» Aklının kalbine olan aşkı…

Kâğıtlar, benim yazıya başladığımı fark edince, hafifçe dalgalanıyor… Harfler birbirine bakıyor telaşla… İçlerinden en sessiz olanı beni işaret ediyor, hepsi birden susuyorlar… Sonra hep birlikte sayıları, zamanı durduruyorlar…

Şimdi, yazabilirim işte…

Allah’ın adıyla başlıyorum yazmaya… Gün o gündür, saat o saattir, vakit o vakittir… Nefisler öldürülmelidir… Kalbin çevresinde, aklın cihadı başlamalıdır…

Bu kalbî cihadı gerçekleştirmek için teknoloji ejderhasının bin bir suratlı tuzaklarından uzak durmalıyız… O her an her yönden kuşatacak bizi arzu nesneleriyle… Dünyanın her yerinde yaptıkları zulümler artık dayanılmaz bir hale gelince de topluma yaydıkları şuuraltı mesajları daha artacak… Muhatabı ise hiç ayrım gözetmeden, çoluk çocuk herkes olacak bu dizilerin, filmlerin, reklâmların… Mecra ne olursa olsun verilen mesaj aynı olacak, önce şehvet, sonra yine şehvet

Arzu ediliyor ki aklımız bacaklarımızın arasından hiç ayrılmasın, orada onların vereceği yükselme komutunu beklesin… Ve sonra bütün dünyada tekrarlanan gizli mantralarla, yılanı, kundalini yoga ile yine eski yerine, kuyruk sokumuna düşürülmeden önceki yerine, kether’e yükseltebilelim…

Şimdi, halktan sakladıkları sırların bazılarını anlatmaya başlayalım… Omurganın sütunu hangisidir… İnisiye olanlarda neden 33 mertebe vardır… Omurgadan yükseltilmeye çalışılan saklı enerji neden yılanla sembolize edilir… Bu işaretin tıbbın sembolü yapılmasında nasıl bir derin anlam vardır… Hayatı bize zehir eden bu yılandan kimler, ne adına şifa bekler… Yılan şifa mı, yoksa hepimize ağılı bir zehir mi verir! Piyano tuşlarının kromatik skalaya göre diziliminin, 13’lü çakra sistemi ile iki farklı harmonik yapının iç içe geçirilmesinin, yılanın, omurga üzerinden yukarıya doğru yükselmesiyle ilgisi var mıdır? Hangi seslerin, hangi sırayla, hangi sayıda tekrarıyla insan hipnotize olur… Bu sayıların harflere bakan yüzleri, biz ne kadar gökyüzüne baksak da ayın karınlık yüzü gibi hep saklı mı kalır? Kalbimizin çevresinde aklımızın yolculuğu bizi kurtarır mı yılanın bu zehirinden?

Vakit o vakittir… Buzullar erimeye başlamıştır… Dünyanın kutuplarının yer değiştirmesi batıni olarak ne anlama gelir?

Ey insanoğlu, önce zihnini sonra vücudunu değiştirmeye çalışıyorlarDünya ısındıkça, kuraklık arttıkça yediklerin de değişecek, organizman da… Seni genetiği değiştirilmiş gıdalarla besleyip, damarlarında nano robotlar dolaştıracaklar… Makine ile iç içe geçmiş inorganik bir yapıya dönüşeceksin zamanla…

Ölümsüzlük peşinde olan her kimse toprağını reddedip, makine aksamlı bir bedenin içinde hapsedildiği hayatı yaşamayı kekremsi bir arzuyla kabul edecek… Sonra bir gün, damarlarının içinde sana ait olmayan, sahiplerinin kim olduğunu hiç bilemeyeceğin mekanik robotlar dolaşırken, sen bu hayatın aslında kimin hayatı olduğunu kendine sormayacak mısın?

Soramayacaksın… Çünkü bu sorular aklına gelmeye başladığı an çarpılacaksın… Hissettiğin acı, sen bu konuları düşünmeye çabaladıkça daha da artacak ve sonunda bir guguk kuşu olacaksın…

Ey insanoğlu! Sana bu hitabımın hikmetini kavra… Bir cinoğlu cin olunca çok geç olacak senin için… Gel, şimdi, çok geç olmadan, kalbinin çevresinde aklının cihadına başla…

Ve böylece topraktan yaratılmanın, bir insanoğlu olmanın hakiki manasını anlamaya çalış…

O ağacın, benzersiz tabiatımızın yaşandığı o sonsuz, tek bir kâğıdın üzerinde, zamanı durdurup, harflerin sana secde etmelerinin asıl sebebinin, halifesi olduğun, ruhunu taşıdığın Cenab-ı Hak olduğunu bil…

Hiç durma artık, secde et ve yaklaş…

Bu güzel hakikatin içinde nefsini öldürmenin ne anlama geldiğini bul… Kendini bil!

Hayati Sır
hayatisir@iyibilgi.com

(Kaynak: iyibilgi.com)

Reklamlar

6 Responses to “» Aklının kalbine olan aşkı…”


  1. 1 NURTEN 10 Nisan 2007, 11:11

    Bazı gerçekleri ne güzel belirtmişsiniz;

    Yılan(şeytan) daha yukarki bölümlere çıkarsa, bizim robotlardan farkımız kalmaz ve bir hayal dünyasında, “HÜRÜM” naraları içersinde kendimizi kandırmaya ve Anderssen’den masallar dinlemeye devam ederiz. Daha da kötüsü, bunun farkına bile varmayız.
    Vehmi benlikten ve BEN merkezli yaşamı bırakmadan bunları algılamak maalesef mümkün değil.

    Yüce Sultan hepimizin yardımcısı olsun. Selam ve sevgiler
    Nurten

  2. 2 Hasan BELEK 10 Nisan 2007, 4:40

    Merhaba Hayati Bey,

    İnsanlığa, isminiz ve soyisminiz gibi, hayati bir sır verdiniz, teşekkür ederim.
    İnsanın içindeki,nefsani ve ruhani yarışta ruh tarafı, rahman tarafı kazanmasını ben de dilerim. Fakat bu iş için çabalıyan insan yol kolaylaştırılmıyorsa ne yapacak(cabalıyorsa da)?
    Ayrıca, zaman geliyor(veli olmayanlar için) insana ruh hakim oluyor, miracı yaşıyor.
    Zaman geliyor nefsaniyet devreye giriyor.
    Bu teknoloji ejderhası o insanı o duruma sokuyor, yine eski duruma ruh haline geçmek miracı yaşamak için çaba gerekiyor. Ta’ki veli kapısından girip mutmain olmuş nefs hitabını duyuncaya kadar.

    Bir üstad gibi hayati bir sır verdiniz fakat bir formül de verin. Kalp soğuduğu zaman akıl nasıl davransın, cinsel mi bakın bacak arası demişsiniz, o iş cinsel bir iş, yani cin’ler ile ilgili, cinayet cinnet gibi adı üstünde kelimeler cin’ler ile ilgili, bunlardan müdahale var olduğu için zor, çünkü dünya onların mülkü, onların mülkünden geçer iken kolay geçit vermiyorlar. Akıl istiyor, bilinç zorlanıyor. Eski bir veli sözü galiba, “Akıl karanlıkta göremeyen göz gibidir” demiş. O zaman akıla nakil bilgi gerek. O bilgi varsa amel gerek, amel de zorlanıyorsa ne gerek?.

    Yine içimden geleni yazdım, yazılar inşaallah karışmamıştır, karışmışsa, Yazı editörü kardeşimiz düzeltiversin imla hatalarını. Üstadlardan dua bekliyorum, çünkü bazen bocalıyorum.
    Herkese,selam ve sevgilerimle…

  3. 3 SABAH 11 Nisan 2007, 4:29

    Kundalini “kalp çakrası“na ulaşana dek yılandır. Sonra Musa’nın Asası yılanı yutar! Artık Kundalini Musâ’nın Asası‘dır.

    Sizin başka yazılarınızı da okudum. Kundalini konusuna çok fazla yükleniyorsunuz. Belli ki hayatınızı uzakdoğu öğretilerine ilgi duyan müslümanları bundan uzaklaştırmaya adamışsınız. Ama dikkat edin, iyi bir şey yapıyorum düşüncesiyle bilginin önünü kesmeyin. Bilgiyi örtmek de mesuliyet yükler ve ağır olabilir. Efendimiz Aleyhisselâtu Ves-Selâm “İlim Çin’de dahi olsa gidip alın” diyerek, Çin’deki bir ilme dikkat çekiyor.

    İlim ve bilim başka şeydir. İlim daha ruhsal ve evrensel içeriklidir. Bilim ise ruhla ilgilenmez. O halde Çin’deki bu ilim, hangi ilim olabilir?

  4. 4 PAŞA 11 Nisan 2007, 1:51

    Nil nehri Kıptî’ye (Firavun ve adamlarına) kan görünmüştür, İsrailoğulları’na (Musa’nın kavmine) değil. Şu halde sağda solda şeytan aramak ve görmektense önce kendimize bakalım.

  5. 5 PAŞA 13 Nisan 2007, 5:18

    Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre, çevirisini yaptığı “Tao-culuk’daki Anahtar Kavramlar” isimli eserin önsözünde şunları yazmış:

    “Tao Tê Çing’deki temel fikrin kendine özgü bir iç-yapıya sâhip olduğu ve İbn Arabî’nin takdîm ettiği tarzdaki “Varlığın Birliği” (Vahdet-i Vücûd) felsefesinin fevkalâde ilgi çekici bir çin kopyasını ortaya koymakta olduğu anlaşılacaktır.”

    Kitabın tamamını şu linkten indirmek mümkündür:
    http://ozemre.com/

    Yazınızda zikrettiğiniz;

    “…Ey insanoğlu, önce zihnini sonra vücudunu değiştirmeye çalışıyorlar… Dünya ısındıkça, kuraklık arttıkça yediklerin de değişecek, organizman da… Seni genetiği değiştirilmiş gıdalarla besleyip, damarlarında nano robotlar dolaştıracaklar… Makine ile iç içe geçmiş inorganik bir yapıya dönüşeceksin zamanla…”

    ifadelerinizi de eleştirmeden duramayacağım. Bu tarz ifadeler nasıl oluyor da “tasavvuf”tan dem vuran bir sitede yer alabiliyor anlayamadım. Size cevabı ben değil, Lütfi Filiz versin:

    “Yapan çatan Hakk
    Kulun fiili muallak”.

    Yine;
    “Cümle eşya Halik’indir kul eliyle işlenir
    Emr-i Bari olmadan sanma bir çöp depreşir”

  6. 6 derbeder 20 Mart 2008, 6:40

    Kundalini konusunda haklı sayılırsınız… Firavun ve Masonların ve bazı sapmış tarikatların yoludur bu yılanı yükseltmek. Evet Kundalini Kalbe ulaştığında form değiştirir ama o Kalbde NUR varsa… Bu Nur Resullah’ın elinden Hz. Ali veya Hz. Ebubekir vasıtasıyla bizlere ulaşır ve ehline şartları malumdur. Şeriata muhalefet bu Nur!un kesilmesine sebep olur. O yüzden bu zatlar son derece Şeriata bağlıdırlar. Nur yoksa yani Resullah’ın gerçek bir varisine mutabaat yoksa, Kundalini nereye kadar yükselirse yükselsin sahibi yalnızca firavundur, Deccaldır… Feth-i Nurani ve Feth-i Zulmani farkı.

    Bu yılanla daha çok Musevi meşrep olan arifler uğraşır. Yılan kalbin nurları altında yılanlıktan çıkar HIZIR olur. İki denizin birleştiği yerde yani madde ve mananın karşılaştığı yer olan KALB’de, Hz. Musa ve Hızır buluşur….


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: