» Bir Yorumsuz Duyuru (2)

yorumsuzblog333.jpgYorumsuz Blog tarafsızlığını kaybederek fanatik bir zümrenin eline geçmiş bulunmaktadır” diyenlere tuttukları yolda başarılar dilerken, kendilerine;”Acaba ben ne yapıyorum, neden kendimi -sansürsüz olarak- okur yorumlarına açmıyorum ?” sorusunu, düşünmelerini temenni ediyoruz biz…

. . .

Yorumsuz Blog olarak biz;

İSTİSNASIZ tüm yorumcuların görüş, iddia ve savlarına sonuna kadar saygılı olmak ZORUNDAYIZ!

Çünkü biz, (marifetimizin ve marifet nurumuzun kemale ermediğinin farkındalığı yanında) yorumların kaynağını biliyor ve O kaynağa da saygı ve korku ile bakıyoruz; ümid ile baktığımız gibi..

Biz şunu da hiç aklımızdan çıkarmıyoruz:
Yollarını bizimle ve Yorumsuz Okurlarla ayıranların; “başkası” ya da “(g)ayrı” olmadıklarını..

Biz ayrıca “esasen üst düzeyde ele alınmış, gerçekten anlaşılması zor ama tamamen doğru” yazıların kaynağının; aynı kaynak olduğuna da inanıyoruz..

Gururla belirtmeliyiz ki, Yorumsuz Blog tarafsızlığını kaybetmemiştir; çünkü TEK‘in yanısıra bir de tarafların olduğuna inanmıyoruz biz;

Ayrıca biz, Yorumsuz Blog’u ele geçirdiği iddia edilen ve “fenatik bir zümre” tanımlamasıyla işaret edilenlerin yorumlarının da, aynı kaynaktan sızabileceğini, ihtimal dahilinde bulunduruyoruz..

Yorumsuz blog tarafsızlığını kaybederek fanatik bir zümrenin eline geçmiş bulunmaktadır ” diyenlere tuttukları yolda başarılar dilerken, kendilerine;

acaba ben ne yapıyorum, neden kendimi -sansürsüz olarak- okur yorumlarına açmıyorum ?” sorusunu, düşünmelerini temenni ediyoruz biz…
Saygı ve sevgilerimizle..

Yorumsuz Blog
www.yorumsuzblog.net.tc

İlgili yazılar:
» Bir Yorumsuz Duyuru (1)

 

Reklamlar

3 Responses to “» Bir Yorumsuz Duyuru (2)”


  1. 1 Ahyar 18 Haziran 2007, 5:07

    Şimdi yapacağım yorum hakkında “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı” şeklinde bir düşünce akla gelebilir. Ama “arif olan düşünür ve anlar” diyerek acizane bir değerlendirmede ve uyarıda bulunmak istiyorum.

    Bir kudsi hadiste “Benim velilerim, benim kubbelerim altındadır (örtüm altındadır), onları benden başka kimse bilmez” buyrulur. Bu hadiste sözü edilen örtü, Müddessir sûresinde de bahsedilen örtüdür. El-Müddessir, elbisesine bürünen, örtünüp gizlenen anlamındadır. Surenin ilk ayetleri şöyle başlar:

    “Ey O Müddessir (elbisesine bürünen, kendisini örten)!. Kalk (kıyam dur/varlığa bürün) da uyar!.” (Müddessir, 1-2)

    Kanımca “OKU!” emriyle başlayan Alak sûresinin ilk ayetleri ve Fâtiha suresi velayetin risalet ve nübüvvet kemalatına erişmesine işaret eden ayetlerdir. Müddessir sûresinin yukarıdaki ayetleri de resmi olarak risalet ve nübüvvet görevinin başladığına işaret olan ayetlerdir. Ama asl olan buradaki örtü kavramıdır. Örtü ancak risalet ve nübüvvet görevi alınca kalkar. Aksi halde bu örtüyü kaldırmanın bazı sakıncaları olabilir.

    Rical-i Gayb, yani gizli erler, gizli veliler demektir. Gizli olmalarının pek çok sebebi vardır. Bunlardan biri de velinin velayetini açıkladıktan sonra insanların kendisini değerlendirememesinden dolayı karşı çıkıp günaha batmasını istememesi ve onları bu akıbetten korumaya çalışmasıdır. Bir velinin eleştirilmek, kınanmak, ayıplanmak veya dışlanmak gibi kişisel ve nefsini korumaya yönelik dertleri olmaz, O’nun tek derdi Hak’ın yerini batılın almaması için gayretttir. Her fiili Hak’kın hakim olmasını sağlamak ve batılla mücadele üzeredir. O sebeple, eğer birinin veli olduğuna inanıyorsak (ya da bize özel bir ayrıcalık tanıyıp gizlemeden açıkladıysa), O’nunla aynı amaç doğrultusunda hareket etmeliyiz. Eğer O veli bir sebebe binaen velayetini halka açıklamadıysa, özel olarak bildirdiği kişiler de aynı amaca hizmet etmelidir. (Hatta ima ile veya başka yollarla da olsa bu sır açıklanmamalıdır) Çünkü bu da ilahi ahlakın gereğidir, aksi ise nefsin hevasına uymaktan başka bir şey değildir. Bile bile insanları günaha azmettirmemek gerekir. Bir başkasının menfaatini kendi menfaati gibi korumayan kişinin yakin olmaktan nasibi olmaz. Yakınlaşmak isteyen kişi önce bu mantıkla hareket etmeyi öğrenmelidir. Ki bu da ayrımsız tüm insanları sevmekle edinilecek bir bakış açısıdır. Zaten taraftarlık düşüncesi bu sebeple yakin ehline uymaz. Tarafı olduğunu seven, diğerlerini dışlayan bir anlayışta hoşgörü ve ayrımsız sevgi tohumları yeşermez. BİR olmanın getirisi olan bakış açısı edinilemez, Birleşilemez. Aklı başında insan bu tür değerlendirmeleri yaparak, fiillerine buna göre yön verir. Ayrıca, eğer veli olduğu iddia edilen kişi gerçekten Allah velisi ise, halk tarafından değerlendirilemediğini farkettiğinde kesinlikle örtünmeli ve örtünmemesinden zarar görecek kişileri bu şekilde korumalıdır. Bu düşünceye ve hassasiyete sahip olmayan da veli değildir zaten..

    Yine ne alakası var denilebilir, ama Ahmed Hulusi üstadın bir sözünü çok anlamlı, manidar ve uyarıcı bulurum. (Özel olarak Ahmed Hulusi üstadın sözünü seçmedim, benzeri sözler Gavs-ı Azam’ın da vardır, ama aklıma takılan A. Hulusi üstadın sözü olmuş demekki) Şöyle:

    – Ortaya koyduğu tüm sayısız esmâ terkipleriyle, her an, türlü isimler altında dilediğini, dilediği gibi yapmakta olan kim?.. Sen mi, O mu?.. Cevabın, O ise; Tanrın, senden razı olsun!.. Sen isen, razı mısın yaptıklarından?… Revâ mı düşündüklerin, yaptıkların?.

    Bu sözü şahsen şöyle anlıyorum, katılır mısınız bilemem?

    – Ortaya koyduğu tüm sayısız esmâ terkipleriyle, her an, türlü isimler altında dilediğini, dilediği gibi yapmakta olan kim?.. Sen mi, O mu?.. Cevabın, O ise; Tanrın, senden razı olsun!.. (Cevabın O ise, hali hazırda yakine erişmediğini gösterir) Sen isen, razı mısın yaptıklarından?… Revâ mı düşündüklerin, yaptıkların?. (Sen isen, yakinsin demektir; ancak yakin olanın arzusu ve iradesi O’nunla BİR’dir. O halde neden O’nun iradesinden razı değilsin de farklı şeyler istersin? Yakin olan teslim olandır ve teslim olanın da olandan farklı bir arzusu olmaz)

  2. 2 Hikmet 20 Haziran 2007, 1:35

    Sağolun, benim fikrim şudur ki, bu blog temizliğiyle çok hoş, çunki hürlük var.

    Üstadların anlattıklarından çok faydalanıyoruz, ister aynı fikirde olalım ister olmayalım, hiç olmazsa bende ampuller yakmaya vesile oluyorlar. Araştırma aşkıma gaz veriyorlar.

    Sağolun, kalıcı olun İNŞALLAH.

  3. 3 Hürriyet 21 Haziran 2007, 8:10

    İnsan varoluşunun tüm katmanlarıyla tam olarak hiç bir zaman hür olamaz. Ancak şuursal boyut itibarıyla öz gerçeği olan hürriyeti farkedebilirse yine bu boyutu itibarıyla kayda girmekten ve bunun vereceği manevi sıkıntılardan kurtulabilir. Bilince esaret yakışmaz, öz gerçeğinin farkına varan bilince hangi çılgın zincir vuracakmış şaşarım! 🙂


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: