» Beyin Fırtınası (1)

Dünya yaşamında cinlerin etkisinden kurtulamamış kişilerin ölüm ötesinde onlardan kurtulma şansı var mı.?

Niye ?

*  *  *

YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN..

(Önemli hatırlatma: Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.)

www.yorumsuzblog.net.tc

Soru kaynağı: http://sufizmveinsan.com

* * * * * * *

BEYİN FIRTINASI:

Yeni fikirler oluşturmak üzere, düşüncelere engel koymaksızın, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan fikir yaratma yöntemi.

Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.

Disiplinli ama baskıcı olmayan bir yaklaşımla; basit, aykırı, karmaşık, uçuk … düşüncelerden yaratıcı ve uygulanabilir fikirler oluşturmak için grup sinerjisini kullanmayı amaçlar.

Uygulama Adımları:
Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz.
– Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır.

Prof. Dr. Nüket Yetiş
TÜSSİDE Başkanı

 

 

Reklamlar

29 Responses to “» Beyin Fırtınası (1)”


  1. 1 Gökhan KALEM 19 Nisan 2007, 4:57

    Benim düşünceme göre var.
    Şöyle düşünüyorum; kendilerinin kurtulma güçleri dünyada elde edememişlerse yok ancak, şefaat hakları olanların şefaat adı altında kendi ilimlerinin gücüyle insanları kalbinde yani şuurunda hardal tanesi kadar imanı olan herkez onların şefaat gücüyle kurtulup o etkiden ilimleri gereği dünyada hazırladıkları cennete gidecekler ve cenabı hakkın izniyle kendilerinde bulunan esma terkibi doğrultusunda kurtulabilecek insan oğlu diye, kısıtlı bir düşünceye sahibim. Daha da en doğrusunu Allah bilir. KURTULANDA SONSUZ KUDRET SAHİBİNİN İSİMLERİ.
    KURTARANDA SONSUZ KUDRET SAHİBİNİN İSİMLERİNİN BİRLEŞİMİ ETKİSİ ALTINA ALANDA SONSUZ KUDRET SAHİBİNİN İSİMLERİNİN BİRLEŞİMİ KİMİ KİMDEN KURTULACAK ACABA?

  2. 2 Ş.YILDIZ 19 Nisan 2007, 6:02

    Merhabalar

    Eğer insan boş gibi görülen Alemin özünün tanecik modeline geçmemiş dalga girişimli su benzeri bir ışık deryası olduğunu bilebilir ve panik halinde su üzerinde sağ salim kalmanın yolunun da kendini (korku duyduğu şeye) suya bırakmak olduğunu anlarsa, Allah onu girdiği cehennemden, kendi isimlerinin açığa çıkma mahali olan bilinç deryasına-Ruh kendini bırakmak sureti ile teslimiyet gösterebilip secde ettiği için, Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v)’ın şefaati ile alıp çıkartır inşallah.

    Asıl itibarı ile bu kadar uzun yazılanın manası; bilincin normal düz mantığı ile bakar isek secde=teslim oluştur. Herşeyde ve her yerde tek malik ve güç sahibi Allah’ı bilen bilinci cinni etkiden kurtaracak olan zaten kendi değil, teslimiyeti sebebi ile İnsanların Rabbi olan Allahü Teala dır. Yoksa insan “ben” dediği marifeti ile bu saldırıdan ve ateşten zaten kendi kurtulamaz.

    Sevgi ve Saygılarımla
    Ş.Yıldız

  3. 3 MFB 19 Nisan 2007, 6:09

    Var. Kurtulma şansı var çünkü, “O” rahmeti bol yüce yaratıcı ölüm ötesinde her varlığı hesaba çekecektir elbette.
    Cinler de bu hesaptan mahrum kalmaz diye düşünüyorum. Dolayısıyla bir varlık diğer varlığı etkileyemez.

  4. 4 EyuB 20 Nisan 2007, 1:22

    Hz. Muhammed sav. efendimizin söylediğine göre Kişi her ne hal üzere ölürse o hal üzere haşr olur.
    Dolayısıyle ölmeden evvel kurtulamadıysa öldükten sonra da kurtulamaz!…

  5. 5 KAYGUSUZ 20 Nisan 2007, 9:32

    Allaha imanı varsa, Allaha ait özelliklerin kendisine yardımcı olacağına ve selamete çıkaracağına inanacak ve bunları kullanarak kurtulacaktır.
    Eğer imanı yoksa bu özelliklerden mahrum kalacağı için dolayısıyla onları kullanamayacak ve bu durumdan kurtulamayacaktır.

  6. 6 SABAH 20 Nisan 2007, 3:00

    “Sığınırım (B sırrıyla) Nas’ın Rabbine, Nas’ın Meliki’ne, Nas’ın İlahı’na…” (Nas sûresi; 1-3)

    Kurtuluş Allah’a imanın kuvveti derecesindedir. Elbette iman ettiğine teslimiyetle sığınan kişi O’nun tarafından korunacaktır. “Kişi ne hal üzere ölürse, o hal üzere dirilir” buyrulmuştur, fakat “o hal üzere devam eder” diye bir bilgi yoktur. Buna mukabil “Kalbinde zerre kadar imanı olanın cehenemden kurtulucağı”na dair bir bilgi vardır.

    (Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: “Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız” der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: “Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık”. Allah da: “Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah’ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız” der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir. (Enam sûresi, 128)

    Allah “Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız” buyurduğuna göre, hiç “Dünya yaşamında cinlerin etkisinden kurtulamamış kişiler” çoğunluktur.
    Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah’ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız” buyruluyor, fakat “Allah’ın dilemesi müstesna” ifadesini de gözden kaçırmamak gerekir.

    Şefaat dünyada iman ve ilimdir, ahirette de bu imanın ve bilginin yaşanmasına yardım olarak zuhur edebilir.
    Bu ümmet Makam-ı Mahmud’un vaad edildiği iki cihan sultanına iman etmiş Ümmet-i Muhammed’dir. Ümmet-i Muhammed’e kurtuluş yoksa, diğer ümmetlerin hiç şansı yok demektir. Yeterki gönüllerdeki imanı diri tutalım ve ümitsizliğin de şeytandan olduğunu unutmayalım.

  7. 7 TEYZE 20 Nisan 2007, 3:13

    Dünya yaşamında cinlerin etkisinden kurtulamamış insan (iman etmemiş) insandır. Onu koruyacak tek silahı iman dır.
    Korunamamışsa O halde ölüm ötesinde de (iman etmemiş olduğu için) şefaata nail olamayacaktır.

    Cümlemize iman kolaylaştırılsın.

  8. 8 OĞUZ 20 Nisan 2007, 3:42

    Dünya yaşamında, cinlerin bizim üzerimizdeki etkisi nedir!?

    Bizi öfkelendirirler mi, şehvete mi teşvik ederler, umutsuzluğa mı yönlendirirler, geçici menfaatlere mi sürüklerler v.b?… Etkiler bu yönde ise, tüm bu veriler ruhumuza yazılıyorsa ve Dünya’da iken bu verileri müspet manâlara çeviremediysek; o hal de geriye yalnız Amentü esasları kalır!

    Haddizâtında, kurtulmanın yegâne yolu “Amentü B’illahi”nin manasını anlayarak yaşamak değil midir!?

    “Kişinin zerre kadar imânı olsa dahi, cezasını yaşadıktan sonra, imanı, onun kurtulmasına yetecektir” hükmüne dayanarak; Kişi, Dünya yaşantısında etkilenmiş olduğu cinni tesirleri, ahiret boyutunda da yaşayabilir. Ancak, bu sürecin sonsuza dek mi, yoksa kabir hayatı boyunca mı süreceği “iman esası”na bağlıdır diyebiliriz.

  9. 9 TEYZE 20 Nisan 2007, 6:02

    İmanın varlığının kurtuşa mutlaka neden olacağını düşünmüştüm. İman eden gereğini yapar ve kurtulur. Şeytanın hükmüne tabi olmaz.

    Bilgilendirmesi için “SABAH” a teşekkür ederim.

  10. 10 GOST 20 Nisan 2007, 6:04

    Allah Allah !!!!

    Allah Allah !!??

    Fesubhanallah!!!

    Yalnız Sen’sin sığınılacak ve necat bulunacak!

    Zayıf imanımız içün,
    Şeytana uyduğumuz içün,
    Anlamadığımızı anlamadığımız içün,
    Affeyle bizi ya Rab!!

    Cenab-ı Allah (c.c) Kendine imanla birlikte Kelam’ı Kur’ân’a da iman nasip ede!

    Amin.

  11. 11 NCAKI 20 Nisan 2007, 6:17

    Sayın EyuB’ün naklettiğini tekrar edelim.
    Efendimiz’in (s.a.v) HADİS-İ ŞERİF MEÂLİ:
    Kim ne hal üzere ölürse, o hal üzere haşr olur.
    Câmi’ü’s-Sağîr, c: 3, 3753
    ve ayrıca Ayet-i Kerime:
    “Dünyada a’mâ olan âhirette de a’mâdır!.” (isra. S. A72.)

    Allah’a iman varsa denmiş yukarıda: Allah’a iman hangi şartlarda olur? Aşağıdaki linkte üstad’ın düşünen beyinlere açıklaması var. Okumayanlara tavsiye ederim:
    http://www.okyanusum.com/amentu.htm.

    Rasulüne ve ondan inzal olana tamamen teslim olunacak, imanın bir kaç şartından birisiymiş bu… O zaman yukarıda geçen hadis-i şerif asıl sorunun cevabını çok net vermiş… Düşünen iman etmiş beyinlere bu hadis-i şerifin özündeki manayı aramak ve anlamak kalıyor, nasibimizde vardır inşallah.

    Aramaya başlasam şimdi ve bugüne kadar birikmiş (-bir beşer olarak günümüzde ilmi anlatanların yazdıklarından okuyupta kapasitemin elverdiğince kayıt ettiğim) bilgi veri tabanımı tarasam, şunları buluyorum aydınlatan:

    “Kim ne hal üzere ölürse” denmiş. Kişi bu dünyada yaşarken nelerin etkisi altında kaldıysa, o etkisi altında kaldıklarını elde edebilmek veya onlar gibi yaşayabilmek için ne fiiller yapıp, dolayısıyla şuurunda ne oluşturup kaydettiyse, o hal ile ölür. Yaradılışları hükmü gereğince seni Allah’tan uzak tutmak isteyenlerin sana hoş gösterdiklerini isteyip gereğini de yerine getirerek elde ettin dolayısıyla onlara tabii olarak öldüysen, ölüm ötesi yaşama beraberinde getirdiğin de odur.
    (Veri tabanı kayıt belgesi:http://www.ahmedhulusi.org/yazi/kanmayin.htm)

    “Allah onu o hal üzere diriltir”. Beraberinde getirdiğin ne ise, ölüm ötesindeki şartların, getirdiğin şartların halidir.(Veri tabanı kayıt belgesi:http://www.ahmedhulusi.org/yazi/yenieviniz.htm)

    Uzun oldu ve pek de beyin fırtınası olmadı aslında…
    Daha çok fırtınanın içindeki bir küçük gemide bulunanın, geminin teknolojik aletlerin izin verdiği kadarıyla, fırtınayla ilgili topladığı verileri diğer gemilerde bulunanlara nakletme çabası oldu işin doğrusu.

    Selamlarımla,

  12. 12 HÜSAMEDDİN 21 Nisan 2007, 11:55

    Bu soru; Çocuk yaşta ölen müşrik çocukların akibetine benziyo… Ve ordan kıyasla acizane SANI’mı şöyle ifade ediyorum: Allahü Tealla Tekaddes Hazretlerinin ezeldeki hükmünü bilmediğimiz için söz konusu cinni etkideki kişinin ebediyet yoluculuğundaki VARACAĞI duraklarda nelerle karşılaşacağınıda bilmiyoruz… Ama mevcut verilerden yola çıkarak ”Cehennem mümin için rahmettir” ve ”Şefaat” mekanizması gereği söz konusu kişinin kurtuluşa ereceğini ümid ederiz… Kaldıki hem geçmişte, hem şu yaşadığımız boyutta hem de gelecekte Cinni etkilerden kurtulmamış, tabii ve kurtulamayacak yüzbinlerce müslümanın varlığı bir reaalitedir… Çünkü eğer Yaratılış gayesini düşünür isek CİNNİ etkinin de kıyamete uzanan bir devamlılığını göreceğiz… Bir şu varki Ümmet-i Muhammed’in camiisi MUHAMMED(S.A.V)’İN ŞEFAAT-I UZMASINA TABİİDİR…

    Uzun sözün kısası; aslında bu sorunun cevabını da VUCUDUMUZDA bulubiliriz… Tefekkür damlası bu… isteyen bu damlanın gen haritasını çıkarıp BİR PUZZLE gibi aradığı cevabı harf harf, kelime kelime, cümle cümle, anlam anlam yerli yerine koyup NURANİ gerçeği görebilir… Vesselam…

  13. 13 Sabah 21 Nisan 2007, 12:24

    “(Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: “Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız” der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: “Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık”. Allah da: “Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah’ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız” der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.“ (Enam sûresi, 128)

    “Allah’ın dilemesi müstesna”..!!!

    “Allah’ın dilemesi müstesna”..!!!

    “Allah’ın dilemesi müstesna”..!!!

    Ayetin bu kısmı iman edip Allah’ın rahmetinden umut kesmeyenler içindir.

    Beyin fırtınasının konusu “Dünya yaşamında cinlerin etkisinden kurtulamamış kişilerin ölüm ötesinde onlardan kurtulma şansı var mı.?” sorusu idi. Fakat bu sorunun cevabı imanla yakından alakalı olduğu için, mecburen mesele iman konusuna gelip dayandı. İşin içine iman girdiğinde tüm tarifler değişir.

    Abdullah İbni Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste Efendimiz şöyle buyurur: “O gün sonsuz nimetlere sahip, en güzel sözlerle anılan peygamberlerimiz için tahtlar hazırlanır. Onlar da tahtlarına otururlar. Sadece benim tahtım boş kalır. Ben tahtıma oturmam. Benim durumuma bakarak Cenab-ı Hak bana hitap eder: “Ümmetin hakkında ne isterseniz onu yapayım.” Ben Allah’a yalvarıp derim ki: “Ya Rabbî, ümmetimin hesabını hemen gör! Geciktirme. (Onları kararsız bir halde bekletme.)” Bunun üzerine Allah ümmetimin hesaplarını görür. Ümmetimden bazıları rahmet-i Rahman’a kavuşur. Bazıları da benim şefaatimle yüce cennetlere ulaşırlar. Ben o gün ümmetime sürekli şefaat ederim. Hatta öyle ki, ümmetimden cehennemlik olan bazı kimseleri bile şefaatimle cehennemden kurtarırım. Cehhennemin bekçileri olan azab melekleri bana derler ki: “Ey Muhammed, sen ümmetinden, şânı yüce olan Allah’ın azabına uğrayacak kimseyi bırakmadın (ümmetinin hepsine şefaat ettin.)”

    Arasât, mahşer gününde toplanılan yer; yani kıyâmet gününde dirilişten hemen sonra toplanılan haşir ve neşir meydânıdır. Tüm insanlar ve tüm cinler Arasât Meydânında Allah’ın emriyle ve izniyle toplanacaklar. Akıllısıyla, delisiyle, kâfiriyle, Müslümanıyla, zâlimiyle, mazlûmuyla. Büyük Muhâsebenin yapılacağı, Mahkeme-i Kübrâ’nın kurulacağı, haşir ve neşir için hazırlanan büyük meydan. Dünyâdan, zâlim izzetinde, mazlûm zilletinde kalarak göçüp gidiyor çoğu zaman. Zâlimin zillet içinde, mazlûmun da izzet içinde haşredilip neşredileceği, muhâkeme göreceği, hesap sorulacağı ve adâlet-i mutlakanın tahakkuk edeceği bir gün gelecek, bir meydan Allah’ın emriyle ve irâdesiyle açılacak. (Sözler, 54)

    A’râf ise, lûgatte yüksekliklerin zirvesi, tepelerin, burçların ve sûrların yüksek kısımları demektir. Konumuzla ilgili olarak A’râf, Cennet ile Cehennem arasında bulunan yüksek kısımların, burçların, tepelerin ve sûrların yüksek yerleridir. Bu mânâ ile “A’râf”, Kur’ân’da A’râf Sûresinde geçen bir tâbirdir. Bu sûrede “a’râf” hakkında bilgi verildiğinden sûreye de ad olmuştur. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “İki taraf (Cennet ile Cehennem) arasında bir perde vardır; (burada) A’râf üzerinde her iki tarafı da sîmâlarından tanıyan adamlar vardır. Cennetliklere: “Size selâm olsun!” derler. Bunlar henüz Cennet’e girmeyen ve fakat orayı uman kimselerdir. Gözleri Cehennemlikler üzerine çevrilince de: “Rabbimiz! Bizi zâlimlerle berâber bulundurma!” derler. A’râf ehli, sîmâlarından tanıdıkları (Cehennem’deki) bir takım adamlara derler ki: “Ne çokluğunuz ve ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir fayda sağlamadı. Allah’ın kendilerine hiçbir fayda erdirmeyeceğine dâir yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?” (Sonra Cennet ehline dönerek): “Girin Cennet’e! Artık size ne korku, ne de hüzün yoktur!” (derler.)” (A’râf Sûresi, 7/46-49)

    ÇOK ÖNEMLİ BİR AYET: “Ve ayrıca gecenin ba’zında, sana nafile (ziyade, ganimet-bağış) olmak üzere (uykudan kalk) O’nunla (Kur’an’la; B sırrıyla O olarak) teheccüd et… (Böylece) umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud olarak ba’seder. (İsra, 79)

    Efendimiz için Makam-ı Mahmud kurulur. Kendileri Makam-ı Mahmud’a gelirler. İsra Suresi’nde mealen “Umulur ki Rabbin seni makam-ı Mahmud olarak ba’seder” şeklinde anılan bu Makam-ı Mahmud öyle yüce bir makamdır ki, önce gelenler de sonra gelenler de ona gıpta etmişlerdir. Hadislerde bu makam ile ilgili şunlar rivayet edilmiştir:

    Hz. Enes radiyallahü anh’dan rivayet edilen bir hadisi şerif:

    Rasûlullah aleyhissetü vesselâm buyuruyorlar ki:

    Kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. Hz. Adem aleyhisselam’a gelip: “Evlatlarına şefaat et!” diye talepte bulunacaklar. O ise:

    “Benim şefaat yetkim yok siz İbrahim aleyhisselam’a gidin! Çünkü O halilullah’tır” diyecek. İnsanlar Hz. İbrahim’e gidecekler. Ancak O da :

    “Ben yetkili değilim! Ancak İsa’ya gidin. Çünkü O Ruhullah’tır. Ve O’nun kelamıdır!” diyecek. Bunun üzerine O’na gidecekler. O da:

    “Ben buna yetkili değilim. Lakin Muhammed aleyhisselatü vesselam’a gidin!” böylece bana gelecekler. Ben de onlara:

    “Ben şefaate yetkiliyim!” diyeceğim. Gidip rabbimin huzuruna çıkmak için izin talep edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde durup, Allah’ın ilham edeceği ve şu anda muktedir olamayacağım hamdlerle Allah’a medhü senada bulunacak, sonra da Rabbime secdeye kapanacağım. Rab Teala:

    “Ey Muhammed! Başını kaldır! Dileğini söyle, söylediğine kulak verilecek . Ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine getirilecektir! Şefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!” buyuracak. Ben de:

    “Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi istiyorum!” diyeceğim. Rab Teâla: “(Çabuk onların yanına) Git!”

    “Kimlerin kalbinde buğday veya arpa tanesi kadar iman varsa onları ateşten çıkar!” diyecek. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra rabbime dönüp, önceki hamdü senalarla hamd ve senalarda bulunacağım, secdeye kapanacağım. Bana, öncekinin aynısını söyleyecek. Ben de : “Ey rabbim! Ümmetim !” diyeceğim. Bana yine:

    “Var, kimlerin kalbinde hardal tanesi kadar iman varsa onları da ateşten çıkar!” denilecek. Derhal gidip bunu da yapacak ve rabbimin yanına döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana evvelki gibi:

    “Başını kaldır!” denilecek. Ben de kaldırıp:

    “Ey rabbim! Ümmetim! Ümmetim!” diyeceğim. Bana yine:

    “Var kalbinde hardal tanesinden daha az miktarda imanı olanları da ateşten çıkar!” denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer Rabbime dönecek, o hamdlerle hamd u senada bulunacağım, sonra secdeye kapanacağım. Bana: “Ey Muhammed! Başını kaldır ve (dilediğini) söyle, sana kulak verilecektir! Dile talebin verilecektir! Şefaat et , şefaatin kabul edilecektir!” denilecek. Ben de: Ey Rabbim! Bana “Lâ ilâhe İllallah” diyenlere şefaat etmem için bana izin ver!” diyeceğim. Rab Teala :

    “Bu hususta yetkin yok! – veya: Bu hususta sana izin yok! – Lakin izzetim, celalim, kibriyam ve azametim hakkı için “Lâ ilâhe İllallah” diyenleri de ateşten çıkaracağım!” buyuracak.
    (Buhari Tevhid 36, 19, 37, Tefsir bakara 1 , Rikak 51; Müslim, İman 322, (193).

    Hz. Peygamber (s.a) cariyeye, “Allah nerededir?” diye sorar ve o da parmağı ile gök yüzünü işaret eder. Sonra Hz. Peygamber “Ben kimim” diye sorunca, kadın parmağı ile önce Rasulüllah’a, sonra semaya işaret eder. Yani böyle yapmakla o “sen Allah’ın Rasulüsün” demek ister. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) “Evet, azad edebilirsin, bu müminedir” buyurmuştur. (Benzeri bir hadis, Muvatta, Müslim, Nesei’de de kayıtlıdır.)

    Haddim olmayarak tavsiyem her kişinin üstad ve mürşid kabul ettiği ve ilmine güvendiği kim ise, O’na mahşer gününü ve Makam-ı Mahmud’u sorması ve Efendimiz aleyhisselâtu vesselâm’ın velayetinin, risaletinin ve nübüvvetinin düzeyi hakkında bilgi almasıdır.

    Yoksa Allah korusun mahşer gününde inanmadığını inkar eder de O büyük şefaatten mahrum kalır. “Her kim bu dünyada (manen) kör ise ahirette de kördür. Ve gidişçe daha şaşkındır.” (İsra, 72)ayetinin tarif ettiği körlüğün pek çok çeşitleri ve dereceleri olabilir.

    Üstadınızın yazdıklarına sonsuz hürmetim var, muhakkakki doğrudur ve uyarılarının önemli hikmetleri vardır. Örneğin “gevşememeniz gibi”.. Ancak ilim sahibi olmak öğrendiklerimizi tekrar etmek değil, biraz da kişisel gayret göstermektir. (Takip ettiğim kadarıyla üstadınız da bu konuda sizleri sık sık uyarıyor) Zaman zaman ilmin daha kapsamlı olması ve derinleşmesi için kişisel bir gayret göstermek ve bu çerçevede Kur’ân ve hadisleri de okumak gerekir. Çünkü gerek Kur’ân, gerek hadisler birer bütündür, aradan üç beş ayet veya hadis çıkararak sonuçlara varılmaz. Her ayet önce içinde geçtiği sure çerçevesinde incelenmelidir, sonra Kur’ân genelinde ve hadislerin izahıyla değerlendirilmelidir. Tek bir ayet bütünden bağımsız olarak ele alınmaz kanımca..

    Son olarak:

    Her müslüman Makam-ı Mahmud’un ne olduğunu bilmelidir, mahşer günüyle ilgili bilgilenmelidir. Çünkü hiç kimse iman etmediğine eriştirilmez. Bundan maada, ümitsizliğin de bir tür şeytani vehim olduğunu unutmamalıyız.

  14. 14 Sabah 21 Nisan 2007, 1:03

    Bunları Allahu Teâlâ’ya, Kitabı Kur’ân’a, Rasulü Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) e ve dini İslâm’a iman edenler arasında polemik yaratmak, şahıslara muhalefet edip huzur kaçırmak veya dirliklerini bozmak için yazmadığım konusunda beyin fırtınasına katılan herkesi temin ederim. Dinde fitneden Allahu Teâlâ’ya sığınırım.

    Bu tür forumlara yazı yazmak adetim de yoktur. Fakat köşenin ismi “Beyin fırtınası” olunca dayamayıp bir yel de bizden essin dedik.

    İman meselesi çok önemli bir konudur ve ahiret yaşamının temel ögesidir. Bu temel taşın sağlam olmaması çok tehlikelidir. En ufak bir oynaklık kaldırmaz, ahiretimizi perişan eder Allah korusun! Dolayısıyla Allah’ın varlığına ve Tekliğine imanın en zayifine (göğü işaret etmek gibi) dahi kıymet verilmiştir, önemsenmiştir.

    İmanın en önemli sonucu da “Allah’ın rahmetinden ve merhametinden ümit kesmemek”tir. Bir müslüman Allah’ın rahmetinden, merhametinden ümidi keserse, kurtuluşu imkansızlaşır. Çünkü hepimizin pek çok hata ve kusuru vardır. “Bilmek” ise, yaşayanlarla nispet edilince önemli bir ayrıcalık değildir. Bizi bildiklerimizden ziyade imanımız ve ümidimiz kurtaracaktır kanımca.. Sadece bu meseleye dikkat çekmek istedim.

    Doğrular Allah’tan, hatalar bizdendir. Gönül kırdıksa affola.. Saygılar, selamlar.

  15. 15 teyze 21 Nisan 2007, 2:20

    Taklidi iman da şefaate sebep oluyor.
    Fakat kişi öldüğünde hangi bilinçte ise öyle devam edecek yani dikey yükselme olmayacak, bilincine göre cennette olacak. Peki dikey yükselmeyi engelleyen ne? böyle bir etki devam ediyor diyebilir miyiz?

  16. 16 GHOST 21 Nisan 2007, 2:47

    Sabah kardeş, Ahmed Hulusi üstadın;

    “İnsanlara, ilmine saygı duymadıkları kişilerden bilgi yollamayınız. O bilgiler gerçek bile olsa, insanlar, kişilik perdesi yüzünden o ilmi reddedip mahrum kalırlar. Bırakın ilmine saygı duydukları kişiden ulaşsın o ilim.”

    sözünden yola çıkarak, Makam-ı Mahmud’u O’nun lisanıyla izah etmek daha doğru olur belki.

    ————————————————————

    Ahmed Hulusi – Hz. Muhammed Neyi “Oku”du kitabından:

    “…bugün için “Hamîdiyet” mertebesinin; kıyamet ve sonrası için de “Mahmudîyet” mertebesinin mazharı ve “bu yüzden

    şefaati” olan Efendimiz Muhammed Mustafa Aleyhisselâm…”

    ———————————————————-

    Ahmed Hulusi – Okyanus Ötesinden kitabından:

    Soru:

    -Bugün için “Hamidiyet” mertebesinin; kıyâmet ve sonrası için de “Mahmûdiyet” mertebesinin mazharı olan Hz. Muhammed, cümlesinden ne anlamalıyız? Hamidiyet ve Mahmûdiyet`in farkı nedir , kıyametle ilişkisi nedir?

    Üstad:

    -Hamid ve Mahmud kelimelerinin anlamlarını Elmalılı Hamdi Yazır ‘ın tefsirinde okursanız ilgili bölümde, bu sorunun
    cevabını orada bulursunuz… Burada ona giremem..

    ———————————————————-
    Elmalılı Hamdi Yazır – Hak Dini Kur’ân Dili isimli tefsirinden:

    “Hani her kesin malûmu ve aksayi emeli olarak matlûbu olan HAMD hakikati yok mu… İşte hamidiyet, mahmudiyet bütün cinsile ve hatta bütün meratibi ve bütün envaü efradiyle o hamd, Allah`a mahsustur; Allah`ın hakkıdır; Allah`ın milkidir…

    Çünkü, Allah`tır, çünkü… Çünkü ilah…

    Fakat lisanımızda bu tafsili icmal eden bir harfi tarif olmadığı için biz sadece hamd, diye alel ıtlak cins ifade ederiz, bilen bilir, bilmeyen başkasının bildiğinden haberdar olmaz.” (C.1; s:62)

    (Ayrıca bu bölümü “İslâm’ın Temel Esasları” isimli kitabına Üstad Ahmed Hulusi de almıştır)

    ———————————————————

    Hasan Güler – B Meal’inden:

    Ve iz kale `Iysebnu Meryeme ya beniy israiyle inniy Rasûlullahi ileyküm musaddikan lima beyne yedeyye minetTevrati ve mübeşşiren BiRasûlin ye`tiy min ba`dismuhu Ahmed* felemma caehüm Bilbeyyinati kalu hazâ sıhrun mübiyn;
    Hani MeryemOğlu İsa dedi ki: “Ey İsrailOğulları!… Muhakkak ki ben size Allah Rasûlü’yüm!… Tevrat’tan önümde olan için bir tasdikleyici ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan bir (Bi-) Rasûlü müjdeleyici olarak (irsal olundum)”… Onlara (Bi-) beyyineler (apaçık kanıtlar, mucizeler) ile geldiğinde: “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.

    Not: Bu konuda bazı hadis-i şerifler:

    “Tevrat’taki ismim (alıp götüren, uzaklaştıran) dir; çünkü ben ümmetimi ateşten alıp uzaklaştırırım… Zebur’daki ismim (silen) dir; çünkü Allah benimle putlara kulluk yapanları sildi… İnciyl’deki ismim (en Hamd eden; Zat’ın kemaline en mazhar) dir… Kur’an’daki ismim (ardı arkasına çok Hamd edilen) dir; çünkü ben

    Sema ve Arz ehli arasında MAHMUDum (Hamd edilenim)”.

    “Benim beş ismim vardır: Ben Muhammed’im ve Ahmed’im… Ben, Allah’ın benimle küfrü sildiği elMahıy’im… Ben insanların ayaklarımın üzerinde haşrolunacağı Haşir’im… Ve ben elAkıb (kendisinden sonra Nebî gelmeyecek olan)’im”.

    Musa a.s.a Rabbi: “Bu Ahmed’in ümmetidir” dediği vakit, (Musa): “Allahım, beni Ahmed’in ümmetinden kıl” diyerek
    Hz.Rasûlullah’ı bu isimle zikretmiştir…

    ———————————————

    Ahmed Hulusi – Dua ve Zikir isimli kitabından:

    Okunuşu:

    Allahümme rabbe hazihid da’vetit tâmmeti, ves salâtil kâimeti, âti Muhammedanil vesiylete vel faziylete ved derecater refiy’ate veb’ashu “makamen mahmuda”, elleziy veattehu inneke lâ tuhliful miy’ad…

    Bilgi:

    Resûlullâh Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki:

    “Her kim konuşmadan ezanı dinler ve kelimelerini tekrarlar, sonra da ardından bu duâyı okursa, âhirette o kişiye şefâatim farz olur”

    Muhakkak ki her mü’min, hele hele büyük günâh sahipleri şefâati Rasûlullah’a çok ihtiyaç duyacaklar…Öğrenip de devam etsek ezan okundukça!..

  17. 17 Ş. YILDIZ 21 Nisan 2007, 9:51

    Merhabalar

    Dikey yükselmeye ölüm sonrasında engel olan Bizzati Allah’ın zatıdır. Ölüm ile yasak meyve sınırına gelinir.

    Ancak kişi bilinci bunun farkında değildir. Dikey yükseliş beles meclisinde alemlerin yok olma noktasına gelinmesine sebep olan sorunun sorulduğu ve Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) bilincinde “Rabbimiz sensin” manasının açığa çıktığı “an” ile aynı andır.

    Dikey yükseliş farkında olalım veya olmayalım Allah’ın zatına yöneliştir.(Zati tefekkür muhal değildir. Yasaktır!) Bu yöneliş kimliksel bilgiye yönelimi de içerir, bu sorunun sorulup cevabının açığa çıkmasına ise kolay kolay izin verilmez. Ölüm sonrasında ise, ayna olma şansı zaten ortadan kalkmış olur.

    Sevgi ve Saygılarımla
    Ş.Yıldız

  18. 18 Sabah 23 Nisan 2007, 11:10

    Teşekkürler Ghost. Bunu yapmayı ben de düşünmüştüm, ancak yaptığınız alıntılar İsrâ suresi 79’da bahsedilen Makam-ı Mahmud ile ilgili bir izah değil, sadece küçük birer bahis. Eğer herhangi bir açıklama bulsaydım, aktaracaktım. Ama bu konuya pek girilmemiş. Saygılar.

  19. 19 !Neyhali 24 Nisan 2007, 1:08

    Herkes sevdiği ile beraberdir, ölüm ötesi yaşamda da.

  20. 20 kaygusuz 24 Nisan 2007, 11:33

    Aklıma şu soru geliyor …
    İnsanın bu dünyada anlamlandıramadığı şeyleri ölüm ötesinde anlamlandırması mümkün müdür diye …
    Beyin fırtınası çerçevesinde …

  21. 21 Ahmet ve Beril Fesçi 24 Nisan 2007, 1:23

    “Bir kalbe iki büyük sevgi sığmaz, Allah Tek’tir, Tek’i sever”

    Arkadaşlar, “Herkes sevdiği ile beraberdir, ölüm ötesi yaşamda da.” demişler. İNŞAALLAH!

    Sevdiğimiz Allah Resulü Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v) ise sorun yok, inşaallah kurtuluş umudumuz vardır. Ama sevdiğimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v) değilse, işte o büyük bir sorundur. Çünkü sevdiğimiz kişi de aşağıdaki hadiste anlatıldığı gibi mahşer yerinde Hazreti Adem’in yediği elmanın derdine düşmesi ya da Hazreti İbrahim’in söylediği yalandan muzdarip olması veya Hazreti Süleyman’ın malının hesabını nasıl vereceğiyle meşgul olması veyahut Hazreti Musa’nın öldürdüğü adamın hakkını düşünmesi benzeri bir derde düşüp de bize yardım edemeyeceğini bildirirse halimiz ne olur? Kim olursa olsun herkesin az ya da çok bir kusuru vardır bu alemde, kusurdan münezzeh olan sadece Allah’tır. Yazılanları okuyunca iyice anladım, Makam-ı Mahmud’un vaad edildiği yegane kişi Efendimizden (s.a.v)’den gayrını seven, en sevilenlerden bile bucak bucak kaçılacak mahşer yerinde elleri boş kalır. Hiç birimiz kendimizi kandırmayalım. Sevdiklerimiz bize ancak bu dünyada yardım edebilir. Mahşer yerinde ise herkes kendi ameliyle başbaşadır, başkasıyla değil. Tek umudumuz ise, iki cihan serveri alemlere rahmet Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v)’dir. Aşağıdaki hadis sahihtir ve mesajı ayan beyan ortadadır. İsrâ suresi 79. ayet de hadisi doğrulamaktadır.

    Ebû Hayyan et Teymî, Ebû Zür’a yolu ile Ebû Hüreyre (r.a)’dan rivayetle:

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e et ikram edildi. Etin ön budunu önüne koydular. Etin burası, en hoşuna giden yeri idi. Ondan bir parça ısırıp şöyle buyurdu:

    – Kıyamet günü insanların seyyidi ben olacağım. Bunun hangi sebepten olduğunu biliyor musunuz? Allah (cc.) kıyamette önceki milletleri ve gelecek nesilleri tellalın sesini duyurabileceği, gözün ulaşabileceği yüksek bir düzlükte toplayacak. Güneş onlara yaklaşacak. İnsanları hiç ihtimal vermedikleri asla dayanmaya güç getiremedikleri bir üzüntü ve tasa kaplayacak. İnsanlardan kimisi kimisine “Hiç düşünmüyor musunuz siz önce neredeydi niz? Şu başınıza gelene bakmıyor musunuz?” diyecek ve beraberce Âdem (a.s.)’a gelecekler ve:

    – “Ya Âdem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı ve kendi ruhundan sana üfledi ve meleklere sana secde etmelerini emretti, Rabbin’e git de bize şefaatçi ol. Görmüyor musun ki nerede idik, başımıza ne geldi.”

    derler. Âdem de:

    – “Rabbim (c.c.) bugün öyle öfkeli ki, daha önce böylesine kızmadığı gibi sonra da bu derece kızmayacak. O, beni o ağaçtan men etti, ben ise ona âsi oldum. Bugün ben ancak kendi nefsimin, nefsimin, nefsimin, nefsimin, nefsimin derdindeyim. Benden başkasına gidin, Nuh’a gidin!”

    der. Onlar da Nuh’a gelir ve:

    – “Ya Nuh! Yer yüzü halkına gelen ilk Rasûl Peygamber sensin. Allah seni ‘çok şükreden kul’ diye övdü. Ne idik, şimdi ne olduk, bunu görüyorsun. Rabbin’in katında bize şefaatçi olsan”

    derler. Nuh da:

    – “Rabbim bugün daha önce örneği hiç görülmeyen, bundan sonra da görülmeyecek derecede kızgın. Benim kendi kavmime davetim vardı. Ama bugün sadece kendi nefsim nefsim, nefsim, nefsim… Benden başkasına, İbrahim’e gidin!”

    der. İbrahim’e gelip:

    – “Ya İbrahim! Sen dünyadakilerin arasında Allah’ın Nebî’si ve Halil’isin. Nerede idik, başımıza neler geldi, görüyorsun. Rabbin’e gidip bize şefaatçi olsan”

    derler. İbrahim (a.s.) da:

    – “Rabb’im şimdiye kadar görülmemiş ve görülmeyecek şekilde öfkeli.”

    deyip kendinin dünyada söylediği yalanı anlatarak,

    – “Nefsim, nefsim, nefsim, nefsim siz başkasına gidin, Musa’ya gidin”

    der. Onlar da Mûsâ (a.s.)’a gelirler. Mûsâ (a.s.) da aynı sözleri tekrarlar ve:

    – “Ben öldürmekle emredilmediğim birisini öldürdüm. Şimdi nefsimle meşgulüm.”

    diye onları İsâ (a.s.)’a gönderir. Onlar da gelip:

    – “Ya îsâ! Sen Allah’ın Rasülü, Meryem’e ilka buyurduğu kelimesi ve kendinden bir ruhusun. İnsanlara beşikte konuştun. Rabbin’e karşı bize şefaat etsen, ne haldeydik nelere düşer olduk, görüyorsun.”

    derler. O da:

    – “Rabb’im bugün emsali ne önce görülmüş ne görülecek biçimde öfkeli. Siz Muhammed (s.a.v)’e gidin!”

    der. Onlar da (bana) Muhammed (s.a.v)’e gelirler ve:

    – “Ya Muhammed! Sen Allah’ın Rasûlü, peygamberlerin son mührüsün. Allah senin geçen ve gelecek olan günahlarını affetti. Rabbin’e gidip bize şefaat istesen. Ne idik, şimdi başımıza neler geldiğine bir bak.”

    derler.

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem devamla şöyle buyurdu:

    – Bunun üzerine ben kalkıp Arş’ın altına geleceğim ve Rabbim’e secde edeceğim. Allah (c.c.) sonra benim için perdeleri aralayıp, kendine yapacağım hamd ve senalarından bana öyle güzel şeyler ilham edecek ki, benden önce kimseye böyle bir fethi müyesser kılmamıştı. Bana:

    – “Ya Muhammed! Başını kaldır ve iste, verileceksin, şefaat et. Şefaat etmeye yetkili kılınacaksın.”

    denecek. Ben de:

    – “Ya Rabbi! Ümmetim, Ümmetim, ya Rabbi, ümmetim, ümmetim, ya Rabbi ümmetim, Ümmetim ya Rab”

    diyeceğim. Rabbim de:

    – “Ya Muhammed! Ümmetinden hesabı olmayanları Cennet’in sağ kapısından içeri kat, onlardan başkası insanlarla diğer kapıyı kullanmada müşterektir.”

    buyuracak .

    – Muhammed’in nefsi elinde olan Zat’a yemin ederim ki, Cennet kapılarının kanatları arasındaki mesafe Mekke ile Yemen’deki Hecer, yahut Mekke ile Şam tarafındaki Busra mesafesi kadardır.

    [İmam Ahmed Müsned hadis no.9636, 2/435, 368, 3/16, 4/407, 435; Buharı Tefsir İsra Suresi 65/17/5; Müslim îman 194; Tirmizî 2551; İbni Ebî Asım es Sünne 2/396; Evâil 27; Ebû Avâne Müsned 1/72; Beyhakî Delâil 5/477; (İbni Ebî Şeybe Musannef 11/444’te bunu Ebû Hüreyre’den verir.) Zehebî çok kısa aldığı için hadisi önemine binaen Müsned’den tamamı nakledilmiştir]

  22. 22 Hormonsuz Organik Sufi 24 Nisan 2007, 2:51

    Mahşer yerinde şefaate gerek kalmaksızın cinlerden ve şeytanlardan kurtulmuş olacağız zaten. Çünkü;

    O gün kişi kaçar, kardeşinden… Anasından, babasından.. Eşinden ve oğullarından… Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır. (80/34-37)
    O gün öyle şiddetli bir gündür ki cinler ve şeytanlar dahi kendi dertlerine düşüp, bizden yüz çevirip giderler. Hesap görülmeye başladığında imtihan biter!

    (Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: “Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız” der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: “Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık. (6/128)

    Zaten huylu huyundan da vazgeçmez, dünya da ne idi ki orada ne olacak kör şeytan! Döneklik ve kaçmak onun hamurunda olan vazgeçemediği huyu…
    Şeytan, onlara amellerini güzel gösterdiği zaman, “Bu gün insanlardan size galip gelecek yoktur, ben de size yardımcıyım.” demişti. Fakat iki tarafın karşı karşıya geldiği görününce arkasını dönüp kaçtı ve şöyle dedi: “Ben sizden kesinlikle uzağım. Ben sizin göremeyeceğiniz şeyler görüyorum ve ben Allah’dan korkarım. Ayrıca Allah’ın azabı çok çetindir. (8/48)

    Fakat ona ve sülale-i taallakutına uymamızın hesabını verirken Rasulullah’a müraacaat etmemiz gerekeceği muhakkak!

    Ama yine de enseyi karartmayın, Allah’ın rahmetinden ve merhametinden umut kesmeyip hulusi kalp ve kuvvetli bir iman ile insanların rabbi, meliki, ilahı Allah’a sığınan kişi, dünya da da kabir hayatında da cinlerin ve şeytanların elinden kurtulur inşaallah!

  23. 23 !Neyhali 25 Nisan 2007, 12:40

    Ötede bir tanrı hayali elbette ötede bir cin hayalini yaratır. Kendini kutsayanlar için elbette cinler hep ötelerdedir.
    Her kes sevdiği, burada sevdiğinden kasıt düşüncesine, düşündüğü şeye işaret edilmiştir. Beraberdir’den kasıt ta “ne düşünüyorsan o’ sundur” denmek istenmiştir.
    Üstad Ahmed Hûlusi’nin “Yenilen artık” başlığı ile yayınlanan son yazısından bir bölüm aktarmak istiyorum izninizle.
    Ötelere ittiklerimiz bizim inşaallah helakımıza sebep olmaz.

    Dışarıda gördüğünüzü sandığınız HER ŞEY, gerçekte beynin kendi içinde oluşturduğu şeylerdir. Madde veya mânâ, cin veya melek!. Hangi isimle neyi kastederseniz edin, hepsi de beynin kendi oluşturduğu kendine göre olan suret veya sestir!.

  24. 24 Sabah 25 Nisan 2007, 8:52

    Merhaba
    Kişi birim nefsiyle ve bir madde bedeni olduğu düşüncesiyle yaşarken, bir bakıma asıl kimliğini (B sırrını) kayıtlamıştır. Bu şekilde kayıtlanmış bir kişi bilincindeki hayalleri veya halüsünasyonları kontrol edemez, yok edemez ve oldukça da sıkıntı yaşar. Diğer boyuta geçince bu sıkıntılar ona yüze katlanır. Bu hayal ve halüsünasyonları kontrol edebilecek güçler de ancak birim nefsini rahatça kontrol edebilen ve madde bedenle kayda girmeyen kişinin bilincinde açığa çıkar. Aksi halde hayal ve halüsünasyon olduğunu bilsek dahi bunları durdurmak veya kontol etmek ilâhi bir yardım veya müdahale olmaksızın söz konusu olmaz. (Şefaati bu nokta itibarıyla savundum)

    Üstad haklıdır, ancak kanımca kendi bilinç seviyesindekilerin gerçeğini yazmış, bizim bilinç seviyemizin gerçeğini değil.. Bizim gibilerden o kanalı açılan talihsizleri her gün psikiyatri kliniklerinde veya cinci hoca kapılarında görüyoruz. Gördüklerinin hayal ve halüsünasyon olduğunu bile bile ilaç veya dua takviyesi almadan bunlardan kurtulamıyorlar. Fakat diğer alemde ilaç olmayınca geriye sadece Allah’ın rahmet ve merhametine sığınmak kalıyor.

    Bu arada Ahmed Hulusi üstada verdiği üst seviyede hakikat bilgileri için minnettarız, teşekkür ederiz.

  25. 25 NESLİHAN 26 Nisan 2007, 4:32

    Beyin fırtınası bölümünü yeni keşfettim. Güzellikler okumakla bitmiyor ki.. Bu beyinlerin hızına bizim rüzgarımız yeter mi? Maşallah.

    Yazan herkese teşekkürler. İstafade ettik.

    Benim düşünceme göre ölümötesinde derken, bunun da süreçleri var. Kabir sürecinde hayır gibi geliyor bana. Kabir bildiğimce Berzah boyutudur ve de tam onların boyutu.. Sanki daha kolaylaşırmış bir şeyler onlara ve de azabın bir bölümü de onlarmış gibi geliyor bana.
    Ama sonraki süreçte kendileri de çok meşgul olacaklar sanki 🙂
    Bu konuda çok fazla bir bilgim yok ama çıkarımım bunlar.

  26. 26 Hasan BELEK 5 Mayıs 2007, 9:12

    Merhaba,
    Biz,insanları ve cinleri bize kul olsunlar,ibadet etsinler diye yarattık,Rasülden açığa çıkan bu ayet,cinleri de insanlar gibi kul olsun ve ibadet etsin diye,uyarıcıdır.Öyleyse,cinlerinde içlerinden iyiler ve kötüler çıkacaktır.Kötüleri insanları etkiliyebilecek güçtedir ve herzaman kendisine bağlıyabilir,öyle biri varsa neyapıp yapıp beyin bu bedende iken kurtulmanın yolunu arasın yoksa sonsuza kadar,o kişinin ruhu onların hizmetçisi olur.Sevgilerimle…

  27. 27 Mehmetşirin 14 Temmuz 2007, 1:18

    Şimdiye kadar yazılanlar gerçekten çok güzel yorumlar hepinizden Allah razı olsun.

    Pek yazma konusunda becerim olmasa da ben de bir şeyler karalamak isterim.
    Madde aleminden madde ötesi yaşama geçişte şu an için cinlerin üstünlüğü var gibi gözükse de, ölüm ötesinde insanların şayet bilinçli (“B” sırrı) bir şekilde ölüm ötesi yaşama geçebilinirse, şu an onların hali bizim halimiz gibi olur; yani bizden güçsüz bir şekilde o boyutta yaşam sürerler.
    Bunun farkında oldukları için şu anda ne yapıp edip imansız insan toplama koşuşturmasındalar.
    Şefaat ve rahmet bence sonsuza kadar devam edecektir. Çeşitli boyutlarda çeşitli bedenlerle sürecek sonsuz alemde.

    Allahın rahmetinden ümit kesmek gibi, bir ruhi hastalığın müptelası olmamak dileğiyle.
    En doğrusunu Allah bilir.
    Dua ve Himmetle

  28. 28 . 20 Temmuz 2007, 1:45

    İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.“…

    “Dünya yaşamında cinlerin etkisinden kurtulamamış kişilerin, ölüm ötesinde onlardan kurtulma şansı var mı ?”
    – B’ence var.

    “Niye ?”
    – Bu boyutta “aklı karışık”tır, orada “Aslına” “erecektır” ve .. İHLAS suresinin anlamını b’izzat yaşayacaklardır, b’ence.

  29. 29 birol 11 Aralık 2007, 10:14

    slm site oldukca renkli ve kardeslerimiz ebey beyin kosturmaca..öncelikle vehimlerden ve sartlanmalardan kendimizi kurtarib denizdeki dalka misali hayata kendinizi allah rizasi boyutunda birakirsak ins bugün ve yarin birlesecek ve ANa sahit olacagiz!tüm boyutlar su an zaten var ve ANda olub bitmekde!…üstadimizin actigi bilinc bende su izlenimleri birakti,alemler bir hayaldir var olan sadece O dur buzdan bir kainat gibi sekilli ama aslen SU olan varligi ve daha ötesinde her zerre Ondan bir suret gibidir!Karanlik gecelerde cok düsünür ve bu ucsuz bucaksiz yünsüz asagisi yukarisi agirligi hacmi vs si olmayan karanlik bana ALLAHin mekansiz zamansizligini cok hatirlatmistir!ve lakin oda mahlukdur!.. yaratilmistir!ki O nu düsünebilmek anlamak imkansiz mutlak gaybdir,mademki O var ne gam!O malikül mülk degilmidir ne dilerse o olacaktir olmaktadir olmustur!EL AN ÖYLEdir…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: