olmak ise yok olmaktır. Gücü elinde tutan nasıl yok olsun?… Allah’ın taktirine Teslim olamayan, nasıl ben Allah’a iman ettim diyebilir?… Hz. İsa (a.s) bir hadisinde söyle diyor: “Kainatı bulup zenginleşen ondan vazgeçsin.

Şu noktayı hiç bir zaman unutmamalıyız ki, kendini büyük ve yukarıda görenden, daha aşağısı yoktur. Gücü elinde tutan aslında hiç gücü olmayandır. Teslim olamayanı ise, diğerleri teslim alır. Sonuç olarak Vazgeçemediğimiz hiç bir şey bizim değildir.

Tabii ki herşeyin doğrusunu sadece Allah bilir. Mülk ve Hakimiyet sahibi sadece “O” dur.

Ş. Yıldız
www.yorumsuzblog.net.tc

(Güncelliğini hiç yitirmeyecek olması nedeniyle..
İlk yayınlama tarihi: 08.01.2007 -Yorumuz Blog)

Reklamlar

14 Responses to “» DECCALİYET”


  1. 1 zeynep 6 Temmuz 2007, 4:44

    Bu yazıyı okuyunca aklıma hemen “The Secret” adlı kitap geldi.
    Demek bu kitaplar decalliyeti güçlendiriyor. Küçük, küçük deccaller yaratıyor da diyebiliriz.
    İmtihanımız pek zorlu..
    İnşallah Allah kurtuluşa erenlerden eylemiş olsun hepimizi, Amin.

  2. 2 B.B. 6 Temmuz 2007, 9:38

    Bugün o kitap aklınıza gelir ZEYNEP hanım, yarın biri çıkar bir başka yazı yazar, bu kez bir başka kitap düşüncenizde oluşur. Bu böylece uzayıııp gider. Hanım efendi, bana göre; böyle akıntılara dalacağınıza oturup bu işi öğrenmenin neyin nerden geldiğini bilmenin daha yaralı olacağını tesbit etseniz daha iyi olmaz mı? İNSANIN MAYASINDA VAR OLAN BELİRSİZLİKLERDEN KURTULMANIZ DİLEĞİYLE.
    Selam ve sevgiler…

  3. 3 Harun Colak 6 Temmuz 2007, 9:46

    Selam,
    Allah senden razı olsun, ufkumuzu açtınız.

  4. 4 . 7 Temmuz 2007, 12:10

    TEŞEKKÜRLER, DOĞRU 1 DECCALİYET TANIMLAMASI YAPMIŞSINIZ:

    “BEN EV ALDIM”.., “BEN BU İŞİ YAPTIM”.., “BEN FİLANCAYA ŞU İYİLİĞİ YAPTIM”.., “BEN BUNU YOLA GETİRDİM.., “…”, “BEN ŞUNU BAŞARDIM”……
    NE KADAR ÇOK “BEN” KULLANIRSAK O KADAR ÇOK PRANGA VURUYORUZ KENDİ KENDİMİZE.
    AYDINLANMIŞ KULLAR BİZE DURMADAN IŞIK SAÇIYOR DA NEDEN ANLAYAMIYORUZ?
    ŞARTLANMALARIMIZ MI ?
    PEKİ BU ŞARTLANMALARDAN KURTULMAK ELİMİZDE Mİ?
    NEKADARI ?..
    KİMLERİN İŞİNE GELİYOR “ŞARTLI” OLMAMIZ?
    VE BU KADAR ÇOK CAMİİ (BU KELİMEYİ BİR DEFADA ÇOK CEMAATE SESLENİLEBİLECEK/BİLGİ VERİLEBİLECEK, TOPLANMA YERINİN OLDUĞUNU ANLATABİLMEK İÇİN KULLANDIM-KİMSELER ALINMASIN, LÜTFEN) VAR İKEN NEDEN BU GERÇEKLER AÇIKÇA ANLATILMIYOR KİTLELERE?…

    BU SİTEYE EMEĞİ GEÇEN HERKESE (BUNA BU SİTEYİ OKUYAN HERKES DE DAHİL), BÜYÜK SAYGI DUYMAKTAYIM VE CASARETİNİZDEN DOLAYI HEPİNİZİ TEBRİK EDERİM,

    SEVGİLER.

  5. 5 !Neyhali 9 Temmuz 2007, 11:31

    Sevgili kardeşlerim “SECRET” tavsiyesinde bulunanlar bizlere PARALANMA??? tavsiyesinde bulunmamışlardır elbette. Hayırlar üzerinize olsun.

  6. 6 !Neyhali 9 Temmuz 2007, 11:37

    Yazıyı kendime göre dikkatle okumaya çalıştım. Sevgili yazarımıza şunu sormak gereği hissettim. Şeytan olup şeytanlık yapmamayı bize ayrı bir yazıda kısaca anlatabilirmisin. Hayırlar üzerinize olsun.

  7. 7 . 10 Temmuz 2007, 10:57

    SEVGİLİ ‘NEYHALİ‘ KARDEŞİMİZE BASİT 1 ÖRNEK VERMEK İSTEDİM:
    DİYELİM Kİ 1 ADAM GEÇMİŞİNDE HIRSIZLIK, GASP, İÇKİ VS. “KÖTÜ” İŞLERE BULAŞMIŞ HALLERİ YAŞADI.
    AMA 1 GÜN İÇİNDE Kİ VİCDAN SESİ ARTIK SUSTURULAMAZ HAL ALIR VE ADAM TÖVBE EDER..
    VE HAYATINI İNSANLARI “KÖTÜLERE” KARŞI SAVUNMA TARAFTARI OLUR.
    BU ADAMIN TECRÜBELERİ ONA “İNSANLARI SAVUNMA” GÖREVİNDE BÜYÜK BAŞARILAR GETİRİR (ÇÜNKÜ O DİĞERLERİNDEN -BU HALLERİ BİLMEYENLERDEN- DAHA FAZLA BİLGİ VE TECRÜBEYE SAHİPTİR).
    BU ADAM “ŞEYTANLIĞI” ÖGRENMİŞ VE ARTIK NEYİ YAPMAMASI GEREKTİĞİNİ DAHA İYİ BİLENLERDENDİR…

    YA DA DAHA BASİT ÖRNEK:
    EGOMUZUN TATMİN ÇAĞRISINA (“ŞEYTANA”) UYUP 1 KALP KIRDIK, SONRA GÖRDÜK Kİ HATA ETMİŞİZ VE DERSİMİZİ ALDIK, BUNDAN SONRA BENZER OLAYLARDA DAHA DİKKATLİ OLMAZ MIYIZ? 🙂

    SEVGİLERİMLE .

  8. 8 !Neyhali 11 Temmuz 2007, 12:01

    Selam, verdiğiniz örnek bir yönü ile doğru olabilir. Fakat yazınızın ağırlığını düşünürsek ve İNSANI KÂMİL, sizin tarifinizle kâmil insan noktasına varma kısmında kafalar karışabilirmi aceba. bu yazıları her seviyeden bilincin okuduğunu düşünürsek bunlar demezlermi İnsanı kâmil olan insanları biliyoruz tamamda peki bunlar bu noktadanmı geçerek geldiler hepsidemi önce bu kötü işlerimi yapmışlar diye düşünürlerse kim düzeltecek bu insanların fikrini her an bir bilen bulma şanslarıda yoksa. Fikrim şudur evet Kâmil insan noktasına elbette buradanda varılabilir ve şeytanın bilinç noktası ne kadar yüksek olursa olsun mülhimenin haritasının tamamıda ona ait değildir. Bu durumda önce bu sizin tarif ettiğiniz denemelere girmedende olan İnsanı kâmiller vardır ve en büyük örneğide Hz. RÂSÛLALLAH’tır. Saygılarımı kabul edin.

  9. 9 ahiretlik 11 Temmuz 2007, 1:58

    Her mahlukta sonsuz Allah manaları (isimleri) potansiyel olarak mevcuttur. Ancak mahlukun yaratıldığı boyuta ve fıtri özelliklerine göre, bazı manalar diğerlerine oranla daha baskın şekilde açığa çıkar, bu açığa çıkışla bağlantılı olarak da diğer bazıları örtülü kalır.

    Kamil insanda da Allah’a ait sonsuz manalar potansiyel olarak mevcutken, fıtri olarak (insanlık programı gereği) “esma-ül hüsnâ” dediğimiz “hidayet üzere kemalata erdiren 99 ismin” açığa çıkışı ağırlıklıdır. Bu ağırlıklı isimler, “hidayet üzere kemalata erdiren isimler” olduğundan, aksi olan dalalete saptıran “Mudill” ismiyle işaret edilen mana da örtülü kalır.

    Allah’ın dalalate saptıran olarak bilinen “Mudill” ismi manası şeytanda ağırlıklı olarak açığa çıkan isimdir. (Şeytanda da sonsuz manalar potansiyel olarak mevcut olduğu halde).. Şeytanlarda “Mudill” ismi açığa çıkarken, “Hadi” hidayete erdiren ismi örtülü kalmıştır. Ama bu demek değildir ki Şeytan hidayete erdiren bir mana algıladığında bunu tanımlayamasın. Oysa şeytan hepimizden daha iyi bilir hidayetçileri.. Şeytan hidayeti tanır, bilir, ama hidayete eremez. Mü’minlerde de “Hadi” ismi (ve benzeri hidayete vesile olan isimler) ağırlıklı olarak çıkarken, “Mudill” ismi gibi isimlerin açığa çıkışı örtülü (veya çekinik) kalmıştır. Ama “Mudill” isminin manası potansiyelinde olduğundan, bu ismin manasını tanır. Tanıdığı için de dalalete sapmamak için o ismin açığa çıkışına, hidayet üzere olan isimlerin manalarının çabalayarak engel olur. Zaten fıtri olarak da bunu engellemeye müsait olarak yaratılmıştır.

    Konuya böyle bakınca, “bizde potansiyel olarak mevcut bir kuvveyi tanımlayabiliriz (eğer tanımyamasaydık, hidayet ve dalalet arasındaki farkı idrak etmezdik), ama herhangi bir manayı tanımlayabiliyoruz diye, tanımladığımızı fiilen de açığa çıkarırız anlamına gelmez.

    Toparlayacak olursak, söz konusu cümledeki “Şeytan olmak” tanımı, “Şeytan’a uymak” anlamında kullanılmamış, yukarıda bahsettiğim gibi “Mudill” ismi manasını tanımak anlamında kullanılmıştır kanımca..

    Tabii yazarı ne anlatmaya çalıştığını daha iyi bilir. Bizimki sadece zan üzere farazi bir yorum.

  10. 10 . 11 Temmuz 2007, 11:11

    ELBETTE, GÜZEL KARDEŞİM “NEYHALİ”. KİMİ İNSAN LAR B’İZZAT YAŞAYARAK ÖĞRENİR, KİMİSİ DE DİĞERLERİNİN YAŞADIKLARINDAN DERS ALARAK. VE BAŞKA İNSANLAR DA VARDIR, SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED ALEYHİSELLAM GİBİ-YARADILIŞTAN.
    DAĞIN TEPESİNE GİDEN YOLLAR ÇOKTUR, MÜHİM OLAN O TEPEYİ AMAÇ EDİNMEK VE VARANA KADAR DA GAYRET GÖSTERMEK. YÜCE RABB’İMİZ HER B’İRİMİZİ KENDİ PROGRAMI İLE “VAR” ETTİ (MAİDE 48),
    SEVGİLER.

  11. 11 özde 11 Temmuz 2007, 4:46

    Sevgili dostlar;

    Kıyamet’in alametlerinden El- Mehdi (ar), Mesih, Deccal ve Hz. İsa (as) zuhuru olan dönem içerisinden geçmekteyiz… Bu süreç başlamış olmakla beraber, bizleri bekleyen çok büyük tehlikeleri yaşamamız an meselesi olmuştur..

    Bu konuda Üstad Ahmed Hulusi’nin, Ahmed Baki’nin, @ngelic’in ve diğer gönül dostlarının hoşgörüsüne sığınarak eserlerinden ve makalelerinden EL-MEHDİ (ar) konu başlığı altında derlediğim bilgileri; http://www.forumpaylas.net/dini-bilgiler-f156.html formunda sizlerinde paylaşımınıza sunmak istiyorum, umarım yararlı olur. Saygılarımla..

  12. 12 !Neyhali 11 Temmuz 2007, 10:54

    Teşekkür ederim, sağ ol.

  13. 13 özde 14 Temmuz 2007, 5:59

    El- Mehdi (ar) ne zaman ortaya çıkacak ?

    “Mehdi’nin çıkışından önce, Ramazan’da iki kez ay tutulması olacaktır.” (İmam-ı Suyûtî

    Nitekim bu hesap üzerinde duran bazı müslümanlar, her müceddid`in 200 yılda bir gelmesi hesabına da katarak 7. ve son müceddid`in 1400 yılı başlarında geleceğini ve bunun da son müceddid olması hesabıyla lakabının “MEHDİ” olması gerektiğini ileri sürmektedirler…

    Hicri 1400 yılı başlarında işlevine başlayan zamanımızın “Yenileyici”sinin (belki de hiç tanımadan geçip gideceğiz) ardından, 40 yaşında olarak açığa çıkacağı söylenen “Mehdî Rasûl şimdi aramızda..

    Mehdi (ar)ile ilgili konularda 1980 li yıllarda göreve başladığı söleniyor…doğum tarihi bundan 40 yıl evveli olabilir…

    Bu arada dikkat!…

    Hz. İsa eğer 2000 yıl sonra geleceğini söylemiş ise, ve bunu ölmeden önce söylemişse, 33 yaşında yani milâdî 33 yılında söylemiş olur ki; bu olayın gerçekleşmesi de 2033 yılını bulur; anlamına gelebilir.

    Miladi sıfır yılından 5-7 yıl evvel Hz. İsa (as) doğduğu söylenmektedir.. bu yanılma payı da dikkate alınırsa Hz İsa (as) geliş tarihi 2033- 7=2026 eder ki 2026-2007 =2019 yılına doğru gerilediği görülmektedir…bunlar zamanın yaklaştığını gösteren yaklaşık sayısal değerlerdir.. Doğrusunu Allah bilir…

    Mehdi (ar)nin çıkışının son döneminde ortaya çıkacağı yada; Neptün’ün Kova burcuna girdiği 1998 yılından soraki 24 yıl içinde çıkması beklenmektedir..(1998+24 =2022eder ve 2022 -2007= maximum 15 yıl eder ki daha evvel de Deccalin çıkması mümkün olabilir…)

    Deccal’in şerrinden Mehdi (ar)le uyanlar kurtulabileceklerdir…Deccal çıkmadan evvel El-Mehdi (ar) açığa çıkacağına göre; 15 yıldan da geri gidilirse… Mehdi (ar) ün çıkışına çok az bir zaman kaldığı görülür ki..…( bunlar limit değerler..) zaman çok yakın…

    Mehdi (ar) çıkmadan evvelde 3. Dünya savaşının çıkması çok yakın bir gelecekte yaşanacak olması, bizleri neler beklediğinin gaybi bilgileridir.
    .
    Dileyen dilediği gibi bu uyarıları değerlendirir..malesef işin ciddiyetinden çoğumuz bihaberiz..

    Hz. İSA yeryüzünde 40 yıl yaşayacaktır. Bu 40 yıllık sürenin 9-11 senelik süresi de MEHDİ ile birlikte geçecektir.

    Deccal da, “MEHDİ” lakaplı kişinin ömrünün son 9 veya 11 sene öncesinde ortaya çıkacaktır.

    * Ahmed ve İbn Mace Hz. Ali efendimizden rivayet etmiştir;
    “Mehdi, ehl-i beyttendir. Allah (c.c.) onu bir gecede ıslah eder.”
    …Bir gecede Mehdi’nin ıslah edilmesi sözü ise Cenab-ı Hakkın kendisine kutup mertebesinin verilmesine işarettir. Bu dereceyi çalışmakla, uğraşmakla kazanamaz. Yüce Mevla’nın Kur’an-ı Kerim’de belirttiği gibi Hz. Peygamber’e verilen bu lütuf Mehdi’ye de verilmiştir. Yüce Mevla, Kur’an-ı Kerim’de Şura Suresi 52. ayette Peygamberimize şöyle demiştir:

    “Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu (kitabı) kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru yolu göstermektesin.”
    Mehdi, dini meselelerde zamanındaki müçtehitlerin en faziletlisi ve en mükemmelidir. Bu da onun büyüklüğünü, mertebesinin yüksekliğini, makamının yüceliğini gösterir

  14. 14 özde 16 Temmuz 2007, 10:02

    Düzeltme

    Hz İsa (as) geliş tarihi 2033- 7=2026 eder ki 2026-2007 =2019 yılına doğru gerilediği görülmektedir İFADESİNDEKİ
    =2019 değil sadece =19 yıl olacaktı; yanlışlık için özür dilerim. ÖZDE


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: