Nur Deryasında Erimek

 

(…) Ölüm ile beraber kozası eriyecek, fizik bedeni kullanım dışı kalacak ve benliği Ruh alemine adeta ateşin içine girermişçesine açılacaktır. Yaşamı boyunda birlik boyutunu fark edememiş, hep kendini düşünmüş, en kötüsü de hayatının tasarrufunun kendi düşüncesi ile yaratıldığına inanmış, yani “güç bende!” deyip şirke sapmış ise, Ruh’a teslim olması ve ona secde etmesi sizce mümkün müdür? O ana kadar bilinci, bırakın teslimiyet göstermeyi, her yaptığını kendinden bilmiş ve her şeyin sahibinin kendisi olduğunu iddia eder bir şekilde yaşamıştı.

. . . . . .

Bilinç ve bilinç altı kavramları sıkça çeşitli platformlarda duyduğumuz, özellikle de psikolojinin konusu olan kavramlardır. Peki bilinç dışı, ya da başka bir deyişle “bilinç üstü” kavramının acaba ne kadar farkında olarak yaşamaktayız.

İnsanlık algıladığı eşya, duygu, edindiği bilgi ve manaları asıl itibarı ile bilinç alanı içerisine girdiği için farkeder ve kullanır. Aynı şekilde bilincine önceden doğan ve yaşamında açığa çıkmış olan duygu, imaj ve bilgileri bilinç altı alanına zamanla iter ve yaşamını bu şekilde sürdürür. Bunlar çoğunlukla şartlanmalar ve hayatın işleyişine yönelik yazılı olmayan kurallar silsilesidir. Böyle yaparsam bu olur, şeklinde işlevsel kabullerdir. Halbuki, düşüncelerimizin bu şekilde şartlanması bizim önümüze sürekli engeller çıkartır, herşeyi etiketlememize sebep olur ve bizim olabilirlik alanlarımızı sürekli daraltır..(EK)

İnsan yukarıda Sema ve altta ise Arz ile sınırlandırılmış ve ikisi arasında uzanan bir ağaç gibidir. İnsan bilinci yaşamı boyunca ölümü tadıncaya kadar tam ortada yer almak üzere arzın yani bilinç altının güdülemesi ve kontrolü ile yaşamını sürdürür. Bilinç noktasının vücuttaki tam karşılığı kalp çizgisidir. Varlık bilincimiz “Ben”dediğimiz şeydir. Dünya üzerinde nereye giderseniz gidin karşınızdaki kişiye açıklama yapmaksızın eli ile “ben” diyerek kendisini göstermesini isterseniz, size direkt olarak hiç düşünmeden tam da kalp noktasını gösterecektir. Bu fıtraten insan olmanın ve gerçek benimizi, bilmeden bilmemizin adeta ispatıdır.

Ben”in bu iki yönden mutlaka biri tarafından yönetildiğini farketmemiz çok önemlidir. Ölünceye kadar alt bilincin yönetiminde yaşanmakda ve yapılan herşey, “Ben” diye gösterdiğimiz asli bilinç noktası olan kalp noktası bedende yukarıda kaldığı için hayatın akıl işleyişi farkedilmekte, her davranış ve hareketin büyük ölçüde bilinç sınırlarımız içinde olmasından dolayı, hayatımız hakimiyetimiz altındaymış hissi vermektedir.

İleri doğru baktığımızda gözümüz yaklaşık olarak 60 derecelik bir alanı (orta aksdan iki yana eşit 30 ar derece olarak düşünülmelidir.) net olarak algılayabiliriz. Bu alan “Bildiğimiz” alandır. Gözümüz, arkamız hariç 180 derecelik bir alanı, iki yanı fuluğ da olsa algılayabilmektedir. Bildiğimiz alanın her iki sağ ve sol yanında kalan alanlar ise, “Bildiğimizi sandığımız” alanlardır. Arkamızda kalan bizim için tam karanlık olan alan ise, “Bildiğimizi bilmediğimiz” alana karşılık gelir. Öz benliğimiz işte bu alanda bulunmaktadır. Bu alan herşeyi birbirine bağlar. İnsan bilinci edindiği ilmi sayesinde, kademe kademe ilerledikçe ilk bahsettiğim 60 derecelik alandan yavaş yavaş iki yandaki 180 derecelik alanlara girmeye başlar. Aslında bu sayede kendi zan benliğini bölünmez bütün zanneden insan yavaş yavaş Allah’ın kılıcıyla ikiye ayrılmaktadır. (Ayın ikiye ayrılması benzetmesi buna işarettir.) İnsan derece derece bu alanda algı olarak hareket ve canlılık hissettikçe, bilinci de bilinç altından, öz bilinç alanına, yani baş hizasına ve sonunda da kalbe doğru ilerlemektedir diyebiliriz. Arka kalan göremediğimiz alan, saf mutlak bilinç alanıdır. Görüneni yöneten ve formu vareden ve ona şekil veren alandır.

Bu noktada farkedilmesi gereken, insanın cüzzi benliği ile yaşamına devam ederken, yani bilinci ilk 60 derecelik alan ile ilgilenirken, kendisine hakim olan ve onu yöneten elektro manyetik yapının, yer altı enerjisinden kaynaklandığıdır. Bunun sonucu olarak insan her yaptığını ve açığa çıkardığını kendisi yapıyor sanma yanılgısı içerisindedir. “Ben” Bilinci toprağa gömülüdür aslında. Bu nedenle de “Ben” dediği şey ile varlığı birbirine karışmış bir şekilde yaşamaktadır. Fakat farkında değildir, ki aslında alt ve “Arz”ı da yöneten yukarısı, yani “Sema”dır. Yukarısı kendi içi (özü), aşağısı ise, bedenidir. Bunun böyle olduğunu kolaylıkla tesbit edebiliriz. Bir çoğumuzun artık bildiği gibi insanın vücudunda alttan yukarıya doğru yedi enerji merkezi bulunmaktadır. En altta fizik yapıya karşılık gelen “Kırmızı” en üstte ise bedenin gök yüzüne uzanan son sınırı “Mor” renkli enerji noktaları sıralanmıştır. Yağmurlu havalarda beliren ve hepimizin özümüzden birşeyler fısıldadığını bildiğimiz gök kuşağında da, vücudumuzdaki enerji noktalarında yer alan bu 7 rengin sıra ile varolduğunu görülebiliriz. Gök kuşağının, adeta dünyanın göremediğimiz alt tarafında devam ederek kendini daireye tamamlayan yapısına dikkatlice bakarsak, kırmızı rengin altta değil en dışta, mor rengin ise, üstte değil de en içte yer aldığını kolaylıkla tesbit edebiliriz. O halde insan içe döndükçe batınına yöneldikçe, kırmızı yani beden-zan benlik ışık frekansından, mor yani Ruh-öz benlik ışık frekansına doğru ilerlediğini açıkca görmüş oluruz.

Şimdi de RuhCan ilişkisini tam olarak kavrayabilmek için bir büyük daire çizelim, daha sonra bu dairenin içerisine bir küçük daire daha çizelim. Büyük daire bizim ölüm sonrasında dahil olacağımız Allah’ın Ruh diyarı ve tekBen”in hakim olduğu ülkesidir. Küçük daire ise, içinde şu anda bulunduğunuz ve ölüm ile beraber kullanım dışı kalacak, içinde sürekli bilinç yüklemesi sonucu “ben” bilinci varetmekte olduğumuz beden sınırımız ve “dünyamız”dır. Bu küçük daire içerisinde, bir’in içinde bir olarak çok özel bir konumda, hayatımız hakkında tasarruf ederek yaşamaktayızdır..

İdeal olarak bakarsak, böyle bir tasarruf ve iradeye sahip olmamız söz konusu değildir. Ancak yukarıda da ifade etmeye uğraştığım gibi bedene gömülü bilinç bu yanılsama içerisinde yaşamını kozasında sürdürmektedir. Düşünün ki büyük daire içinde yer alan küçük daire mümkün mü ki ondan gelen elektro-manyetik dalga marifetli iradeden çıkıp da kendi istediği yönde irade ortaya koyabilsin. Ancak ne yazık ki Allah’ın hidayet etmesi ve bu yanılgıyı kişiye farkettirmesi hariç, küçük daire kozasında bu yanılsama ile ölümüne ve büyük bedene dahil oluncaya kadar bu rüya ile yaşamını sürdürür.

Dışarısı sırf nurdur. Ben bilinci ise, kara madde denilen karanlık kozasına gömülüdür. Dışarıdaki nur alemi ile tek bağlantısı bu karanlığı delen tek bir ışık noktası, yani bir ak deliktir.

İnsan yaşarken dışarıdaki aleme ancak içerisindeki fuad denilen noktaya, yani kendi “Rabbine” yönelmek sureti ile çıkabilir. Kalp merkezinde atomik bütünlük içinde gizli olan bu nokta bir kara deliktir. Tüm vücudumuzun mana ışığı adeta bir galaksi gibi bu noktanın etrafında ışımakta ve dönmektedir. “Yukarıda ne varsa aşağıda o vardır” sözü bu açıdan gerçekten doğrudur.

Şimdi isterseniz gelin “bu bilgiler ışığında ve galaksi içerisinde hayatımızı düşüncelerimizle ne derece yönetebiliriz ve bağımsızca istediğimiz şeyleri gerçekten yaratabilir miyiz?” bunu inceleyelim ve bu noktadaki büyük tehlikenin ve yanılgının nereden kaynaklandığını anlamaya uğraşalım.

Bildiğimiz gibi biz Samanyolu isimli galaksinin dışına yakın sayılabilecek bir noktadaki, uzaydan bakıldığında nerede ise algılanamayacak kadar küçük görülen Güneş sisteminde, yine Güneş sisteminden bakıldığında ise, zerre konumunda yaşayan varlıklarız. Galaksimizin formunun, merkezinde bulunan bir kara deliğin ve nurun, pozitif ve negatif kutuplardan kaynaklanan bir şekilde tüm etki alanındaki yıldız sistemlerini ve tüm zerreleri, spiral şeklinde adeta bir girdap gibi döndürmesi sonucunda oluştuğunu bilmekteyiz. Uzay boşluğunu bir denize, galaksimizin dönüşünü ise, denizde oluşmuş büyük bir girdaba benzetebiliriz. Suda oluşan bu girdabın içinde küçük girdaplar da mutlaka oluşacaktır. Ancak hangimiz büyük girdap içinde yer alan bu küçük girdapların, büyük girdaptan bağımsız ve etkilenmeyecek şekilde dönebileceğini düşünebiliriz, bu mümkün müdür? O zaman aynı şekilde, algımızı aşacak derecede büyük bir galaksi bilincinin olmadığını ve içindeki sistemlerin ve bizim gibi zerrelerin, galaksi bilincinden ve dönüşünden, bu dönüşün yarattığı manadan bağımsız hareket etme lüksümüzün olduğunu nasıl olurda düşünebiliriz? Bugün, yaşamımızda sergilediğimiz davranış ve düşünce biçimi ne yazık ki bunun mümkün olduğunu iddia etmek değil de nedir?

Bu yanlış düşünce, küçük daire içerisinde inançlarımızın, bilinç ışığımızın gücünün artması sonucu, ışığımızın kendi küremizden bize yansıması ve bu yanlış bilinç ile güdülenen ışığın, bizim gerçek yaşam alemi (Ahiret) ile olan bağımızı bir nar perdesi ile örtüyor olmasından ileri gelmektedir.(Bilinç ışığımız arttıkça “ben” bilincimiz, 7 bilinç seviyesince yükselir. En tehlikeli seviye ışığın artıp yoğunlaşmaya başladığı “Mülhime” Bilinç seviyesidir.) Bu nedenle bu vehim bizde kuvvet kazandıkça, bilincimizi bu yönde şifrelemeye devam ettikçe, nari perde (Zulmet) daha da kalınlaşacak ve yaşamımıza bizim yön verdiğimizi düşündüğümüz ve kendi hayal dünyamızda (Kozamızda) küfre girmiş olarak, ölüm anı bize gelinceye kadar dış daireye-iç uzay alemine geçişi bekler bir durumda bizi oyalayacaktır. (Aslında dış sanılan alem iç uzayımızdır. Dışarının içine girmek için -dahil olmak için-, ancak içten bir yol bulanlar kurtulmuştur.)

Ancak bir tek ben vardır. “O” da Kendi’ne döndürüldüğümüzde hiç birimize ikinci bir “Ben” olma şansı vermeyecektir.

Ölüm haktır. Mutlak surette nefsin tadacağı bir gerçektir. Peki bu perdelenen bilinç ölüm ile nasıl bir akıbete doğru ilerleyecektir.

Ölüm ile beraber kozası eriyecek, fizik bedeni kullanım dışı kalacak ve benliği Ruh alemine adeta ateşin içine girermişçesine açılacaktır. Yaşamı boyunda birlik boyutunu fark edememiş, hep kendini düşünmüş, en kötüsü de hayatının tasarrufunun kendi düşüncesi ile yaratıldığına inanmış, yani “güç bende!” deyip şirke sapmış ise, Ruh’a teslim olması ve ona secde etmesi sizce mümkün müdür? O ana kadar bilinci, bırakın teslimiyet göstermeyi, her yaptığını kendinden bilmiş ve her şeyin sahibinin kendisi olduğunu iddia eder bir şekilde yaşamıştı.

Kaçımız acaba en güzel hitap sandığımız sözlerin bile nasıl bir aymazlık kokusu içerdiğinin farkındayız? Hep söylemez miyiz, “Allah’a emanet ol” diye.. Çok iyi niyetle söylenmiş bu sözün bile, acaba manasının ne olduğunun farkında mıyız? Hiç bir şey gerçek sahibine emanet edilmez. Biz neyin sahibiyiz ki, neyi Allah’a emanet ediyoruz? O şey ancak bize emanettir. Başta da “Ben”liğimiz.

Ruh enerji deryasına düşen bilinç, “O”nun etkisi ve yönetimi altına ne kadar hızlı girerse, cehennemden çıkması o derece süratli olacaktır. Bu ise kızgın sacda secdeye davet edilmektir. Kendini debelenmeden bir an önce bu bilinç deryasına bırakmayı başaranlar, denizde vücudunu suya bırakan birinin batmaktan kurtulup, su üzerine çıkması ve yüzmeye başlaması gibi kurtuluşa ereceklerdir İnşallah.

Teslimiyeti burada, yani kozamızın içerisinde iken göstermek inanın çok daha kolay ve az acılıdır. Daha sonra bilincin korkunç bir hızla işlediği Ahir yaşamda gemisini kurtaran kaptan olmak hiç kolay olmayacaktır!

Öncelikle şunu fark etmemiz şarttır: Düşünce cüzzi akıl, bilinç ise Külli akılın işleyiş şeklidir. Düşünce, birbirinden ayrı farz ettiği birimler arasında ilişki kurmak sureti ile çıkartımlar yaparak karar alır ve bizde yaşarız. Bilincin işleyişinde ise, ayrılık yoktur ve her zaman her yerde aynı “an” da olacak şekilde bir işleyişin hakimiyeti vardır. (Kuantum fiziğinde “Non Local Effect” olarak bu işleyişin pozitif bilim ışığında nasıl fark edildiğini görebiliriz.) Bu bilincin aşkın işleyişi o kadar hızlıdır ki, insan bunun ne bilincine varabilir ne de algılayabilir. (Ancak bu bilincin varlığına iman edip ona kendini bırakabilenler, bizzati varlığını deneyimleyebilirler.) Benliğin Ruh’ta erimesi ve ölümü ile bu işleyişin içine girilir. Bu Nur altında, cüzzi irade, cüzzi akıl ve cüzzi nefs erir. Külli akıl , Külli irade ve Külli nefs hakimiyetini zamanla tesis eder veya hakimiyete girilememesi sonucu cehennem deneyimlenmeye devam edilir. Bu süreç “Sırat” sürecidir. Bu nedenledir ki, insan kendini aşan bu bilinç dışı işleyişi fark ederek “ben yapıyorum, düşüncelerim buna neden oluyor” gibisinden bir algının yanından bile geçemez.

Uzun lafın kısası, ölünce Allah adamın aklını, iradesini ve benliğini alır ve kendinde yok eder. Baki olan sadece varlığın ayna olduğu Allah’ın Vechi ve aynadan Kendini izleyen Allah’ın Zatı‘dır.

Tabi herşeyin doğrusunu sadece Allah bilir.
Sevgi ve Saygılarımla.

Ş. Yıldız
www.yorumsuzblog.net.tc

Reklamlar

4 Responses to “Nur Deryasında Erimek”


  1. 1 birol 17 Ekim 2007, 9:44

    Bir insan nehirde salla bir gezindide ise bu seyehati yaban kendi midir? Salmidir? Yoksa nehir midir? Giden mi var gödürülen mi var? Bence kendimizi sal üzerindeki isimize versek de nere giddigimizi düsünmesek daha iyi degil midir? Yada gidis (ölüm) yönünü degistiremeyecegimize göre varacagimiz yerin bilgisini edinib hazirlikli olmamiz akillica bir karar olacak! Nasilsa gödüren ne gödürdügünü biliyor nasilsa!

  2. 2 barış 4 Kasım 2007, 1:10

    Kendimi dünyaya ve dünya nimetlerini kazanma hırsına kaptırdığım, her şeyi hem de dünyadaki herşeyi düşüncelerimle ve icraatlarımla değiştirebileceğimi ve bunu maalesef kendi benliğimle yapabileceğimi düşünmeye başladığım bir günün gecesinde şöyle bir rüya gördüm:

    Elimde uzaktan kumandalı bir arabanın kumandası, arabayı evimin arkasına doğru sürmeye başladım. Her şeyiyle arabanın kontrolü bendeydi (Ben öyle zannediyordum). Birden ortam gittikçe ıssızlaşmaya başladı. Sanki dünyada benden başka hiç kimsenin kalmadığı hissi içimde oluşmaya başladı. Arabada bu korku hali içinde duvara çarpmış ve durmuştu. Kısa süreliğine biraz durakladım. Birden araba kendi kendine hareket etmeye başladı. Çok korkmuştum. Bunun gözle görülemiyen yaratıkların işi olduğunu düşünmeye başladım kısa bir süreliğine. Sonra benim de hareketlerim kısıtlanmaya başladığını farkettim. Artık yürüyemiyordum, hatta hiç bir şekilde kıpırdayamıyordum. Birden göğe doğru yükselmeye başladım. Çığlık atmak istiyordum fakat ağzımdan tek bir harf bile çıkamıyordu. Sadece bilincim açık kalmıştı bu kilitlenmede. Sonrasında uyandım ve tüm vucudum karıncalanma içindeydi. Her şeyin sahibi bana iyi bir ders vermişti o gece ve herşey çok gerçekti; rüya diyemem o gece yaşadıklarıma..

  3. 3 zeynep 13 Kasım 2007, 5:17

    Ben çok yakında bir emar (MR) çektirdim. O makinede 35 dakika kalmam gerekti.
    Benim için imkansız dedim ama mecburdum.
    Ve süre başladı, ilk beş dakika içinde dehşete kapıldım sanki ölmüştüm ve sesler gelse de dışardan, artık çıkamayacağımı sandım.
    Kendi kendime, o kadar okudun bilgi sahibi oldun ya, hadi uygula bakalım dedim. Ve sayısını hatırlayamayacağım kadar ayetel kürsi okudum.

    Anladım ki her şey insanın algısına göre değişiyor kendini dehşet bir mezarda da hissedebilirsin sakin bir nehirde de (cennet bahçesi,cehennem çukuru]. Allah isterse bizi hiç mezardan çıkarmaz ve isterse hiç mezara sokmaz. Hiç bir şey bizim elimizde değil; teslim olabilmek bu yüzden şart. İnşallah başarabilenlerden oluruz. Amin.

  4. 4 birol 2 21 Kasım 2007, 8:59

    Slm. Bazen rüyalarda akan bir film gibi seyre dalmisken kacmak istersiniz; ayaklariniz denizde ya da camura saplanmis sanirsiniz! Bu uzayda; bir ülkede, ülke bir gezegende ve gezegen bir yildiza bagli ve o yildiz bir galaksiye bagli sekilde binlerce km. hizla giderken ve galaksi uzayda cok daha hizli sekilde seyahat ettirilirken mi irademiz! var diyecegiz? Ve hala: ‘biz onu genisleticiyiz’ diyen Kur`an önümüzde dururken! Sen, ben, biz, O vs. diyerek vehmimiz bizi oyaliyor hala!
    SÜBHANALLAH ya HU, ALLAHU EKBER..


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: