» Secret , ‘Öteki’ni kötülemek

gunun-yorumu-emre-lgs.jpg…Öyle bir Anlayan ki, bilgi ve halinin yetkinliği nedeniyle, Hakikat’i aktarmak için hiçbir düşünceyi dışlama ihtiyacı olmasın. Çevrelerinde ne kadar insan toplanırsa toplansın, düşüncelerini “öteki”ni kötüleyerek aktaran, ancak kendi cehaletini onaylar.

Ancak o kadar süslü püslüdür ki sözleri, ezbere okuduğu kutsal sözler, tarihsel hikayeler ve ayetler arasında, ne kadar sahtekar olduğunu saklar bizden…

* * * * * *
Bir düşünceye odaklanmak, duanın esasıdır dostlar.
Bunu da unutmamak gerek.

Sözleri ezbere okuyan insanın, aslında gerçek anlamda dua etmiş olduğunu söyleyebilir miyiz? (Bize ezberletilen şartlı refleks cevaplarla değil, samimiyetle düşündüğümüzde cevap nedir?)

İçinden, kalbinden samimiyetle bir şey geçtiğinde ise, bu duada söze gerek var mıdır?

Ağızdan çıkan söz ikincil, esas olan ise içteki düşünce ve niyet değil midir?

Kalbi temiz olmayanı, suyla aldığı abdest temizler mi?

Karnını aç bırakan, oruçluyum diye ahlak orucunu hiçe sayarsa, tuttuğu oruç, oruç mudur?

Sözcüklere ve ritüellere o derece takılıyoruz ki bazen, dinin özünü kaçırıyor, ve hayallerimizde yarattığımız ilahları birbirleriyle yarıştırıyoruz. “Ben kulumun hakkımdaki zannı gibiyim” gereği, hangi ilaha tapıyor ve onu Allah sanıyorsak, ona göre yaşıyoruz dini…

İsimsiz ve şekilsiz Olan’ın ise tüm isimlerin sahibi olmakla birlikte, onlar tarafından asla sınırlanamayacağını unutuyoruz…

O’na dua ve ibadet etmenin aslı kalple olur, söz ve hareketler özün yanında ikincildir. Bunu anlamak ise zor değildir. Alnı secdeden kalkmayan bir robot, cennetin en üst mertebelerine mi çıkacaktır? Herkes “elbette hayır” der. Neden? Çünkü farkındalığı yok… Yaptığımızın farkında olmadıkça, ibadetimizin ne farkı kaldı robottan?

Secret, eninde sonunda bir “arzulama” ve “beklenti” hali yaratan, ve bu nedenle de insanların hayal kırıklıkları yaşama potansiyelini de tahrik eden bir tavsiyeler grubu sunuyor. Yazdıklarını karalamak ve övmek aslında bir. Karalayan, başka bir düşünceyi yüceltirken, ötekini tamamen reddederek, anlama potansiyelini kapatıyor. Onu körü körüne yüceltmek te aynı şey. Ne değerlerimiz var dostlarımızın yazdıkları gibi.

Sorun “anlama” sorunu. Anlamadan reddetmek insanlığın ezeli ve ebedi derdi değil mi? Herkes kendi zannını Tanrı edinmiş, Hakikat diye satarken, bir “anlayan”a rastlamak ne kadar değerli olacaktır…

Öyle bir Anlayan ki, bilgi ve halinin yetkinliği nedeniyle, Hakikat’i aktarmak için hiçbir düşünceyi dışlama ihtiyacı olmasın. Çevrelerinde ne kadar insan toplanırsa toplansın, düşüncelerini “öteki”ni kötüleyerek aktaran, ancak kendi cehaletini onaylar. Ancak o kadar süslü püslüdür ki sözleri, ezbere okuduğu kutsal sözler, tarihsel hikayeler ve ayetler arasında, ne kadar sahtekar olduğunu saklar bizden…

Bir sahtekarı ve cahili anlamanın en kestirme yolu ise, “öteki”ni dışlama ihtiyacına bakmaktır. En kolay prim yapan, kitleleri ve boş kafaları en kolay ardından sürükleyen şey, “bir şey”e karşı birlik olma ihtiyacıdır… Elinde Hakikat olmayan, bir düşmana ihtiyaç duyar, insanları etkilemek için…

Ancak bir ilahın düşmanı olabilir, kontrol edemediği, kapsayamadığı. Bunun nedeni; eksikliğidir. Bu nedenle, ancak ilahlara tapanların gerçek anlamda düşmanları vardır. Her şeyi kapsayan, kuşatan, O’nun izni olmadan bir yaprak dahi yere düşmeyen Allah’ın ise düşmanının olamayacağı, bu nedenle Hakiki bir velinin bu evrende hiçbir yaratılmışı düşman kabul etmeyeceğini anlayan, işlerin hiç te bildiği gibi olmadığını sezer. İnsanı Allah’a bu sezginin götürdüğü söylenir.

Emre.Lgs
www.yorumsuzblog.net.tc
emre.dm@gmail.com

Reklamlar

12 Responses to “» Secret , ‘Öteki’ni kötülemek”


  1. 1 Yorumcu 12 Haziran 2007, 8:21

    Suçlama, eleştirme, kınama, hor görme, dışlama düşüncesi olgunlaşamamanın en belirgin işaretlerindendir. Hem öyle bir işaretler ki yapışkan bir illet gibi.. Eline yapışsa elinde kalır, üstüne yapışsa üstünde kalır. Kurtulmak istersin kurtulamazsın. Sallarsın çıkmaz, çekersin düşmez, sürdüğün süründüğün yere bulaşır kalır. Kurtulmak istedikçe daha çok bulaşan, yapışan bir derttir.

    Kurtulamamanın tek sebebi bakış açısının değişmemesidir. Bir küreye 45 derece açıyla bakabilen bir göz, kürenin neresinden bakarsa baksın daima 45 derece açıyla bakacaktır. Kürenin etrafında fır dönse de 45 derecelik bakışından kurtulamaz. Baktığı bölge değişse bile bakış açısı aynı kaldığı için bütünü görememeye devam edecektir. Ama olgunlaşamayan -gerçeğe erişemeyen- kişi, baktığı bölgeyi değiştirdikçe bakış açısının genişlediğini zanneder sadece… O sebeple kurtuldum zanneder ama bu zannıyla daha çok bulaştığını farkedemez. Bakış açısı genişlemediği sürece aynı hatanın içinde farklı versiyonlarda çırpınıp durur.

    Tek çare, ilâhi bir yardım ve hidayetle tevhid ilmini sindirerek önceki bakış açısını tamamen terkedip açısız bir bakışa sıçramayı başarmasına bağlıdır. Eğer kişi söz konusu sıçramayı gerçekleştirip tevhid gerçeğini sindirerek hayatı bu bakışla seyretmeye başlarsa, ancak o zaman tüm bu illetlerden kurtulur.

    Pek çok hastalığı gibi; suçlamak, eleştirmek, kınamak, hor görmek veya dışlamak gibi hastalıklı düşünceleri de sona erer. Hatta hakikatten sonraki marifet derecesine erişmeden bunların yanlış olduğunu dile getirmeye dahi ihtiyaç duymaz.
    Çünkü bilir ki, ben dediği de dahil, O’ndan gayrı yoktur.
    Seyrettiği alemi de O’ndan bir nispet olan kendi suretinin aynasıdır.
    O surette hoşuna gitmeyen bir şey varsa, değiştirmek için afaki hayallere değil enfüsüne yönelir.
    Nefsine bakıp eksik, kusur ve yanlışı onda arar.
    Yel değirmenleriyle savaşan Donkişot değildir artık..
    Aynayı suçlamaktan vazgeçer. Ayna karanlıksa özünün ışığını yansıtamayanın, öz ışığına engel olanın kendisi -nefsi- olduğunu bilir. Eğer bu durumda bir eleştiri ve suçlama yapacaksa ancak kendi nefsine yönelir. Tevbesi de şöyledir:

    Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zalimîn” (Senden gayrı yok, -tüm yarattıkların gibi ben de- Sübhan, bütün noksanlardan münezzeh ve yüce olan Seni tesbih ederim. Muhakkak ki kendime -nefsimin hakikatine- zulmettim ve zalimlerden oldum.)

  2. 2 özde 12 Haziran 2007, 1:14

    Öte’ki-beri’ki
    İyi-kötü ,
    Cennet- cehennem
    Cahil-alim,
    Yargılamak-suçlamak
    Kesret-yokluk,
    Mutlak TEK,
    İllallah…
    Subhanallah…
    Hayallah…
    Konumuz neydi?.. ya Hu!..

    Çok güzel anlatmış kardeşlerimiz.. Ellerine dillerine yüreklerine sağlık…
    Sevgi ve mutluluk hiç bitmesin gönüllerinizde…

  3. 3 sonsuzagidenyol 12 Haziran 2007, 1:37

    Bilgi edindim.Teşekkür ederim.Saygılar…

  4. 4 sonsuzagidenyol 12 Haziran 2007, 4:44

    Merhaba,
    Ancak bir ilahın düşmanı olabilir, kontrol edemediği, kapsayamadığı. Bunun nedeni; eksikliğidir. Bu nedenle, ancak ilahlara tapanların gerçek anlamda düşmanları vardır. Her şeyi kapsayan, kuşatan, O’nun izni olmadan bir yaprak dahi yere düşmeyen Allah’ın ise düşmanının olamayacağı, bu nedenle Hakiki bir velinin bu evrende hiçbir yaratılmışı düşman kabul etmeyeceğini anlayan, işlerin hiç te bildiği gibi olmadığını sezer. İnsanı Allah’a bu sezginin götürdüğü söylenir.

    Allah’ın ise düşmanının olmayacağı,yazılmış.Oysa bir hadisi kutside,Allah,Musa a.s.ma,Benim için ne yaptın ya Musa diyor.Musa a.s.da,işte,namaz kıldım,oruç tuttum,zikir yaptım diye sayar.Bunun üstüne ya Musa,o yaptıkların senin için,senin kendine lazım.Sen benim için ne yaptın diye sorar.Musa a.s. bilmiyorum ya Rabbim,Bildiriseniz bilirim diyor.Bunun üzerine Allah buyuruyor ki,sevdinmi sevdiklerimi,sevmedinmi sevmediklerimi diyor.Demekki sevmedikleri var galiba,yada bu uydurma bir hadimi yoksa?Yada,nefsini yenenler,tevhidi iyi anlamış olanlarca bu nasıl yorumlanır?.Ben cahil bir kardeşinizim,lütfen bilgi verin.

  5. 5 erkan 12 Haziran 2007, 9:29

    Yazı ve yorum için teşekkürler.

  6. 6 zeynep 12 Haziran 2007, 11:36

    Her gün Secret, sır gibi sürekli insanların
    en zayıf noktalarına hitap eden kitaplarla karşılaşıyoruz.
    Ne yazık ki kuvvetli bir inanç oluşturamamış gençlerimizi
    ve merakla araştıran bir çok insanımızı kaybediyoruz.
    Bu yazıları okuyup ta en ince noktalarda hataya düşerek
    yolunu şaşıranlara Allah yardım etsin.

    Şüphesiz ki takdir onun elindedir.

    Allah
    Hidayet vereceği kullarından olmamızı nasip etsin
    AMİN.

  7. 7 nilüfer 13 Haziran 2007, 10:16

    Zeynep hanım,
    Bu yazıları okuyup ta en ince noktalarda hataya düşerek
    yolunu şaşıranlara belki sizin bilgileriniz ışık tutar.
    Bildiklerinizi paylaşmanızı dilerim.
    Saygılar.

  8. 8 Çağrı Dörter 13 Haziran 2007, 2:47

    Sevgili dostlar,

    Secret’ta bahsedilenler yararli veya zararli olarak tanimlanmasi mumkun olmayan teknikler. “Teknikler” olmalari bakimindan; bu bilgileri kullananin icinde yasadigi suur duzlemi ve alem icerisinde, “varmak istedikleri menzile gore” tanimlanmalari mumkun, dogru veya yanlis diye.

    Tas atmak gibi…
    Sadece tas atmak, baslibasina bir anlam ifade etmezken; “kimin”, “neden” ve “nereye tas attigi”, bu eylemi niteleyecektir…

    Arzu ve isteklerden ozgur olmak isteyen bir suur icin; gerceklesme sansi olsa dahi, bircok arzunun ne hayalindeki gibi mutluluk verecegini, ne de daha derinlerde bulunan varliksal boslugu doldurabilecegini bilen biri icin bu teknikler “kendi hedefine gore” onu geri birakacaktir…

    Ancak bu dusunceye sahip olmak icin arzu ettigi nesnelere kavusmak ve deneyimleyerek bunu gorme ihtiyaci olanlar icin yazanlar, elde etme surecini hizlandirmasi durumunda, o kisi icin yararli olacaktir yine…

    Yarar ve zarar, her zerrenin varliksal duzlemde bulundugu yere gore oldugundan, bahsedilen teknikler veya yontemler aslinda masumdurlar…

    Sadece bizler degiliz…

  9. 9 zeynep 13 Haziran 2007, 10:37

    Nilüfer hanım ben belki ifade etmeye çalıştıklarımı tam anlatamayabilirim. Fakat benim gördüğüm şey; bu kitaplar, sürekli mantıklı ve insana kendini iyi hissettirerek
    bir takım bilgileri empoze etmeye çalışıyorlar.
    Öyle çok şeyleri örnek veriyorlar ki, size doğru geldikçe
    artık araya sıkıştırdıkları yalanları göremez oluyor
    ve farkına varmadan kitabın bütününü doğru sanıyoruz.

    Ben bunu tehlikeli buluyor ve bu tarz kitapları yazanların
    kime ve neye hizmet ettiklerini iyi araştırmalıyız diyorum.
    Yoksa en nihayetinde ben de yanılabilirim.
    Bütün dileğim benim ve bütün insanlığın doğru kapıyı bulabilmesidir.

    Saygılarımla.

  10. 10 Emre.Lgs 22 Haziran 2007, 7:51

    sonsuzagidenyol,

    Tasavvuf yolu mertebelerden olusur.
    Herseyi Yaratan ve Kapsayan’in dusmani olamayacagi, dusman kelimesinin “karsitlik” ve “oteki”ni icermesi nedeniyle, Yaratici’nin dogasina ve Yaraticiligi’na aykiridir zaten.

    Ancak O’nun mertebeler halinde tecelli etmesi nedeniyle, O’na uzaklik (ki bu dusmanlik olarak yorumlanagelmistir) bir mertebesinden oteki mertebesine goredir ancak.

    Cevirilerde anlam kaybı olduğu gibi, anadili ile bir kutsal metni okuyanın da kendi anlayışına göre yorumladığı ayetlerde de, okuyana göre anlam kayıpları olacaktır. Bu nedenle “duşman” vb. kelimlerde, kelime köklerine inilemediği için dinler dejenere olmaktadır. Bu da insanın doğası gereğidir.

    Kısaca söylemek gerekirse; mertebeler, O’na olan farklı uzaklıklar, hatta şeytaniyet dahil herşey O’nun takdiri nedeniyle ve yaratılışın zorunluluğundandır. Nasıl siyah bir kalem ancak beyaz bir sayfa üzerinde kendini en ileri düzeyde ifade edebiliyorsa; en alt mertebelerin olması, Allah’ın yüceliğinin anlaşılması içindir.

    Zahir ehline rahatsız olmasınlar ve keyifleri kaçmasın diye yüzyıllarca gizli tutulan sırlar vardır. Bu sırlara ancak kendini Hakikat bilgisine teslim etmeye hazır olan ulaşır ve tüm çelişkilerinden kurtulur…

    Aksi takdirde; kader sırrı nedeniyle günahı kim işliyor, şeytan Allah istemese şeytanlığını yapabilir mi, ayetler günlük yaşantıya göre geliyorsa nasıl ebedi ve ezeli oluyor, birbirini kabul eden Hak dinler neden bu kadar farklı, birinin kutsalı nasıl ötekinin haramı gibi soruların çelişkilerinden asla kurtulamayacak beşerler olarak, hayatımız boyunca bunları düşünmekten kendimizi sakınır ve bildiğimiz kadarıyla yaşama riskini alırız…

    Umarım eksikliklerle dolu bu anlatımımız sizi biraz olsun aydınlatabilmistir…

    Sevgiler…

  11. 11 Hasan BELEK 22 Haziran 2007, 10:07

    Teşekkür ederim.Bir takdir eden ve bize herşeyi sunan var,gerisi hayel.Çene suyu kahve.Çok teşekkürler…

  12. 12 yasar 19 Temmuz 2007, 9:34

    Çekim Yasası

    18 temmuz gecesi cine5 te yayınlananan çekim yasasını izleme fırsatım oldu. Program yapımcısı, aynı zamanda sunucusu hanım (insan kaynakları eğitimcisi, uzmanı) fevkalede pozitif bir görünüm sergilemekte. Programın son anları olsa gerek mutlu evlilik konusu açıldı.

    Programa katılan ince, kibar erkek şarkıcı:
    “Ben de şu an evliliğimde çok mutluyum. Daha önce her gün dua ettim. Bana uygun bir eş ne olur karşıma çıkar diye ALLAH’a”
    derken hafif bir duraksama ve düzeltir gibi bir tonla “dua ettim ve EVREN e dua ettim.” şeklinde bir ifade kullandı.

    Konunun sonunda mutlu eş için teşekkür faslı olurken sıra konuk şarkıcıya geldiğinde hafifçe programcıyla gözgöze geldikten sonra hafif tedirgin bir ses tonuyla (ayıp olmasın edasıyla) “Bana sevdiğim eşimi sağladığı için EVREN e teşekkür ediyorum”
    şeklinde bir diyalog..

    Ağlarmısın, gülermisin…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: