» Liberal Faşizme karşı ‘İnsanlık’

10 bin yıl önce Afrika’nın, Hindistan’ın, Çin’in vahşi ormanlarının ortasında, yanardağlar ve şiddetli yağmurlar karşısında bir mağaraya toplanıp ateş başında gürültüler çıkartarak sallanan beşer, hortlayıp kravat takarak, etek giyerek neon ışıkları altında dünyayı istila etmiştir. 10 bin yıl önce işte o beşer kalabalığının hırıltılarına kulak tıkayıp, “hayır ben bu değilim, ve hayat bu değil” diyerek mağaradan kaçan iki insan, Adem ve Havva, sevgiyle bir birine tutunup akli melekelerinin ritmini başlatan ilahi adımı atarak her şeyi başka görmeye başlamış, olan bitenin adını koyacak bilgiye ulaşmış ve kendilerine yeni, yepyeni bir dünya kurmuşlardı.
* * * * * *

Milan Kundera, ‘totaliter kitch‘ der, ‘herşeyin bir tek şeye dönüştürülmesi, o şeyin aracı kılınması, diğer bütün varolanın yok edilerek sadece o şeyin varlıkalması’.

Faşizm ve Sovyet sosyalizminin totaliter karakterini betimlemek için kullanmış olsa da, Kundera’nın kastettiği şeyleşmenin alasını liberal kapitalist dünyada yaşıyoruz artık. Serbest, özgür, demokrat, liberal..kavramlarının perdelediği, son derece faşizan, tek tipçi, buyurgan bir dünya bu. İçine alamadığını, farklı olanı, hatta sadece kendi halinde var olanı dahi kendine benzemeye zorlayan, benzemeyeni ise yok etmeye çalışan rafine bir totaliterizm. Egemen olduğu her coğrafyayı ve her toplumu tek tip bir kalıba döken liberal faşizmin Hitler faşizminden farklı tek yanı, kendini özgürlük ve demokrasi diye sunması.
Kapitalizm, egemen olmaya başladığı 18. yüzyıldan beridir, dünyayı bu tek tip yaşama ve düşünme tarzına zorlayarak ilerledi. İnsanları tek tip kentlere yığdı, tek tip üretim biçimine köle-işçi yaptı, tek tip işçi kıyafeti giydirdi, tek tip ücret ve mesai düzeni kurdu, tek tip gündelik yaşam kültürü dayattı. Avrupa’nın bin bir çeşit halkları, yüz yıl içinde tek tip birer kapitalist topluma dönüştüler. Sömürgecilik çağında ise bu tek tip, yoksul dünyaya dayatıldı. Modernlik, asrilik, çağdaşlık, uygarlık olarak batılı beyaz adamın görüntüsü empoze edildi.
İnsanlığın bin bir çeşit kültürü, dili, yaşama tarzı, inanma biçimi, müziği, eğlencesi, mutfağı, takvimi, saati, sokağı, giderek tek tipleşmeye başladı. İletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, neredeyse tüm dünya, artık batılı beyaz adama benzemişti. İnsanlık kelimenin tam anlamıyla, tek bir şeyin dramatik nesnesine dönüşmüştü. Totaliter kitch, liberal faşizmdi artık.
Bu yaşama ve düşünme tarzının dışındaki her şeyi köylülük, gelenek, gerilik ve barbarlık olarak aşağılayan liberal faşistler, insanlığın animist-pagan çağlarından kalma en ilkel ve en gerici kültürel kitch’leri ileri ve çağdaş yaşam tarzının göstergeleri olarak sundular. Özellikle cinsellik, giyim ve eğlence kültürü, tarih bilmeyenler için, yeni, modern, orijinal bir şey olarak algılandı. Oysa, batıya ait orijinal tek şey, paranın tanrılaştırılmasıdır. En üst totaliter kitch olarak paranın, geri kalan her şeyi kendine hizmetkar kılmasıdır. Bunun dışında, batıya ait olan ne varsa, hiç kimsenin şüphesi olmasın, antik dönemler ve animist toplulukların yarı hayvani yaşam tarzına aittir.
İnsanlığın bu ilkel kültüre esir kılınması, kapitalizmin doğasından kaynaklanır. Çünkü, paranın mutlak hakimiyeti için insanın mutlak boyun eğişi gerekir. İnsanı, paraya kul etmenin tek yolu, onu insanlığından soymaktır. İnsan kalan hiçbir kişi, paraya kul olmaz çünkü. İnsanlıktan soymak demek, akletmemek, hafızasızlaşmak ve cahilleşmek demektir. Bunun için, insanın vücut kimyasına aykırı bir çalışma düzeninin paralelinde bir gündelik yaşam ve eğlenme düzeni ortaya çıkmıştır. İnsan aklının matematiksel çalışma ritmi ile yaşadığı hayatın ritmi arasında ortaya çıkan boşluk, eğlence kültürü ile doldurulur. Tıbbın, psikolojinin stres, depresyon, anksiyete dediği bu boşluğun doldurulması için başvurulan tek yöntemin aynı tip eğlence tarzı olması tesadüf değildir. Akletmeyen insan yani beşer’in doğanın ritmini taklit ederek korunma ve korkularını yenme yöntemi olan animist ritüeller, bugün çağdaş(!) bir şekilde, dans olarak insanlığı sarmıştır. Tıpkı ilkel insan gibi, bu çağdaş insanda korkularını dağıtmak ve üzerindeki yükleri atmak için tek tip bir ritmin aşırı gürültüyle bezenmiş temposu eşliğinde sallanır durur. Bu müzikte, dansta, insanın fizyolojik ritmine uymaz aslında. Ama zaten insan yanı köreltilmiş beşer hali öne çıkarılmış çağdaş kölelerdir bu ritmin salıncakları. İlkel insan doğadan ve ölümden, çağdaş insan ise geleceğinden ve ölümden korkmaktadır. Gününü gün etme, geleceğini-işini- garantiye alma, doğaya, topluluğa sığınma, ilkel insanın davranışlarıdır. Bugün egemen olan çağdaş eğlence kültürü, animist-pagan ilkel çağların hortlamış halinden başka bir şey değildir.

İnsanlık, daha komplike bir müzikle, resimle, teatral sanatlarla, bu ilkelliği aşıp kendini ve doğayı yeniden biçimleme çabasıyla uygarlaşmıştır. Sanat, bütün türleriyle bir uygarlaşma göstergesidir. Kapitalizm, sanatı da tek tip animist metalara dönüştürmüş, dönüşmekte direnen sanatları ise yok etmiştir. Bugün var olan sanatlar, bir sanayi haline gelip kapitalizmin yeniden üretim sürecine eklemlendiği ölçüde yaşayabilmekte, aksi halde unutulup gitmektedir.
Müzik, dans, eğlence..insanlığın tabii neşesinin ürünleridir. Ancak eğlenmenin bir nedeni, dans etmenin bir kültürü, müziğin bir dili vardır. İnsanlar sevinçli günlerinde ya da bir güzel gelişmeyi kutlamak için eğlenir. Düğün kültürü, insanlığın en kadim eğlence zamanıdır. Yine bahar bayramı, en ortak eğlenme vaktidir. Bu eğlence zamanlarında topluca dans edilir, şarkılar söylenir. Yenir, içilir. Sohbet edilir. Paylaşılır her şey.

Müzik, insanın dillerinden biridir. Acılarını, sevinçlerini, hüznünü, aşkını, gurbetini konuşturur. İnsana en yakışan dil, müziktir. Ses, söz, ve ritmin ahengi, insan kimyasının dışavurumudur. Animist müzik doğayı taklit eder. Uygar müzik ise insanı. Dans, insanın dostları ve sevdikleriyle beraber vücudunun matematiksel ritminin hareket olarak dışavurulduğu bir konuşma biçimidir. Bütün duygular, ritme uygun hareketlerle dile getirilir. İnsanlığın en kadim dans biçimleri topluca, el ele, kol kola, omuz omuza yapılan figürlerdir. Savaş, barış, aşk, paylaşma, hüzün ve dram, dansla ifade edilir. Bu uygar eğlenme biçimi, insanı geliştirir, estetize eder, ruhunu olgunlaştırır.
Bugün kapitalist eğlence kültürü, nedensiz eğlenmeyi bir yaşam tarzına dönüştürmüştür. İnsanı bir şebek haline getirmiş ve belli sesler çalındığında sallanmaya başlayan ruhsuz bir tür ortaya çıkmıştır. Dans olarak dayatılan sallanma tarzı, dans değildir. Bir sosyopatik histeridir. Müziğinin müzikle alakası yoktur. Pop çağı, animizminde gerisine düşmüştür. Bu kadar metalik gürültünün insan da ve doğada bir karşılığı yoktur. Bu müzik, olsa olsa makinaların gürültüsüdür. Gündelik hayatında gürültüyle boğuşan insanlar, gürültülü müzikle kendilerinden geçip o ritme uygun bir kimya kıvamına sokulurlar. Kapitalizmin çarkları, kendine uygun köle insan tipini yeniden üretirken işte bu müziği de kullanır. Böylece bünyesi bir uyuşturucu bağımlısı gibi sadece tek tip bir ritme alışan insanın, geri kalan tüm yetileri ve beğenileri körelir. Totaliter kitch, egemenliğini böyle sürdürülebilir kılmıştır.
Beyni de aynı ritimle çalışan insanın artık başka bir hayat, başka bir dünya, başka bir tempo tasarlama yeteneği kalmaz. Yaşadığı hayatı tek gerçeklik olarak algılar ve başka her farklılığa kendini kapatır.
Doğanın ritmi, insan doğasının ritmi ve insanın aklının ritmi, bireysel düzeyde bir ahengi yakalarsa, kamil insan; toplumsal düzeyde aynı ahengin ortalamasını tutturursa, uygar toplum ortaya çıkar. Bu kozmik ritm, ilahi düzenin ritmidir. Buna adalet denir. Ne zaman ki bu ritm bozulur, ne zamanki insan- doğa ve akıl arasında denge bozulur, kaos başlar. Kaos, şeytanın düzenidir. İster politik, ister ekonomik, ister bireysel isterse toplumsal olsun, denge, uyum, ahenk, senkron yoksa, boşluklar vardır ve işte o boşlukları, politik düzeyde aşırı güç olarak firavunlar, ekonomik düzeyde özel mülkiyet sahipleri olarak karun‘lar, bireysel düzeyde stres, depresyon, şizofreni gibi patolojiler, toplumsal düzeyde ise sosyopati ve anarşi doldurur. Kapitalist toplumlar, işte bu ahengin bozulduğu ve firavunların, Karunların, sosyopatinin egemen olduğu kaotik toplumlardır. Çağdaş eğlence endüstrisi, işte bu kaosun gürültüsünden başka bir şey değildir. Bu gürültü, insanı hafızasızlaştırır, ümmileştirir, uysal köleler haline getirir. İnsan aklının ritmini bozar, aklın tasarım yeteneğini köreltir, tek tipleştirir.

Kapitalizm, iki yüz yıldır, adeta tek bir tekniğin ürettiği çoğaltılmış aletler yapmaktadır. Üretim ve tüketimdeki hız ve üretilen mallardaki çeşitlilik, hepsinin özünde yatan tek tip tasarım ve tek tip tekniği perdelemektedir. Dikkatli bakınca, kapitalist teknoloji ve bilimin, iki yüz yıl boyunca insanlığın kendine ve doğaya dair hiçbir sorusuna anlamlı cevaplar üretemediği gibi, binlerce yıllık kadim bilgilerin unutulmasına da yol açarak daha geriye düştüğü görülecektir. İnsanoğlu son 10 bin yıl boyunca, adım adım, pişerek, acı çekerek, iyice test ederek bilgi üretmiş ve teknik gelişmeler yaşamıştır.Elde ettiği sonuçlar, modern bilimin temelleridir. Kapitalizm bunların üzerine hiçbir şey eklememiştir. Ve sadece baş döndürücü bir hızla varolan bilgilerden tüketici ürünler doğurtulup durmaktadır. İnsanlığın evrensel ve tinsel yürüyüşüne iki yüz yıldır tek bir yeni adım attırılamamıştır. Kapitalizmin ilerleme masalı, sadece masal değil, insanoğlunun gördüğü en büyük yalanlardan biridir. Çünkü 10 bin yıllık bilgi birikimi kullanılıp, insanı yeniden animist çağlara indirmek dışında hiçbir katkısı ve özelliği yoktur. İnsanın hiçbir kadim sorusuna tek bir cümleyle cevap eklenmemiş, hiçbir korkusu, hüznü, acısı dindirilememiştir. Sonuçta, elinde birer çocuk oyuncağı gibi bin bir çeşit alet edevat, görsel işitsel malzemeler, ulaşım ve imar teknikleri olan ama son derece cahil, korkak, zavallı insan yığınları ortaya çıkmıştır. İnsanlık, kapitalizmle yeniden çocukluğuna döndürülmüş, anacıl kişilik tipi egemen olmuştur. Hegel yanılmıştır, modern kapitalizm insanı ergin olmayış halinden erginliğe eriştirmemiş, tam tersi, ergin halinden çocukluğuna geri çevirmiştir. Belki de bu nedenle koca koca insanlar, 3-10 yaş arası çocuklar gibi her duydukları sesle tempo yapıp sallanan şapşal yaratıklara dönüşmüştür. Akıl ve vücut kimyasının olgunluk ritmi unutulmak üzeredir.
Liberal faşizm, insanlığın düşmanıdır. Şeytanın düzenidir. Para, şeytanın aletidir. İçinde insan olmayan ve insanın içinde varolamadığı her şey şeytanidir. Devlet, ekonomi, kültür, eğlence…kapitalist çağla birlikte insandan kopup kendi başına bir amaç haline gelmiştir. Artık insan devlet içindir, ekonominin işlemesi içindir, eğlence sektörünün dönmesi içindir. Artık para, güç ve şehvet, birer totaliter kitch haline gelmiştir. İnsan bu şeytani aletlerin basit birer kölesidir. Hayatın temposu bu şeytanların etrafında dans etmekten ibarettir. Animist-Pagan çağların Büyücüleri, şamanları, rahipleri ise bugün devlet adamları, para sihirbazları, finansörler, teknokratlar ve aydınlardır. 10 bin yıl önce Afrika’nın, Hindistan’ın, Çin’in vahşi ormanlarının ortasında, yanardağlar ve şiddetli yağmurlar karşısında bir mağaraya toplanıp ateş başında gürültüler çıkartarak sallanan beşer, hortlayıp kravat takarak, etek giyerek neon ışıkları altında dünyayı istila etmiştir. 10 bin yıl önce işte o beşer kalabalığının hırıltılarına kulak tıkayıp, “hayır ben bu değilim, ve hayat bu değil” diyerek mağaradan kaçan iki insan, Adem ve Havva, sevgiyle bir birine tutunup akli melekelerinin ritmini başlatan ilahi adımı atarak her şeyi başka görmeye başlamış, olan bitenin adını koyacak bilgiye ulaşmış ve kendilerine yeni, yepyeni bir dünya kurmuşlardı. İnsanlaşma, işte bu ilahi-insani sevginin ritminin ürünüdür. Bu akli sıralama melekesini çalıştıran ritmin ürünüdür. İnsan olma çabası, uygarlığı, yani kelimeleri, sesi, sözü, ahengi doğurmuştur. İnsan, bu ahengin potansiyeliyle doğar. İyilik, adalet, doğruluk, hak, hukuk, vicdan ve merhamet, insan olmak demektir. Bunların olmadığı her durum, ortam ve an, işte o mağaraya geri dönüş, o ilkel çocukluğa, akletmeyen vahşi yarı hayvan hale düşmek demektir. İnsanlaşma çabası, sevgi denen ilahi nefesle başlamıştır ve hala sürmektedir. Tarih, işte bu insanlaşma çabasıyla, o mağaradaki beşer‘in, insanlaşanların ürettiği her şeyi çalıp yeniden mağaradaki gibi bir yaşama dönmeleri arasındaki savaştan ibarettir.Ve son ikiyüz yıldır, para tanrısı ve onun büyücü kulları olan firavunlar ve Karunlar, yeniden insanlığı taciz etmeye başlamış ve 10 bin yıllık birikime el koyarak insanlığa mağara hayatı yaşatmaya başlamıştır.
Dışarı çıkalım kardeşlerim, bu mağaranın dışına çıkalım. Orada her şeyi başka tür göreceğiz, şu yaşanan hayat bize, insana ait değildir, insani değildir, ilkel çağların vahşi dünyasıdır. Bu mağara, bütün ışıltılarına rağmen karanlıktır, içimizdeki ışığı, dışımızdaki ateşi, hayatın gerçek temposunu, doğanın sahici sesini ve görüntüsünü bu karanlıkta göremeyiz. Dışarı çıkalım. Ya içimize, insanlık fıtratımıza dönelim, ya dışarıya insana ait o gerçek dünyaya çıkalım. Orada her şeyin başka olduğunu göreceğiz. Orada bu büyücülerin bağladığı gözlerimize gösterdiklerinin yalan, sahte ve vahşi olduğunu anlayacağız. Orada bu zalim ve ruhsuz dünyanın, aslında şeytanın kafesi olduğunu, insanın asıl dünyasının ise ancak ve sadece insan tarafından tasarlanarak kurulabilecek gerçek bir hayat alanı olduğunu öğreneceğiz.

Dışarı çıkalım kardeşlerim, dışarıda tüccar kılığına girmiş şeytanlar yoktur, dışarıda paraya tapmanın hiç gereği yoktur, dışarıda hiçbir şeye tapılmaz, Adem hiç bir şeye boyun eğmeyendir, insan efendi ve köle olmayandır, dışarıda insanın tasarladığı dünyada hiçbir şey tek tip değildir, orada bin bir çeşit yaşama tarzı, giyim, yeme içme biçimi, ses, söz, müzik, oyun, eğlence, aşk ve sevgi vardır. Orada tek tip değil, sonsuz sayıda insan vardır.
Dışarı çıkalım kardeşlerim, bu iğrenç mağara bize göre değil, başka dünyalar kuralım, sonsuz sayıda farklı olsun, çok dili, çok kültürü, çok fazla seçenekleri, çok değişik görüntüleri olsun. Binlerce çiçek açsın, milyonlarca fikir yarışsın. Orada aracılar, tefeciler olmasın. Bizim ürettiklerimiz alıp bize satanlar, bizim doğurduklarımızı alıp bize saldırtanlar olmasın.Orada zalime zalim, harama haram, eşkiyaya eşkıya densin. Orada hırsıza iş adamı, sahtekara finansçı, yalancıya siyasetçi, muhterise devlet adamı denmesin. Orada histerik şaman ritüellerine dans, paranın gürültüsüne müzik, fahişeye sanatçı, şebekliğe eğlence denmesin.
Dışarı çıkalım kardeşlerim, bu mağarada bize yer yok. Bu mağara 100 milyon civarında yaratığın dünyasıdır. Milyarlarca insan için bu dünya zindandır. İnsanın tek suçu, kendi suretindeki o 100 milyon yaratığı da kendi gibi insan, onların kötülüklerini de kader olarak görmesidir. İşte bunun için kurumsal dinler bu kaderciliği beslediği ölçüde resmi din yapılır. İlkel inançlar bilimsel kılıflarla sürekli telkin edilir, büyü, fal, gizem kültürü yaygınlaştırılır. Gerçek aydınlanma, bu ontolojik insan-beşer ayrımının farkına varmak, iyi ile kötünün iki düşman tür’ün hayat yolu olduğunu idrak etmek ve iki ayrı dünya olduğunu görebilmektir.

İnsanlık, yeniden Adem ve Havva ruhuna, özüne, ilk şuurlanma haline muhtaçtır. Adem, toprak, Havva, hava-su demektir. İnsan bunların sentezidir. Şeytan ise ateştir. Adem ve havva’da hayy, ateşte ise ölüm vardır. Ateşin çocukları, Ademin çocuklarını yok etmek, olmazsa köleleştirmek için çabalar. Bu çabayı boşa çıkarmak insanlığın en ortak davasıdır. Aramızda 100 milyon arızalı yaratık vardır. İnsanlık bu yaratıkların elindeki bütün mülkü, devleti, gücü, imkanı alarak kendi arasında adaletle paylaşmakla sorumludur. İnsanlığın varolma davasının özü budur.
Gelin bu davaya omuz verelim kardeşlerim. Şeytanın çocuklarını ayaklarımızın altına alacak düzenler kuralım. Modern ve feodal aşiret ağalarının, ulusal ve küresel şeytanların tezgahlarını parçalayıp, özgürlüğün, aydınlığın, kardeşliğin cephesini kuralım.

Liberal faşizmle savaş, üçüncü binyılın en ciddi savaşı olacaktır. Adem ve havvanın çocukları, şeytanın çocuklarından son ikiyüz yılın rövanşını öyle ya da böyle alacaktır.

Bu savaşta herkes, tinsel, ontolojik ebeveynini kendi seçecektir. Bu savaşta, doğuştan bir dine, bir etnisiteye, bir topluma veya cinsiyete mensup olmanın hiç bir manası yoktur. Tek anlamlı mensubiyet, bu savaşta seçilen ebeveynin kimliğidir. Ademin çocuğu olmak veya şeytanın çocuğu olmak. Başka bir deyişle, Allaha inananlarla şeytana tapanların yolları kesin olarak ayrışacaktır.

Herkes safını şimdiden seçmelidir.

Gelin Allah’ın ve Adem’in safında toplanalım kardeşlerim… Hayy, oradadır..

Ahmet Özcan
ahmetozcan1@yahoo.com

www.yorumsuzblog.net.tc

(Kaynak: haber10.com)

Reklamlar

1 Response to “» Liberal Faşizme karşı ‘İnsanlık’”


  1. 1 NCAKI 27 Mart 2007, 5:33

    Günümüz yaşantısı ne kadar isabetli tanımlanmış, kaleminize sağlık.

    Zannederim bahsettiğiniz savaş bilinçler seviyesindedir; şuurlar uyanmakta, uyandırılmaktadır.

    Demek ki bu devire/zamanımıza takdir edilen budur.

    Kendi adıma konuşursam, bugünün ilim sahiplerince deşifre edilenleri doğru okuyup Kuran-ı Kerim ve Hz.Muhammed(s.a.v) rehberliğinde “insan” olmak üstümüze düşendir. O zaman safınız zaten nettir.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: