» Paralel Evrenler

asm.jpgParalel Evrenler” konusuna girmeden, kısa bir açıklama yapma gereğine inanıyorum: “Farklı fikirler düşünce dünyamıza renk katar” ilkesinden yola çıkan Yorumsuz Blog’a çalışmalarında başarılar diliyorum. Ancak yazarların ve yorumcuların kişisel haklarının öncelikle ilahi ahlak çerçevesinde olmak kaydıyla, gerek kanuni açıdan, gerek medeni açıdan korunması gerektiğine olan inancımı da belirtmek isterim.

Fikrin eleştirilmesi ufku açar ve yeni fikirlerin doğmasına yol açar. Ancak fikir bazında bir eleştiriye yazarın fikrine katılan veya katılmayan yorumcular tarafından şahsi sahalara çekilerek tepki verilirse, Yorumsuz Blog yapımcılarına düşen görev, o yayını durdurmak ve gerekirse söz konusu yazıyı yayından kaldırmaktır. Çünkü bu gibi olaylar yazarların denetimi dışında geliştiği için, masum insanlara istemleri dışında üzüntü vermiş olunur. Bunu denetlemek görevi de yayıncılık ilkeleri gereği Yorumsuz Blog’un görevidir. Kanımca bundan böyle bu tür üzüntü verici olaylar yaşanmamasına özen gösterilecektir.

Her şeye rağmen Yorumsuz Blog’un çalışmalarını ve gayretini takdir ediyor ve destekliyorum. Allah rızasını kazanmak niyetiyle yapılan hiç bir çalışma baltalanmamalıdır. Bilmeden hata etmiş olsalar dahi insanları başlangıçtaki temiz niyetlerine göre değerlendirmek olgunluk ve hoşgörü sahiplerine düşen en önemli görevdir.

Ayrıca, taraftarlık sadece Hak’kın taraftarlığı şeklinde olabilir, aksi halde taraftarlık zihniyeti Allah yanısıra ilahlar doğurur ve kesinlikle kabul edilemez. Mü’minler şunun ya da bunun taraftarı değil, yalnızca Hak’kın taraftarıdır. Hak’kın ölçüsü de bellidir; Kur’ân ve sünnete uygunluk…

………

paralel-evrenler2.jpgGünümüzde din-bilim sentezine sıcak bakmayacak bir tek aklı başında insan olamaz. Ancak bu sentez yapılırken, İslâm dini ve ana ilkeleri sağlam ve değişmez bir mihenk taşı olarak kalmaz da din, bilime göre şekillendirilmeye çalışılırsa, din-bilim sentezinden söz edilemez. Bilim dini diye bir ucube çıkar ortaya… Bizlerin amacı, İslâm dininin bize bildirdiklerini günümüz bilimi ışığında kavramak ise, bilimsel teorilere bu amaç doğrultusunda bakmamız ve değerlendirmelerimizi de bu çerçevede yapmamız gerekir.

Bu noktadan yola çıkarak bir arkadaşımın Paralel Evrenler Teorisi hakkında sorduğu soruya verdiğim ayrıntılı yanıtı Yorumsuz Blog okurlarıyla paylaşmak istiyorum.

Paralel Evrenler Teorisi İslam Dini ile sentezlenebilir mi?

Schrödinger’in Kedisi deneyini pek çoğunuz okumuşsunuzdur herhalde.. Düşünsel bir deneydir, gerçekleştirilmemiştir. Bir zamanlar bu düşünsel deney üzerinde çok düşünmüştüm, ama sonra tutarsız yanları olduğunu görüp üzerinde durmaktan vazgeçmiştim. Aslında bu tür deneyleri detaylı sorgulayan Ruh ve Kaos isimli kısmen bilimsel bir kitabı okuduktan sonra bazı uçuk varsayımlara bakış açım değişmişti” desem daha doğru olacak… Bir süre sonra da sanki yeni bir fikirmiş gibi ortaya “paralel evrenler kuramı” atıldı. Oysa bana göre yeni bir fikir değildi, çünkü Schrödinger’in Kedisi deneyini okuyan herkesin aklına gelecek bir kuramdı. Ama madem sordunuz fikrimi paylaşayım.

Paralel evrenler teorisini eksik, sınırlı ve henüz bebek adımları düzeyinde buluyorum. Büsbütün karşı çıkmıyorum, ama eksiklikleri olduğunu düşünüyorum. Geliştirilmeli! Bu teoriye şu andaki bakış açısını tamamen değiştirerek bakmak gerekir. Ne yazık ki Paralel Evrenler Teorisini ortaya atanların göremediği çok önemli bir nokta var.

Bence bilim adamları filozoflardan bağımsız şekilde teori üretirse, o teoriden hayır gelmez. Herkes bir Einstein olamaz, çünkü onun filozof bir yanı da vardı. Çok zengin bir hayal gücü olmasına karşın, bu hayali mantıklı bir temele de ancak filozof yönüyle oturttu. Dolayısıyla bilim tarihinde çığır atacak bir gelişmeye imza attı. Genel Görecelilik Kuramı.. Henüz onun attığı bu adımın bir benzerini atan bilim adamı çıkmadı bana göre.. Bakalım bundan sonra böyle bir objektif zeka gelecek mi bilim dünyasına?…

Evreni ve yapısını açıklamak için geliştirilen bir teori insana veya herhangi bir yaratılana endekslenirse, çürütülmeye mahkumdur. Dolayısıyla bilim adamları çürütülemez kuramlar geliştirmek istiyorlarsa, acilen felsefi bakış açılarını da geliştirmelidirler. Gelin şu paralel evrenler teorisini din-bilim sentezi yapmak amacıyla biraz inceleyelim.

Bir kere bu teoriye göre sonsuz ve sınırsız olarak açıklanan evren modeli, tamamen “bize göre” sonsuz sınırsız bir evren modelidir. Şu andaki hali tüme varım mantığından türemiştir. Oysa tümden gelim mantığından türemiş olsa veya bu bakış açısıyla teoriyi geliştirebilseler, o zaman eksiklikleri farkedebilirler. Çünkü insana göre açıklanan bir modelde, sonsuzluk da insana endekslenmiş olur. Yani evren sonsuzdur, ama insanı sonsuzlaştıran bir sonsuzluktur. Bu aslında bir anlamda o evren sınırlı demektir, yani sana bağlı bir sonsuzluk ve sınırsızlıktır. Bu evrende ya insanı yaratan bir Yaratıcı yoktur ya da Yaratıcı insandır, insanın üzerinde bir irade yoktur. Böyle olursa da insanı insan yarattı gibi bir noktaya varılır, Mutlak ve Tek Yaratıcı (İrade) devre dışı kalır. Eğer Mutlak ve Tek Yaratıcı fikri dışlanmıyorsa, o zaman da bu teoriye göre evren insanı sonsuzlaştırıp sınırsızlaştırırken onu Yaradan‘ı (Mutlak İrade’yi) sınırlayan, kayıtlayan bir evrendir.

paralel-evrenler.jpgO nedenle evreni anlamak için önce insani bakış açısını değiştirmek gerekir. Başka bir deyişle konuya tüme varım değil, tümden gelim mantığı ile bakılmalıdır. Ancak o zaman söz konusu teorinin eksik yanları farkedilir. Şu haliyle kesinlikle objektif bir teori değildir. Bunun sebebini dilimin döndüğü kadarıyla açıklamaya çalışayım.

Paralel evrenler teorisiyle ilgili görüş kısaca şudur (aslında bu yazacağım paralel evrenler teorisi ile ilgili görüşlerden sadece biridir, ama yaygın şekilde kabul gördüğü için bunu incelemek istiyorum):

Algıladığımız evren seçimlerimizin sonucudur. Ama bir başka paralel evrende başka bir seçimi yaşıyor olabiliriz. Bunun gibi sonsuz seçimlerimizin olduğu paralel evrenler söz konusu olabilir. Telepati, sezgi gibi fenomenler belki de diğer evrendeki kopyalarımızın yaptıklarını algılamamızdan ibarettir. (Ya da başka bir sava göre de; algıladığımız evren paralel evrenlerdeki eş kopyalarımızdan etkileşimle oluşur).. vs..

Özeti bu… Bunu açıklamak için kendimden basit bir örnek vereyim. Şu anda yazı yazıyorum, ama bir başka evrende yemek yapmakla meşgulüm, diğer bir evrende resim yapıyorum, ötedekinde bir beste yapıyorum, berikinde bir ameliyattayım. vs. gibi…

Ne kadar sonsuzum!?!!!.. Ve bu kuramda da tüm evrenlerde özne hep ben‘im. Yani ya beni bir Yaradan yok ya da Yaradan bana mecbur bir sonsuzluk yaratmış, sanki farklı seçimler ve eylemler için başka özne yaratmaktan aciz(!) gibi… Peki neden bu işlevleri yapan kişi hep benim? Bunları ayrı ayrı yapacak pek çok tane farklı özne tasarlayıp yaratabilecekken, neden tek özneye mahkum olsun Yaratan? İşte kuramın aksak ve eksik yanı budur bence.. Tam burada bir fıkra anlatayım, sonra yine konuya devam edelim.

Adamın biri camiye namaz kılmak için giriyor. Bakıyor ki camide kimse yok, ama mihrabın önünde biri yana yakıla dua ediyor. Dua ederken öyle dalmış ki yüksek sesle dua ettiğinin farkında bile değil…

Allah’ım görmeyen gözlerimi görür et, Allah’ım duymayan kulağımı duyar et, Allah’ım tutmayan koluma kuvvet ver, Allah’ım yürüyemeyen şu bacaklarımı yürüt, Allah’ım dilimdeki peltekliği düzelt, Allah’ım kalan üç dişimi koru, Allah’ım beni daha cesur yap, Allah’ım beni daha akıllı yap, Allah’ım beni daha çalışkan yap, Allah’ım rızkımı bollaştır..vs…vs..”

Bizimki istemeden kulak misafiri olduğu duanın bu kısmında dayanamıyor, bir hamle ile adama yaklaşıp kulağına yavaşça şöyle fısıldıyor:

Ben Allah olsam seni düzeltmekle uğraşacağıma, yenisini yaratırım olur biter. Bence şansını fazla zorlama!

İşte bu teoride de evrene bakarken dua eden adamın mantığını görüyorum. (Reankarnasyonda da bu mantık vardır, hatta bu gibi bakış açılarına objektif bakılırsa mantık dahi yoktur) Diğer adamın mantığı da benim gibi çalışıyor.

Meseleye kul açısından veya Allah açısından bakınca iş çok değişir. Evreni anlamaya çalışırken özne Yaratan olursa, yaratılışın sırrı ve mantığı kavranabilir; özne yaratılan olursa, kavranması imkansızlaşır. Tabii fıkra işin latifesiydi. İşin aslı bu fıkradaki mantık da değildir. İşin aslı şudur:

Ben” dediğimiz kimdir?… Hadi gelin bunu bir irdeleyelim. Yani “ben” dediğiniz ve “özne” kabul ederek, “o ben‘e göre” teoriler geliştirdiğiniz kişi kim?

Aynaya baktığınızda gördüğünüz mü? (Bedensel anlamda) Yoksa “ben” dediğiniz ve seçimlerinize bağlı olarak bir takım roller benimsettiğiniz kişi mi? Ya da geçmişine bağlı olarak şimdisini yaşayan, dününe göre bugünü şekillenen kişi mi? Veya ebeveynlerinin genlerine, seçimlerine ve belirlediği çevreye göre şekillenen kimlik mi? Kozmik ışınımların etkisiyle huy ve tabiatı şekillenen kişi mi?

Kime göre belirlediğiniz bir “ben“den söz ediyoruz? Seçimlerinizden bahsediyorsak, farklı seçim dönemecini, yani sıfır noktasını bulmalıyız. Eğer sıfır noktası her an olursa mantıklı bir evren olmazdı. Nedensellik kalkardı. Çünkü her birimiz kozmik planda büyük kareyle uyumlu şekilde tasarlanmış ve yaratılmışız. Evrensel hiyerarşide de tam yerine oturan bir basamakta yer alıyoruz. Huy ve tabiattan tutun da bedenimiz dahi bu bütünün içinde çok boyutlu olarak tam yerine oturan bir karedir. Siz bu kare değil şu kareyi seçmiş olsaydınız, o seçimi yaptığınız evren bu evrenden çok farklı bir evren olurdu. Aynaya baktığınızda da şu anda gördüğünüz sureti değil bir başkasını görürdünüz. Yani bugün “ben” dediğiniz kişi aynı kişi olmazdı. Çünkü tüm evren bu farklı seçimle beraber değişip, o seçime göre şekillenirdi. Siz evrenden bağımsız değilsiniz, seçimlerinizin (küçük karelerin) bile “büyük karede” o büyük kareyle uyumlu bir yeri vardır.

Tıpkısının aynısı olan sonsuz sayıda evrende sadece seçimleriniz değişik olacak…?!!.. Evren büyük bir bedendir, bu bedende bir organ veya hücre ya da kare değişirse, tüm beden değişir. Siz orijinalsiniz, tekrarınız yok.. Allah’ın yaratmasında sonsuzluk olur, ama tekrar olmaz.

O sebeple bu teoride seçimi yapanın yerine Allah‘ı oturttuğunuzda (Allah iradesi), o zaman paralel evrenler fikrindeki eksiklikler tamamlanır ve mantıklı bir anlam kazanır. Bu evrenler birbiri ile ilişkili olsa dahi, yaratılanlar daima orijinal ve TEK olacaktır, tekrarı olmaksızın. Birbirini oluşturan sebepler hiyerarşisinde bir noktada yer alabilirsiniz, ama asla aynı anda sonsuz şeyin öznesi siz olamazsınız. Bu mantık açısından da mümkün değildir, anlamsızdır. Dolayısıyla zatıyla sebeplerin içinde kayıtlanmayan bir müsebbibin (öznenin) farklı seçimlerine bağlı birbirinden çok farklı paralel evrenler olabilir ancak.. Bu evrenler birbiri ile ilişkili olsa dahi bu ilişki birbirinin devamı olan bir nedensellik ilkesine bağlı olarak kurulan bir ilişki olabilir. (zaten bu olasılığı da düşünüyorlar, düşünmüyor değiller) Ama aynı anda aynı özneye ve sebebe bağlı pek çok farklı sonuç fikri saçmadır. Bu kaostur sadece, mantık değil.. Daha uçuk ve şaşılacak bir şey söyleyeyim. Acaba hayatımızda bir sıfır noktası yaratılsa (tıpkı cennet gibi) ve “al sana sınırsızlık ve sonsuzluk” dense, ne kadar sınırsız sonsuz olabilirdik? Kişi dününe dönebilse, farklı seçimler yapabileceğini mi zanneder? “Evet” cevabına gülerim, çünkü cennette bile tam anlamıyla sınırsız sonsuz olamayacak sayısız sonsuz insan var. “Allah’ım cennetini temizlemeyi bana nasip et” diye dua edenleri de işittim. Ne demek istediğimi kişinin yaratış fıtratı, hamurundaki mânâlar ve yapısal özellikleri çerçevesinde anlamaya çalışmak ve paralel evrenler olsa dahi, bu evrenlerdeki öznenin aynı kişiler olamayacağını akıl gözüyle farketmek gerekir.

Her şeyin teorisi, ancak özne Allah olduğunda bulunabilir, bana göre..

Özetle; Paralel Evrenler Teorisi şu andaki haliyle İslam dini ana ilkeleriyle uyuşur nitelikte değildir, geliştirilmelidir. Eğer bu haliyle kabul edersek, şu ana kadar manevi veya felsefi açıdan çözdüğümüzü ve oturttuğumuzu zannettiğimiz tüm mantıksal bütünlüğü tamamen silip atmamız gerekir. Atacağımız şeylerin arasına iman ilkelerinden bazılarını, örneğin kaderi, mana terkibi oluşumuzu, kozmozun yaşam üzerindeki rolünü, ölüm ötesi yaşamı ve dahi aklımızı, mantığımızı ve benzeri pek çok şeyi de koymak mecburiyeti vardır. Hattâ zamana ve mekâna endeksli olmayan Mutlak Tek İrade‘yi ve Tek tecelliyi de..

AS.

www.yorumsuzblog.net.tc

 

Reklamlar

1 Response to “» Paralel Evrenler”


  1. 1 Hasan BELEK 22 Haziran 2007, 1:09

    Çok teşekkürler…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: