Modern Bir Mistik Cennet ve Cehennemi Tasvir Ediyor!

(Geçmişte yayınladığımız, ama zihinlerimizde yer etmiş yazılarımızdan birkaçını tekrar yayınlamanın; Yeni Yorumsuz Okurlarımızın da okuyabilmesi için gerekli olduğuna inanıyoruz. Ve buna, sizin tarafınızdan çok ilgi görmüş ve binlerce okunma sayısına ulaşmış, bu yazımızla başlıyacağız. Önümüzdeki günlerde, okurlardan farklı ilgi gören yazılarımızı sizle paylaşmaya devam edeceğiz.)

(Bilgi Notu: Bu yazı İnternet’e ilk defa Yorumsuz Blog tarafından aktarılmasına rağmen bir çok site Yorumsuz Blogu referans göstermeden yayınlamaktadır.. Bilgilerinize..)

Modern bir mistik:

Danimarkalı Martinus Tomson.

Onun başından geçenler, mistik ve kozmik bir olayın, bir insanın yaşantısını nasıl değiştirdiğini gösteren bir örnektir. Martinus ilk ilhamın geldiği 1921 yıllarında Kopenhag’daki bir büroda sayılarla uğraşmakta idi..

Dinle yakından ilgilenir, mesleği yüzünden başka insanlara yardımcı olamadığı için büyük bir huzursuzluk duyardı. Spiritizm, teoloji ve benzeri akımlar hakkında hiçbir şey bilmezdi. Eve gittiğinde okumaya başlardı. Bürodan bir arkadaşı onu çok okumuş bir adamla tanıştırıp eline felsefe hakkında yazılmış bir kitap verdi. Birkaç sayfa sonra, gerçeği öğrenmek için bir sandalye üstüne oturup ALLAH terimi üzerinde konsantre olmak gerektiğini öğrendi.

Böylece kozmik bilinç dediği yepyeni bir hayatın içine girmişti. Bilinçli olarak ve kontrol altında, intituasyon dediği bilincin kaynağını bulmuştu. Herhangi bir problemi çözmesi gerektiği zaman, intituasyonla bağlantı kurar ve cevabını bir mutlak bilgi halinde alırdı. Fakat bilgi, kelimeler halinde verilmediği için, sonradan kelimelere çevirmek gerekirdi. Bu bilgi, ruhlar aleminde bizim maddesel yaşantımızda kullandığımıza benzemeyen bambaşka bir anlaşma yoluyla verilirdi. Yeni bilinç haline, paranormal olaylar da arkadaşlık etmekteydi.

Telepati durugörü, ayrılma anları… Başka insanların hastalıklarını kendi bedeninde, ağrılar halinde duyduğu olurdu. Ayrılma anlarından, mesleğinde de rahatsız edildiği için vazgeçmek zorunda kaldı. Sonra intuitive bilgisini, insanların anlayacağı kelimelerle ifade etmeye başladı. Bu yeni dünya görüşünün iç mantığı, güzelliği ve fiziksel dünya ile gösterdiği benzerlikler, diğer bağlantı kuran insanları da etkilemiştir.

 

Ölüm, İnsan için Allah tarafından verilmiş en çok şaşırtıcı şeydir:

Martinius‘a göre, dünyadaki insan, sadece maddesel bir bedenden ibaret değildir. Bedende, RUH denilen ve bedenle devamlı ilişkide bulunan psişik bir kuvvet vardır. Ruhun daha detaylı incelenmesi Martinius tarafından yapılmıştır. Ölüm dediğimiz olaydan sonra, ruh, bedenle olan bağlantısından kurtulup, ruhlar aleminde yaşamaya başlar. Sırlı olarak, bazen bir ilişki kurulabilmesi mümkündür. Bu ölüm anından hemen sonra ya da birkaç gün içerisinde olmaktadır. Bu ilişki herhalde durugörü ya da telepati yoluyla gerçekleşmekte ve hemen kaybolmaktadır. Bundan sonra, ölüm nedeniyle beden bağlantısını kesmiş olan bir insan için, “yaşayan” terimi kullanılamaz.

 

Mantal yaşama alanı ve ilk ortam:

Ölümden sonra adım atılan dünya, ruhsal dünya, bedenin ölümden sonra bulunduğu durum da ilk ortam sayılmaktadır. Fizik dünya bir zaman-mekan dünyası, ruhsal dünya ise bir zaman-durum dünyası sayılmaktadır. Maddesel dünya, yaratığın ağır ve değişmez bir şekilde yaşadığı materyel bir dünyadır. Ruhsal dünya ise, hafif, uçucu ruhsal maddelerden meydana gelmiştir. Bu ruhsal madde, yaratığın kendi kendini konsantre ettiği ve şekil verdiği sürece algılanabilir. Madde, yaratığın en küçük arzusunu bile yerine getirebilir. Yaratık herhangi bir şeyi gözönüne getirdiği zaman o anda, o şeyle karşılaşır. Fakat konsantrasyon kaybolduğu an, istenilmiş olan şey de hemen kaybolur.

Yaratık öldükten sonra fiziksel maddeyle bir bağlantı kuramaz. Bunun yerine ruhsal dünyanın yaratıkları etrafını kaplarlar. Bunların içine yaratığın kendi dünyasında geçirmiş olduğu tecrübeler ve bilince yer etmiş olan anılar girerler. Bu anılar hafızaya ne kadar derin etki yapmışsa, yaratığın mantal dünyasında o derece fazla yer alırlar. Bu da ölüm sonrası yaşamın, ölümden önceki yaşamdan pek farklı olmadığı anlamına gelir. Fark yaratığın yeni dünyasının, sadece kendi tasavvurundan, gözü önüne getirdiklerinden oluşmasındadır. Yani, yaratık, rüyada olduğu gibi, halüsinasyonlardan meydana gelmiş bir çevre içerisinde yaşar. Martinius‘un görüşüne göre ruhsal dünyada da rüyalar vardır. Bu rüyalar, ölüm sonrası yaşamın nasıl olabileceğini gösteren duru rüyalardır. Tek fark, insanların günlük rüyalarında biyolojik birer canlı olarak yaşadıklarıdır. Rüya gören yaratık ise, öteki dünyada sadece bir konuktur. Fiziksel dünyadan etkilenip görülen rüyalar da olabilir. Ölüm sonrası hayatın ilk devrelerinde yaratık, genel olarak, yaşadığı olayları ya da gördüğü rüyaları değerlendirecek güçte değildir. Fakat ölümden sonra duvarın arkasında bir elektrik fişi yoktur artık…

Martinius ölümden sonra yaratığın hareket etmediğine, tersine, çevrenin onun etrafında döndüğüne değinmektedir. Bir duru rüya örneği bunu açıklayabilir:

Rüya görüyor ve rüya gördüğümü biliyordum. Koca bir yığın telefon direğinin üzerine tırmanmaktaydım. Bu yığın kare biçiminde yükselip gidiyordu. Tırmandıkça tırmanıyordum. En yükseğe çıktığımda ‘Şimdi bu yığın sallanmaya başlarsa ne olur?’ diye sordum, kendi kendime… O anda sallanmaya başlamıştı. “şimdi düşecek!” dediğim an devrilip yere düşmüştüm… Fakat düşerken sakin sakin yatakta yattığımı hissediyordum. Aslında hareket eden ben değil, telefon direkleriyle yer idi. Her şey çok göz aldatıcıydı.

Duru rüyalarda olduğu gibi, burada da madde, isteğimizin emirlerine uymaktadır, hem de her zaman. Yaratık halüsinasyonla gördüğü rüyada, aynı ölümünden önce olduğu gibi hareket etmeye devam eder. Varlığını araçlar kullanarak, araba sürerek, trene binerek, para kazanarak, uyuyup yemek yiyerek sürdürür. Yeni yaşam eski yaşam o kadar birbirine benzemektedir ki, yaratık uzun süre geçtiği halde, öldüğünü anlayamaz. Fakat önce ya da sonra maddesel dünyadan herhangi bir adamla temas kurmaya çalışır. Bu, halüsinasyonlar yoluyla bir fantom yaratılarak olur, fakat bu fantomla duygusal bir bağ kurulamaz. Bir eksiklik daima vardır. Böylece yaratık yavaş yavaş bir dünyaya kaydığını hisseder. Fakat bu değişikliği tam olarak anlayıncaya kadar yine belli bir süre geçmiş olur. Tabiî ölmeden önce ruhsal olaylarla ilgilenmiş ve kendisini ölüme hazırlamış olanlar, bu değişikliği ve girdikleri yeni ortamı daha çabuk kavrarlar.

 

Sadece aynı dalga boyu ile temas:

Ruhsal dünya, Martinius‘a göre, bir fizik üstü ışınlar ve dalgalar dünyasıdır. Eğer oradaki yaratıklar, birbirleriyle bağlantı kurmak isterlerse bu, kelimelerin tam anlamıyla aynı dalga boylarında oldukları zaman gerçekleşir. Bu da ortak eğilim ve merakların başka bir anlatım biçimidir. Oysa ki fiziksel dünyada bir araya gelebilirler. Ruhsal dünyada ise aynı karaktere sahip olmayan ruhlar kesinlikle bir araya gelmezler.

Bu aynen, radyoda istasyon aramak gibidir. Bulduğumuz istasyon dalga boyunu kaydırdığımız, yani frekansını değiştirdiğimiz an, bambaşka bir istasyonla karşılaşırız.

 

Bütün arzuların yerine getirilişi:

Şimdiye kadar anlattıklarımızdan, öteki dünyanın bir huzur dünyası olduğu ortaya çıkmaktadır. Fakat gerçekte her şey bu kadar basit değildir.

Çok başarılı bir iş adamı, büyük bir işin peşindeyken öbür ve ruhsal alemin ilk ortamına girer. Orada da daha büyük bir hızla para kazanmaya devam eder. Âdeta para yağmuruna tutulmuştur. Hırsızlar tarafından parasının ve mallarının çalınacağı aklına gelir. O anda etrafını hırsız ve gangsterler sarar ve en korkunç polisiye filmde gördüğünden daha korkunç bir şekilde onların kurbanı olur.

Tabiî ancak kendi dalga uzunluğundaki yaratıklarla bağlantı kurabileceğinden, yine paraya düşkün yaratıklarla ilgilenir ve onlarla bir çeşit rekabete girer. Fakat hepsi de aynı başarıyı gösterdiklerinden, onu takdir edecek kimse kalmaz.

 

Şimdi, kendi telkinleriyle yarattığı dünyada yapayalnız kalmıştır. Etrafında sadece onunla rekabet halinde olan iş adamları, hırsız ve dolandırıcılar vardır. Kendisini bu durumdan kurtarmak için, başka dalga boylarının yaratıklarıyla bağlantı kurması gereklidir, fakat bu da zordur, tabiî. Yaratık, kendi yaratmış olduğu cehennemde yaşamaya başlar.

Bu anlattıklarımız, sadece bir örnekten ibaret olmakla beraber, tüm hayatını, başka insanlardan ya da belli bir insandan nefret etmekle geçirmiş olan birinin öldükten sonra da bu duygulardan kurtulamayacağına dair güzel bir örnektir. Böyle bir insan arzularının gerçekleştirdiğini, intikamlar aldığını görecek ve sadece aynı eğilimleri olan yaratıklarla bağlantı kurabilecektir. Kendisi, mutlak bir gerçek olarak yaşadığı, bir ruhsal hapishaneye girecektir. Din ve kilise yoluyla devamlı bir şekilde cehennem ve cehennem azabından korkmuş olan bir insanın, öldükten sonra, kendi tasavvur ettiği bir cehenneme girebileceği de mantıklı bir düşüncedir. Zaman kavramı olmadığı ve yaşanılan olayın sonsuza kadar uzandığı duygusu var olduğundan, bu cehennem azabı uzadıkça uzar.

 

İlk ortam; Cennet ve Cehennem

Şimdiye kadar söylediklerimizden anlaşıldığına göre, tüm arzu ve umutların birdenbire yerlerine getirilmeleri, pek acı verici durumlara da yol açabilmektedir. Martinius‘a göre bu kısa bir süre böylece devam eder ve daha yüksek bir safhaya ulaşılır. Fakat ilk ortamın cehennem değil de cennet gibi de yaşandığı da olabilir. Sözgelişi, pozitif bir dinsel anlayış içersinde yetişmiş olan bir insanın ilk ortamı da huzur dolu olur. Fakat bugünkü modern insanın ölüm hakkındaki görüşleri biraz komplikedir. Ölümden sonra hayatın devam ettiğini söylemek bile onuniçin bir alay konusudur. Fakat yaşadığı maddesel dünyada da ölümden sonra yaşamayacağına dair bir kanıtlama yapamaz. Çoğu dinsel anlayışlara göre kanunlara(dinsel yasaklar) uymayanlar cehennem azaplarına çarptırılacaklardır. Modern insan, hangi dinsel inanışı seçerse seçsin, hangi görüşe sahip olursa olsun, yine de ölüm sonrası hakkındaki şüphelerinden kurtulamaz.

Birinci ortamı cehenneme çeviren çoğunlukla bencilce arzular olmaktadır. Fakat yaşantıları boyunca başka insanlara yardım elini uzatmış olan ve ölümü kolayca karşılayan bir insan, ilk ortamı huzur içinde karşılar. Bunlar ilk ortamda arzularının yerine getirilmiş olduğunu görürler. Aynı şey sanatçı ve bilim adamları için de geçerlidir. (Fakat istek ve arzuların egoistçe olmamaları şartı ile). Buradaki bencillik başkalarını göz önüne almadan sadece kendi istek ve arzularını ön plana almaktır.

Peki, öldükten sonra, ruhsal ortamda tanıdıklarına rastlayan ve ona yardımcı olduklarını gören yaratıklar yok mudur? Çoğu ölüm döşeği vizyonları bu görüşü desteklemektedirler. Peki bu yardım yaratığın ilk ortamdaki cehennem azabından kurtulması için de yapılamaz mı? Bu olamaz, çünkü bu cehennem azabı, tümüyle yaratığın kendi isteklerinden doğar.

 

İlk ortam ve koruyucu ruhlar:

Demek oluyor ki çoğu insanlar, bu ilk ortamı, çekilmez bir cehennem azabı içinde yaşamaktadırlar. Bu durumda dinsel inanışları olanların, ateistlere oranla daha fazla avantajları vardır. Dinsel inanışı olan, kendisinden daha yüksek birinin olduğunu hatırladığı an ona yönelir ve cehennemden kurtulma yolunu bulmuş olur. Ateist ise böyle bir kurtuluş yolunu bulana kadar daha fazla zaman harcayacak fakat eninde sonunda bulacaktır. Yani bu bir dalga boyu değişikliği, çevre değişikliği, kısacası ortam değişikliği anlamına gelir. Yani ortamın yaratıkları, daha olgun ve yardımsever yaratıklar olacaklardır. Martinius bunları koruyucu ruhlar olarak adlandırmaktadır. Bu ruhlar daima hazır bulunup, yardım edecek kişi ararlar. Fakat bu olanağı yaratıkların, sözle rica edişleri yoluyla değil de daha çok ruhsal bir kavram olan dua yoluyla elde ederler. Böylece yaratık kendi dalga boyunu da değiştirmiş olur.

Bundan sonra yardımcı ruhlar, ödevlerini yerine getirebilirler. İlk yaptıkları kendilerini tanıtmak olmaktadır. Koyu dindarlara(yüksek mertebeli) melekler halinde, az dindarlara da normal insan kılığında görünürler. Böyle bir kılıkla güven veren bir duruma geçmişlerdir. Bundan sonra koruyucu meleklerin işi, telkin yoluyla yaratıkları kendi dünyasal isteklerinden kurtarmak olmaktadır. Bu olayı yetişkin birinin bir çocuğu avutması ile karşılaştırabiliriz. Bu avutma da aslında bir çeşit telkindir. Böylelikle yaratığın bilinci yavaş yavaş yeni bir yön alır. Yine de kurtulmadaki kolaylık yaratığın ilk ortamındaki tecrübelerine dayanır. Koruyucu ruhların yaptıkları bir çeşit beyin yıkamadır da denilebilir. Çünkü onların görevi yaratığın belli istek ve eğilimlerine gem vurmaktır. Ancak bu şekilde daha yüksek ortamların ışığı altına girilebilir. İlk ortam aslında yaratığı dünyasal bilinç ve tecrübelerden kurtarmaya yarar. Bir süre için yaratık, bilincin bencil kısmından ayrılmış olur. Bilincin gelişmiş olan ve gerek kendisine gerek diğerlerine huzur veren kısmına dokunulmaz. Artık yaratık düğün elbiseleri içinde bir bayram havasına bürünmüş olarak, yeni bir yaşama tarzına, cennete geçer.

 

Özet:

Kısaca özetleyecek olursak: İnsan öldükten sonra yaratığın içine girdiği çevre tümüyle kendisi tarafından yaratılır. Bu çevre onun düşünce ve tasavvurlarından meydan gelen gerçek bir çevredir. Fiziksel çevrede yaratık, dış çevresiyle devamlı olarak bağlantı kurmak zorundaydı. Oysaki yeni çevresinde, dış dünyasıyla ilgilenmez. Yaratık kendi arzularıyla yarattığı bir hapishanededir âdeta… Sadece aynı dalga uzunluğu içinde bulunan yaratıklarla ilişki kurabilir. Zaman kavramı yaratığın yaşadığı olayı sonsuza kadar uzayacakmış gibi hissettirir. Bütün bunlar bazen cehennem azabı gibi gelir ona. Dua kurtarıcı ruhlarla bağlantı kurmak için bir aracıdır. Bu ruhlar yaratıkları azap verici ilk ortamdan daha yüksek ortamlara çıkarırlar. Bunu da telkin yoluyla başarırlar. İlk ortamdan çıkışı ikinci ölüm olarak da adlandırabiliriz. Aynı zamanda daha yüksek bir ortamın doğumu da sayılabilir.

Martinius‘ a göre, hiç kimse ilk ortam dolayısıyla ölümden korkmamalıdır. Bu ortam, yaratığın yaşadığı sürece gerçekleştirmeye imkan bulamadığı arzularının birdenbire gerçekleşmesi ortamıdır.

 

Birinci ortamda cennet:

Cehennem azabından sonra, yaratığın geçtiği birinci ortamın, ötekine nazaran çok daha değişik olacağı akla gelebilir. Cennet sınırları içinde yaratık, pozitif yöndeki istek ve arzularının gerçekleştiğini görecektir. Bu ideallerinin en üstün safhası halindedir. Herkes istediği gibi hareket edebilme olanaklarına sahiptir. Burada yaratıklar birbirleri için yaşarlar. Fakat varoluş yine de psişik düzeydedir, bu bakımdan da ilk ortamdan az farklılık gösterir. Burada çalışma saatları (koruyucu ruh olarak) olduğu gibi, boş saatlar da vardır. Çeşitli dinlere ve çeşitli görüşlere göre toplumlar vardır. Buralara aynı dalga uzunluğunda olan insanlar giderler.

www.yorumsuzblog.net.tc

Bir önceki yayınlama: 14.11.2006

Aşağıdaki kitaptan alınmıştır:

Ölümden sonra hayat

Nils Olof Jacobson

Milliyet yayınları

Reklamlar

5 Responses to “Modern Bir Mistik Cennet ve Cehennemi Tasvir Ediyor!”


  1. 1 birol 17 Ekim 2007, 9:17

    Bazen bisikletle ya da arabayla bir yere giderken hep; ben mi gidiyorum ya da giddigim yer mi bana geliyor derdim ve cevabinin ikisi de dogru oldugunu! anladim ve hep su anda ben dünyada dünya uzayda ve uzay nerde? diye cok düsünmüsdüm! BEN varsam hersey var! dedigim zamanlar da olmusdu! Kainat var ya da yok ben yoksam ne kiymeti var? YASANAN hersey BENim icin degilse KIM icin? ya HU

  2. 2 faik 19 Ekim 2007, 8:52

    “Dinsel inanışı olan, kendisinden daha yüksek BİRinin olduğunu hatırladığı an ona yönelir ve cehennemden kurtulma yolunu bulmuş olur.”
    cümlesi imanın tarifini ve gücünü açıklıyor. Yöneliş dışa değil “bir BEN var bende, benden içeri” diyen Yunus misali özümüze, hakikatimize dönük olmalı ki, cehennemden kurtulma gücünü kendimizde bulalım.
    Psikolojik rahatsızlığından dolayı kendini felçli sanıp yürüyemiyen kişinin psikolojik tedavi görüp inancı sonu yürümesi gibi, gerçek güçlerine inanan, fark edip açığa çıkaran kişi de kendini cehennemden kurtarır. Kendisinden daha yüksek BİRini kabul etmeyen ateist neye yönelecek ve cehennemden nasıl kurtulacaktır diye sormak gerekir yazara? Çünkü psikolojik rahatsızlığından dolayı kendini felçli sanıp yürüyemeyen ve tedaviyide kabul etmeyerek kendini felçliliğe inandırmış kişi asla yürüyemez.

  3. 3 Kirman Kamil 2 Şubat 2008, 5:42

    Yazılanlar kısmen akla yatkınsa da bazı kısımları geçmişten beri bize aktarılan islam büyüklerinin bildirilerine uymuyor.

    Alıntı:
    —————————————–
    Nitekim büyük İslâm Âlimi Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Marifetnâme” isimli eserinde, Hazreti Muhammedin ağzından ölüm olayını şöyle nakleder:

    “Meyyit (ölümü tadmış kişi), bedenini kimin yıkadığını, kimin kefenlediğini, namazını kimlerin kıldığını, ardından kimlerin geldiğini, lahde kimlerin indirdiğini ve kimlerin telkin verdiğini bilir.”

    —————————————–

    “Meyyitin yanında haykırıp, saçınızı başınızı yolmayın, ona eziyet edersiniz” uyarısı da, gene meyyitin sizi görüp hâlinizden üzüntü duymasından ileri gelir.

    —————————————–

    “Talha radıyALLAHu anh şöyle anlatmıştır:

    Bedir savaşı günü Nebi (salla’llâhu aleyhi ve sellem) Kureyş eşrâfından 24 kişinin cesedlerinin biraraya kaldırılmasını emretti de bunlar Bedr kuyularından pis bir kuyuya atıldılar. Bu suretle pis kuyu yeni pislikleri toplamış oldu.

    Rasûlullah düşman bir kavme galip gelince onun açık sahasında üç gün konaklamak âdeti idi.

    Bedr savaşının üçüncü günü olunca da Rasûlullah devesinin getirilmesini emretti. Yol ağırlığı deveye yüklenip bağlandı.

    Sonra Rasûlullah yürüdü. Ashab da peşinden yürüdüler…

    Bu arada birbirlerine, herhalde Rasûlullah bir hâcet için gidiyor, diye konuştular.

    Nihayet, Rasûlullah Efendimiz maktûllerin atıldığı kuyunun bir tarafında durdu ve onlara kendi ve babalarının adlarıyla seslendi:

    -Ya filân ibn-i filân, Ya Ebâ Cehil İbn-i Hişam, Ya Utbe İbn-i Rebîâ… Siz ALLAH’a ve Rasûlüne inanıp itaat etseydiniz şimdi sevinir miydiniz?.. Ey maktûller!.. Biz, Rabb’imizin vaad etmiş olduğu zaferi gerçekten bulduk. Siz de rabbinizin vaad ettiği zaferi gerçek üzere buldunuz mu?..

    Bu hitap üzere Ömer r.a. sordu:

    -Ya Rasûlullah… Hayatı olmayan cesedlere ne diye konuşursun?.

    Rasûlullah aleyhisselâm şöyle cevab verdi:

    -Muhammed’in nefsi elinde olana yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz!..”

    —————————————–

    “Ahmed Hulûsi – ÖLÜM VE ÖTESİ” yazısından alıntıdır…

  4. 4 Cem 22 Eylül 2008, 12:45

    Yazar maddi olunun, maddi dunya ile iliskisi tamamen kesilir demis.. Biz ise Peygamber(s.a.v.) araciligi ile olulerin ruhlarina dua, Kur’an okuma vs. yolu ile yardim edilebilecegini bildiriyor, belki de yazarin bahsettigi koruyucu melekler yardim ve telkinlerde bulunacaklari ruhlari dunyadan gelen bu dualar veya guzel anislar vasitasi ile secmekte ve yardim etmekteler. En dogrusunu tabii ki Allah bilir ama kesin olarak bildigimiz olulerimizin ruhlarina gonderecegimiz dualarin onlarin kabir hayatlarina faydasi olacagi.

  5. 5 baybars 3 Aralık 2008, 2:43

    Yazar aslında konuyu güzel ele almış bence. Yaratanın yarattığı kullar için kaynayan kazanlar hazırlayarak cezalandırmak için bir düzen kurduğunu düşünmüyorum. Tekamulunu burada veya öldükten sonrada tamamlayacağını düşündüğüm tüm insanların ama tüm insanların kendi cennetini bulacağını düşünüyorum. Yeryüzünde kendine Halife seçtiğim dediği, kan döken bir yaratılan gurubu mutlaka cennetine kavuşturacaktır. Meleklere sizin bilemediğinizi ben bilirim diyen Allah’ın görmek istediği, Allah’ın temsilcisi insanı kendi başına bırakmadığı. Ama bize göre acılı da olsa tamamlayacağı bir tekamul süresi olacaktır.
    Öbür tarafa fazla birşey bırakmamak adına elimizden geleni biz yapalım. İnşallah kalanı kolay tamamalayacağız…

    Sevgi ile


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: