» Egonun en sevmediği şey: Sevmek

Sevenin gözü görmez derler… Oysa sevenin gözü görür, amma; sevenin gözü, kusur görmez!

Sevdiğinden başkasını görmemek kemâlidir belki sevmenin, ama onun daha öncesinde sevenin özelliği, kusur görmemesidir sevdiğinde!

Sevmek, sadece “güzellikleri” görmektir! Hata, eksik, kusur, yanlış görmemektir. Güzelliğin hoşluğudur yaşanan, gönlünde sevenin.

Kusursuzdur sevene sevdiği! Ne hata vardır görülecek, ne kusur, ne yanlış, ne de eksik!

Hata, eksik, kusur, yanlış görülmeye başlandı mı, sevgi de kaybedilmeye başlanır ve giderek kaybolur…

“Allah’ı sevmek” denen şey, varlıkta hata, eksik, kusur, yanlış görmemekle başlar.

“Allah’ı sevmek” denen şey, varlıkta hata, eksik, kusur, yanlış görmemekle başlar… Hiçbir yerde, hiçbir surette, hiçbir zerrede. Suretlerden bir suretten, bir kıvılcım ile başlar belki. Aşk ile. Ve gittikçe yayılır her surete… Görüldükçe türlü haller türlü yandan; “sizde bir türlü, bizde bir türlü,” dedirtir…

Aşk, alemlerin rabbinden bir lütfudur; kula bahştir ! Ondaki mânâlardan bir “mânâdır”, yaşanan. Yüzünü gösterdi mi, O’na aşık olmaya karşı koyabilecek güç kalmaz karşısındakinde! Tuzun suda eridiği gibi erir varlığı “sevenin”, sevdiği karşısında… Unutturur sevene kendi halini bile aşk; sevilen ve sevgisi kaplar her yanını, her zerresini. Onun için, onunla, adeta onu (sevdiğini) yaşar, seven.

Beğenmek gibi değil, hoşlanmak gibi değil, eğlenmek gibi değildir sevmek. Bunların hepsinin nihayeti vardır, ama sevginin nihayeti yoktur. Nihayeti yok olmak ise sevgidir zaten; yolda kalanlar, sadece o yolun heveslileridir.

İşte böylesine sevmek, dünyanın en zor işidir! Katlanması güçtür. Sabretmesi güç! Zira, hata, eksik, kusur, yanlış görmemek her yiğidin kârı değildir. Onları görmekle, sevgi de birarada yaşanmaz ne çare ki… Onun için demişler, “aşığım demek kolaydır ama, sevdiği yolunda canından vazgeçmeyen değildir gerçek aşık.”

Ne diyor kudsî hadiste? “Bana aşık olan beni bilir, beni bilen beni sever. Bana aşık olana ben de aşık olurum. Kime aşık olursam onu öldürürüm. Öldürdüğümün diyeti bana aittir.”

Böyle bir lütuftan nasibi olanın, hata görmesi olmaz, kusur görmesi olmaz, eksik, yanlış görmesi olmaz! Suçlaması olmaz, kınaması olmaz, hor görmesi olmaz!..

“Bana aşık olan beni bilir, beni bilen beni sever. Bana aşık olana ben de aşık olurum. Kime aşık olursam onu öldürürüm. Öldürdüğümün diyeti bana aittir.” (Hadis-i Kudsî)

“Ben aşığım” sözü, “ben hata, eksik, yanlış, kusur görmüyorum; suçlamam, kınamam yoktur!” diyebilenin sözüdür. Bunlara takat getiremeyen, lâfıyla, taklidiyle avunur sadece aşkın, sevginin…

Seven, sevgisini kaybetmemek için “kendini” kaybeder…

Nasibi olmayan ise benliğini kaybetmemek için “sevgisini” feda eder…

Seven kişi “ben”ine sınır tanımaz, özünden gelen sınırsızlığı hisseder, kayıtsız yaşar. Gaybından ne gelirse, kendinde onun ortaya çıkacağını bilir… Onun için aşığın yapamayacağı şey yoktur!

Seven, “ben” derken, özündeki o sınırsızlığı hisseder! Sınırsız özdür o!

Nasibi olmayanın ise kendisi sanıp ben dediği, “ego”sudur aslında… Kendini üstün, özel, başkalarından ayrı görme meyli ile. Kahramanlar farklı olsa da egonun senaryosu hep aynıdır her defasında; bilenler bilir. Kusur görmekle başlar işe, hatalar, yanlışlar gelir ardından… Ve eksikler, eksiklikler… Sonra suçlar, kınar, hor görür… Sabahtan akşama dek “ben ‘tanrı’yım” deyip, pardon “ben ‘hak’lıyım” deyip, böbürlenerek dolaşır etrafta… Ego da hata, eksik, kusur, yanlış görmez; o da suçlamaz, kınamaz! Ama sadece “kendini”! Asla kendinde hata bulmaz, kusur görmez, eksik görmez. İstemediği birşeyi yaşadığı zaman hemen karşısındakini suçlar, karşısındakini kınar… Ateşe düşer yanar, ama dönüp “bunun sebebi sensin” diye hep karşısındakini suçlar! Af dilemeyi bilmez! Hatasından sonra şeytanın, “beni sen azdırdın” diye rabbini suçlamasını hatırlarsınız… İşte aynı senaryo! Sevgiyle başlayan nice yolculuğu bile tam zıddına, nefrete kadar götürür ego… Geriye kalan sevgisiz bir benliktir orada…

Şunu her zaman hatırlayın dostlarım: Karşısındakilerde hata, eksik, kusur görerek içinde bulunduğu durumdan dolayı başkalarını suçlayan; hakikati olan “sınırsızlığı” kaybeder, “ego”suna tâbi olur!

Allah Rasûlü iken, o eşsiz zat günde yetmiş kez tövbe ederken… Hele hele, istemediği bir durumu ve mutsuzluğu yaşayıp da, buna rağmen “hatam yok, ben ‘hak’lıyım” iddiasında olmak büsbütün perdeliliktir!..”Ego”, sınırsızlıktan perdeler, kendini hep ‘hak’lı bularak, sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle, hizmetle, şükürle, vericilikle yaşanan her güzel şeyi ezer, yokeder… Haklılık iddiasıyla haklı çıkanın “siz” olduğunu sanırsınız. Bu size “gurur” verir. Gururuyla yaşayan kişi de herşeyi yapabilir, ama “onu” seçen, kendindeki “sonsuzluğu” kaybeder.

Karşısındakilerde hata, eksik, kusur görerek içinde bulunduğu durumdan dolayı başkalarını suçlayan; hakikati olan “sınırsızlığı” kaybeder, “ego”suna tâbi olur!

Şu iki şeyi hayatınızın her saniyesinde devamlı hatırlamaya çalışın: Ne zaman ki “ben haklıyım” iddiasındasınız, bilin ki o zaman tanrılık iddiasındasınız ve sonu zillettir, aşağılanmadır. “Yaşadığınız her ama her istemediğiniz şeyin, her kötü anın, her mutsuzluğun, sadece ve sadece kendi perdeliliğinizden kaynaklandığını ve kendi ellerinizle taşıdığınızın neticesi olduğunu” hiç akıldan çıkarmayın!

Sistem bu! “İnsan için yaptığının dışında hiçbir şey yoktur!” Bunların neticesinde, asla başkalarını suçlamayın, kınamayın, onlarda hata, eksik, kusur görmeyin! İsterse, ömrü boyunca secdede olsun başı; istemediği durumlardan dolayı kendi eksiklerini görmediği, ben haklıyım iddiası ile karşısındakileri suçladığı bir halde iken ölen kişi, imanlı bir halde gitmiş olmaz… Bunu egonuz kabul etmeyecektir, hiç unutmayın! Tek çıkış yolu var, Kur’an-ı Kerim bunun böyle olduğunu açıkça beyan ediyor, ona iman etmek! Bakın Nisa Suresi’nde ardı ardına iki ayette çok çok önemli bir inceliğe işaret var bu konuda. Birçok kişinin birbiriyle bağdaştırmada zorlandığı, içinden çıkamayıp sorduğu bir nokta. Yukarıdaki açıklamaların devamında değerlendirilebilmesi kolay olur dilerim.

“…ve in tüsibhüm hasenetüy yekulu hazihi min indillah ve in tüsibhüm seyyetüy yekulu hazihi min indik kul küllüm min indillah…” (Nisa: 78)

“Kendilerine bir iyilik isabet ederse “ind-Allah’tan” diyorlar, ama kötülük isabet ederse bu “sendendir” diyorlar; de ki hepsi de ind-ALLAH’tandır.”

Karşımızdakine yönelik tavra ve bakışa dair çok önemli bir düşünme ve değerlendirme prensibi açıklanıyor burada. Bu hükmü değerlendirebilen kişi, istemediği, hoşlanmadığı bir durumdan dolayı asla karşısındakini suçlamaz! Ayrıca, yaşadığı güzelliklerden dolayı da asla benliklenmez, böbürlenmez… Zira, yaşanan ve yaşanacakların hepsi Allah’tandır.

Akabinde çok önemli bir sır daha açılıyor:

“Mâ esâbeke min hasenetin feminallah ve mâ esâbeke min seyyietin femin nefsike…” (Nisa: 79)

“Sana gelen iyilik ALLAH’tandır, sana isabet eden kötülük ise ‘nefsinden’dir.”

Nefsimize yönelik tavra dair açıklanan düşünme ve değerlendirme prensibi ise şu: Eğer istediğin güzel şeyler ise yaşadıkların, bunları Hakk’ın bir lütfu olarak bil, Allah’ın hüküm ve takdirinin sonucu olarak bunların nasip olduğunu değerlendir, böbürlenme, benliklenme!.. Yok eğer istemediğin mutsuz edici durumsa içinde bulunduğun, o halde bunların da nefsinden kaynaklandığını, sebebinin başkası olmadığını bil!.. Sana isabet eden kötülük, nefsindendir. Ego, böyle olmadığına dair bir sürü çıkarımlarla gerçeği örtmeye çalışabilir. Ancak, Sistem bu; itiraz etmekle hiçbir şey değişmez! Bunu böyle kabul edip yaşamadıktan sonra da bu Sistemi ‘oku’mak asla mümkün olmaz!.

İşte önemli iki uyarı; nefsinin yanıltmalarına aldırmadan iman edip gereğini yaşayabilene “aşk” olsun!

Ahmed Bâki
www.yorumsuzblog.net.tc
http://ahmedbaki.com

Reklamlar

22 Responses to “» Egonun en sevmediği şey: Sevmek”


  1. 1 ELİFNAME 16 Mart 2007, 9:04

    Çok romantik! Gerçekten etkilendim! Fakat keşke genel olarak yaşanan ve yaşadığınız (?) realite de bu satırlardaki gibi olsaydı. O zaman daha bir etkili olurdu yazılanlar. Malumunuz, şu bal yeme mevzusu gibi..

    “Bu hükmü değerlendirebilen kişi, istemediği, hoşlanmadığı bir durumdan dolayı asla karşısındakini suçlamaz!”

    diyorsunuz. Farz edelim şimdi size herkesin önünde namus ve şerefinizi hedef alan bir hakaret etsem, buna rağmen yukarıdaki cümlenizi doğrularcasına ve “Sana gelen iyilik ALLAH’tandır, sana isabet eden kötülük ise ‘nefsinden’dir.”” ayetinin işaret ettiği hakikati idrak ederek, “bunu mutlaka hakettim, sebebi benim, bu kişiye neden kızayım?” deyip sineye çekebilecek miydiniz?

    Bilemiyorum, denemeden bilemeyiz! Bu sözler reel hayatta yer alabilir mi, yoksa günlük yaşamda hiç bir hükmü olmayan felsefi yaklaşımlar mı?.. Düşünceleri hayata ulgulanabilir olup olmadığıyla değerlendirmek gerekir, yoksa kelimelerin nefsi okşarcasına hoş bir biçimde bir araya gelmesinin hiç bir anlamı yoktur.

  2. 2 EMİN 16 Mart 2007, 8:34

    Bu sutunlarda bir süreden beri çok tuhaf yorumlar okuyoruz Ahmed Baki hakkında .. Acaba Ahmed Baki’yi eleştirenlerin laf atanların ne kuyruk acısı var veya sadece basit bir haset mi yoksa ?

    Üstad Ahmed Hulusi’den sonra, Ahmed Baki’nin yazabildiklerini bugün yeryüzünde yazabilen bir tek yazar daha tanımıyorum. Onu kınayanlar dönüp kendilerine baksınlar bakıyım, Onun gibi kaç kitap yazmışlar, kaç makale yayınlamışlar ve çeviri yapmışlar..

    Türkiyedeki ilk internet sitelerinden biri olan Marka haline gelmiş bulunan Tasavvuf ve Bilim sitesinde 1994 ten beri Ahmed Baki, Üstad Ahmed Hulusi’nin ondan fazla kitabını İngilizceye çevirmiş, yüzlerce makale yayınlamış bir çoğu bilimsel popüler dergilerde yayınlanmak üzere; ve milyonlarca OKUrunca çok istifade edilen Gizli Gülşen, Holografik Bakış, Aynadaki Evren adıyla üç muhteşem eser yayınlamıştır..

    Ey Ahmed Baki’nin fikirlerini değil de kişiliğini ve yaşantısını kurcalayıp karalamaya çalışanlar siz ne yaptınız ? Kaç eser verdiniz bu millete ? Daha doğru dürüst iki satır yorum yazamazken.. Seriul hisab olan, hesabını görüyor her birimin zaten hiç şüphesiz!.. Allah kilitlenmişlerden olanlardan korusun bizi saygılarımla.

  3. 3 M. NUR 16 Mart 2007, 9:22

    Sayın A.Baki’ye ilk etapta tşk.lerimi sunmak istiyorum. Yazarın her çıkan yazılarını defalarca okuyorum tekrar tekrar. Çok istifade ettiğim yazılardır. Yazarın çıkmış olan bütün kitaplarını da defalarca okudum. Allah binlerce kere razı olsun.

    Kanımca özden gelen bir sesleniştir, her şeyi bir tarafa bırakalım; değerli bir zatın da dediği gibi “ilim, ilim bilmektir; ilim kendin bilmektir. Kendin bilmesen bu nice emektir” mısralarıyla risalet kemalatından gelen bilgileri iyi değerlendirmek gerek. Ayeti kerimede “leded caaeküm resülün min enfüsiküm” seslenişe kulak verelim. Dolayısıyla resul özümüzden bize sesleniyor benim kanımca.. Değerli yazar A. BAKİ nin yazıları da öze yöneliktir; afaktaki birine değil.. Bizi bu konuda ayılttığı için tşk. Saygılarımla

  4. 4 ELİFNAME 16 Mart 2007, 9:37

    İşte söylemek istediğim de tam buydu. Beni doğruladığınız için teşekkür ederim arkadaşlar.

    Ahmet bey yazdıklarının reel yaşama ne kadar uygulanır olduğunu böylece görebilmiştir umarım.. Durum ayan beyan ortada.. Okumuşlar ama okudukları an bile etkilenmemişler.

    İnsan bir şeyi öğrenir, sonra sabreder, mücadele eder ve o şeyi yaşamına yansıtmak için gayret gösterir. Neden sonra bir noktada unutur da ancak o zaman şeytana uyup oruç bozar. Ama burada görülen o ki okumuşlar ve sonra anında şeytana uymuşlar.

    Uygulamalı olarak ne anlatmaya çalıştığımı ve ne kadar haklı olduğumu görmüş olduk! Bence durum bu kadar açıkken başka söze gerek yok, ama sizler ısrarla ne kadar haklı olduğumu ispat eden yorumlarınıza devam edebilirsiniz, kolay gelsin.

  5. 5 İBRAHİM 16 Mart 2007, 10:21

    sayın emin bey beyninize sağlık!!hani derler ya bana tercüman oldun…çok güzel dillendirmiş BAKİ ALLAH.. SİTE ADMİNİn dikkatine!!!! sayın bey efendi sitenizin ismi yorumsuz bloğ değimiidr??? o halde nasıl yorum yayınlarsımız üstüne üstlük kişilere hakaret içeren yorumlar ve saldırılar… bence bu yorumsuz seyirden çok fitneye sebeb olmakta …bunu farketmeniz gerekir!! saygılarımla…

  6. 6 YorumsuzBlog 16 Mart 2007, 10:42

    Sadece Sn. Ahmed Bâki’nin yukarıdaki yazısından bir alıntı ile cevaplamak istedik.
    Saygı, Sevgi ve selamlarımızla..

    “Sevenin gözü görmez derler… Oysa sevenin gözü görür, amma; sevenin gözü, KUSUR görmez!” Ahmed Bâki

    Yorumsuz BLOG

  7. 7 EDEP YA HU 16 Mart 2007, 10:54

    Demagojıyı edebıyatı bırakında insana saygıyı öğrenin… sevmek, her ipe sapa gelmez dedıkodu mahıyetındekı yorumu yayınlamak demekmidir..? kusur görmekmidir dedıkoduyu bırakalım demek.. o zaman asr suresinde nıye hakkı tavsıye edin diyor? öyle ya her şey hakk, lak lak lak!..

  8. 8 DOĞRUCU 16 Mart 2007, 11:09

    Sayın Yazarın her yazısını merak ve beğeni ile okuyorum fevkalade istifade ediyoruz; teşekkürü borç bilirim.

    Anladığım kadarı ile yazar bazı kilitlenmiş beyinler(negatif eleştiri yapanlar da dahil; fikirler yerine kişilikleri eleştirenler) gibi yazısına yapılan yorumlara yazı yetiştirecek biri değil. Bu anlamda negatif eleştiri yapanların eline hiçbir şey geçmez. Varsa bir bilgimiz bilgileri-fikirleri eleştirelim(yapıcı anlamda-art niyetli değilsek elbette). Selamlar

  9. 9 Hasan BELEK 16 Mart 2007, 11:29

    Sonsuz Hayat Yolunda, ALLAH ADALETİ, Yarattığı her kuluna ve herşeye, yaşam hakkı tanımasıdır.

    KUL ADALETİ ise, Allah’ın yarattığı herşeye, saygıyla ve sevgiyle davranmasıdır.

    ALLAH, Yarattığı herşeye (makro’dan mikro’ya ) kendi özünden vermiştir, hepsi de bilinçli ve şuurludur. Herşey Allah cc. ilminde irade edip tasarladığı ve programladığı kader üzere yarattığı bütün yaradılmışlar, takdir edilmiş kader’e göre yaşarlar.

    Selam ve Sevgilerimle…

    HER KONUDA ADALETLİ OLALIM…

  10. 10 HAKİKAT 17 Mart 2007, 8:35

    Bence bu sitedeki yorumlar da en az yazılar kadar eğitici ve öğretici olmaya başladı. Ahmed Baki’ye yazısı için, Elifname’ye de halimize ayna tuttuğu için teşekkürler.

  11. 11 MİM 17 Mart 2007, 9:35

    Bizi gerçekle yüzleştiren insanlara kızmamalız, bilakis teşekkür etmeliyiz. Burada hiç kimse Ahmed Baki’ye hakaret etmemiş. Söylediklerinin yanlış olduğunu da söylememiş. Sadece bu düşüncelerin genel olarak hayata geçirilmesinin neredeyse imkansız olduğu söylenmiş. Sizce haksız mı? Nasıl haksızsın diyebiliriz? Haklı olduğunu bizzat kendimiz koymuşuz ortaya.. Haklı olana haklısın diyerek egomuzu susturup boyun bükmeyi öğrenmediğimiz sürece ne yazılanların bir faydası olur, ne de yazanların emeğinin hakkı verilir.

    Ayrıca tavsiye ederim biraz astrolojiyle ilgilenin. Çünkü olan biteni çok güzel açıklayan etkiler var şu anda.. Satürn ve Neptün bugün olduğu gibi karşıt açıda olduğunda; düşüncelerin hayata geçirilip geçirilemeyeceği sorgulanır. Hayal ile gerçek çatışması yaşanır. Soyut ve somutun dengesi kurulmaya çalışılır. Bu etkileri yıldızlar kendi kendilerine oluşturmadığına göre faili Allah’tır. O halde kime kızıyoruz? Kızmak yerine düşünmek gerekmez mi?

    Hizmet ehlinin çeşitli görevleri vardır. Bazıları ilim yayar. Bazıları da o ilmin yaşanmasını sağlar. Hakk’kın seslenişine kulak vermek ve olanları uyanık bir şuurla seyretmek gerekir. Hayatın hiç bir anı ıskalanmamalı. Ben de aynen “HAKİKAT” gibi düşünüyorum. Hem Ahmed Baki’ye hem de Elifname’ye teşekkür ediyorum. Bu konunun uzatılmasının da yakışıksız olduğunu düşünüyorum. İsterdimki Elifname ilk yorumunda yalnız bırakılsın. Fakat haklı olduğundan olsa gerek bırakılmadı. Umarım üstadımız burada olup bitenleri okumuyordur, okursa üzülür. Herkese hayırlı günler.

  12. 12 Savaş EREN 18 Mart 2007, 6:22

    Merhaba Arkadaşlar ,

    Bugün burada başka bir yazara (değil YAZISINA) yorum yazdım.Sonra A.Baki Bey’in bu yazısını okudum ve yazının YAZARINA yapılan yorumları da okudum.Bu, “yazının YAZARINA” olan yorumları/yönelişleri gördüm.Bu yorumların bazıları olumlu, bazıları olumsuz idi.Dolayısıyla yöneliş (bir iki istisna hariç ), “yazısına ve ilmine” değil de “yazara ve kişiliğine” olduğu için hepsi “olumsuz” hükmünde olmuş oluyordu.

    Şu çok önemli uyarıyı bir kez de ben buraya alıp sonra yukarda bahsettiğim başka bir yazarın yazısına olan yorumumu da nakledeceğim ;

    “GENEL MESAJ :

    “İnsanlara ilmine saygı duymadıkları kişilerden bilgi yollamayınız.

    O bilgiler gerçek bile olsa insanlar kişilik perdesi yüzünden o ilmi reddedip mahrum kalırlar. Bırakın ilmine saygı duydukları kişiden ulaşsın o ilim.”

    Ne kadar da Evrensellik/Mutlakiyet ve Allah Adaleti kokan ifadeler..En önde tutulan “ilmin değeri/ilmin elde edilebilmesi” , can alıcı olan konu ise “yönelişin kişiye değil ilmine olması “..Zira “Kızım Fatma..kalk namazını kıl, babam Nebi diye güvenme” diyen bir RASULULLAH ile muhatabız.

    Benim yorumum ise şöyleydi :

    “Merhabalar,

    Rasulullah döneminde şöyle bir olay anlatılır.. Ashab dermiş ki: “Gece olunca evlerden arı vızıltısı gibi sesler duyulurdu ve biz anlardık/bilirdik ki, üç beş sahabi birinin evinde, diğer bir kaç sahabi de başka birinin evinde buluşmak suretiyle, geceleri Kur’an ayetleri ve Allah Rasulünün sözleri üzerinde tefekkür edip tartışılır, gündüzün ise mescidde Rasulullaha ANLAŞILAMAYAN yerler sorulurdu..

    Yine ashab buyuruyor ki:”Biz Rasulullahı dinlerken ve onun ağzından kelimeler çıkarken nefesimizi tutar dikkat kesilirdik, adeta onun kelime/cümle aralarıda da biz nefes alma araları verirdik..”

    Heyhat.. Bu ahval ve şerait içerisinde mümkün müymüş ki kişiler birbirileri ile uğraşsın ve oyalansınlar..

    O gün böyle iken bugün “bu kişilerle uğraşma hali” nedir böyle.. Yok yok öyle değil şöyle galiba: “Ey insan, seni ben KENDİm için varetmişken, sen nelerle uğraşıyor/nelerle oyalanıyorsun ? ”

    Bir kez daha teŞEKKÜRler ……… Bey’e, bizlere sadece KENDİmizle uğraşma, KENDİmizi tanıma yolunda muhtaç olduğumuz RASULULLAHı açan, izah eden, bize O’nu yaklaştıran (çünkü biz O’na yaklaşamayız..biz bizliğimizle O’na yaklaşamayız) tam da onikiden vuran bu yazıları, GÖRüşleri için.. Ne de olsa RESUL topluma/kavime İÇİNDEN geliyor/irsal oluyor, o gün de böyleydi, bu gün de böyle.. Evet b (u) öyle.. Saygılar, sevgiler.”

    Bu yorumu yaptıktan sonra, Baki Bey’in yazısını, ona olan yorumları görünce bilmeden çok isabet olduğunu düşündüm. Ve özellikle Rasulullah döneminde ait vakıa olmak üzere buraya taşıma gereğini hissettim.

    Şimdi acizane bir tavsiyem var Baki Bey’e.. Üstad’ımızın yaptığı gibi, net bir şekilde “özgeçmişini, öz geleceğini veya öz şimdiki zamanını da olabilir.. (bu son iki tabir bana ait ve sadece espridir..) burada ortaya koysun. Ki nazar/basiret/feraset sahipleri durumu algılayarak tespit edip “olumlu-olumsuz” gereksiz zan beslemesinler Zât-ı Âlîlerine karşı.. Zira yöneliş “ilme” değil “kişiye” olduğu için otomatikman “olumsuz” hükmüne geçiyor “sünnetullah” gereği. Rasulullah da buyur muyor mu: “Ahir zamanda insanlar, ilim sahibinin ilmi ile değil kişiliği ilgilenecek/uğraşacaklar”.. yine ifade ediyor ki Resulullah: “Doğru adamdan yanlış söz, yanlış adamdan da doğru söz çıkabilir. Siz kişiye değil söylediğine bakın”. YANİ İLİM ÇİN’DE BİLe OLSA GİDİP ALIN diyor, ya hu daha nasıl anlatsın..

    Keza GENEL MESAJda da durum aynı “alın da nereden alırsanız alın İLMİ ” deniyor başka nasıl uyarsın..

    Aslında gerek yok ama , mukallidûna mahsûsen bir izah: Son paragraftaki hadisler ve görüşler Üstadımızın audio/video ve yazılı yayınlarında daha geniş net izahlar ile mevcuttur.Saygılar, savgiler.

  13. 13 BİLGE 18 Mart 2007, 9:26

    Herkes bardağına göre denizden su alır… bardağı olmayanı da hoş görmek lazım… veya bardağı dolu olanı… veya bardağı delik olanı… kimse sahipsiz değil, herkesin tek bir sahibi vardır; Allah tır… feseyekfikehumullah… Vardır bi hikmeti bu eleştirilerin

  14. 14 EFENDİÇOCUK 19 Mart 2007, 2:23

    Sevgili dostlarım,
    Hepimiz Bir’iz…
    Hepimiz Tek’iz…
    Eğer Allah adıyla işaret edilenin yansımalarıysak; O her birimde farklı zuhur eder.
    İnsanoğluna da her özelliğini vermiş Allah!!!
    Her özelliğini…

    Bu özellikleri açığa çıkartabilme konusunda;
    Kimi daha yeteneklidir, kimi daha istidadlıdır, kiminde her ikisi de bulunur kiminde de bulunmaz…
    Fakat her insanda Allah’ın özelliklerinin tamamı bulunur, vardır.

    Bu özelliklerin, sıfatların açığa çıkma şekli kişiden kişiye değişebilir.
    İşte bazı özel zamanda ruh oluşumu gerçekleşen, yine böyle özel bir anda doğan ve özel gen yapısına sahip bilinçler ise gerçekleştirdikleri çalışmalarla Allah adıyla işaret edileni Özünde bulur ve artık O’ndan yansıyanlar, Özünden gelen seslenişe dönüşür.

    AHMED BAKİ ÜSTAD BÖYLE BİRİDİR!!!

    Bu durumda evrensel sistemi “Oku”yabilmeye başlamış ve Özden gelen bilgilerin dillenişe dönüşmüş hali olan bu kişiler artık özel kişilerdir.
    Kur’an-ı Kerim evrensel işleyiş mekanizmasını dosdoğru anlatan ve İslam Dini adıyla işaret edilmiş sistemi açıklayan bir evrensel bilgi kitabıdır. Bu kitabı her dönem açıklayan ve anlaşılabilir kılan özel insanlar her daim bulunur.

    Ahmed Hulusi ve Ahmed Baki gibi insanlar bizler için bir ŞANSTIR.

    Onlar sistemi Kur’an-ı Kerim ışığında özlerinden gelen bilgiyle tekrar deşifre ederler.
    Hz. Muhammed AS’ı; bu dönem için tekrar anlatırlar.

    Tekrar anlatırlar da,
    herkes algılayabildikleri kadarını alır
    Onlar ideali, mükemmel olanı söylemek ZORUNDADIR.
    Amaçları da her insan okusun değerlendirsin ve böyle mükemmel olsun değildir! İstekleri olabilir ama amaçları değildir.
    Öyle bir gayretleri yoktur.
    Dileyen okur.
    Eğer etkilenirse bu mükemmeliyetin dilediği kadar kısmını alır ve yaşamaya başlar!!!
    Onlar sadece mükemmele ulaştıran yolu söylerler ve derler ki en güzeli bu anlattığımız bahsettiğimiz mükemmeliktir ama bu şekle bürünemiyorsan ki o durum zaten az kişinin gelebileceği üst konumdur… en azından şunları şunları yap, onları da yapamıyorsan bunları bunları yap… gibi tavsiyede bulunurlar.
    Şimdi bizler Ahmed Baki’nin anlattığı üst yazıdaki o mükemmeliyete ulaşamıyoruz diye ve o konuma ulaşabilmiş insanlar olduğunu bildikçe bu yazının herkese yönelik değilde içinde o cevheri barındıran insanların açılımını sağlamak için yazılmış bir makale olduğunu görmeliyiz.

    Bu tür özel insanlar her grup insana göre yazı yazar.

    Örneğin; Ahmed Baki’nin yazısı benim haddime değil gibi düşünüyorum. En azından şu an için.
    O yazı benden daha yetenekli, istidadlı insanlar içindir!!!
    Bu durumda bu yazıyı eleştirenlerden olamayız.
    Ama bu yazıyı okuyup hakkını verecek insanlar da az da olsa mevcuttur.
    Bu yazı da onlar içindir aslında.
    Kendilerine gelsinler şeklinde bir uyarıdır belki de!!!
    Yani kesinlikle;
    ama kesinlikle bir amacı vardır bu yazının ve
    “yaşamda hiç bir hükmü olmayan felsefi yaklaşımlar”
    şeklinde değerlendirilemez.
    O hükmü sadece Allah verir.
    Bu yazıda O’ndan yansıyandır zaten.

    Ve de bu yazıyı anladığını düşünen ya da anlamaya çalışan ve O’nun takipçisi olduğunu söyleyenlerin bazılarını da burada görüyoruz ve şahit oluyoruz ki herkes payı ve alabildiği kadarını yaşıyor maalesef.

    Allah herkesin idrakini çoğaltsın,
    Yardımcısı olsun.

    Saygılarımla.

  15. 15 Hasan BELEK 19 Mart 2007, 10:58

    Merhaba EFENDİÇOCUK,

    Çok güzel açıklamışsın, bir üstad gibi, tebrik ederim. Bende aynı fikirdeyim, bu yazınızdan sonra buraya yorum yazmamam gerekirdi ama ben de gündüz ovada ineklerimle uğraşıp yorulduğumdan beynimi de yorup dinleniyorum, dengeliyorum işte…

    Benim ustamın söylediği çıktı, insanlar(talipliler,talebeler) bundan böyle, bu şekilde yetişecekler demişti,(17 yıl evvel) öyle oldu. Tarikata girip te, el etek öpüp, oralarda oyalanıp ömür tüketmek, gizli şirk’e düşmek devri kapandı. Ben kendi şahsıma, çok yazılardan, çoğundan bilgi ediniyorum, eksik ve bilincimde soru işareti olanları burada bulup çıkış yolu buluyorum, onun için de başta Ahmet HULİSİ ve A. Baki beylere ve diğer faydalandığım düşünür, yazarlara çok teşekkür ederim.

    Selam ve Sevgilerimle…

  16. 16 EVRENSEL 20 Mart 2007, 10:29

    Ne edersen KENDİN’E edersin KENDİ KENDİ’ne. AHMED BAKİ BEY’İ eleştirenler bir baksınlar bakalım kimi eleştiriyorlar FARK’ındalar mı acaba? AHMED BAKİ BEY’E MUHTEŞEM yazılarından dolayı SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.

  17. 17 M. Reşit YAZICI 22 Mart 2007, 10:17

    Sevgili dostlar,

    Konu AŞK olunca, aşıklardan bahsetmeden olmaz… 2006 yılında kapanan bir siteden ALINTI … izini kaybettiğim, bir aşık ile yapılan söyleşiyi sizlerle paylaşmak istedim ..

    “Sevgiyi, tarifini bilen çoktur ama aşkın tarifini bilen…”

    “ÖZDE“

    Sevgili kardeşim,

    Kendine yaklaşmanın, kendini tanımanın sistemini, pratiğini uygulamasını, birazcık olsun bildiklerinizi bizimle paylaşırsanız çok sevinirim.

    Hani semadan yağmur yağar ya; onun gibi yağ gönüllerede; yeşersin toprak, hayat bulsun, canlansın. Kararmış kalpler aydınlansın, gönüller huzurla dolsun… “Sen beni göremezsin” hitabını anlat…

    Lütfen bu formda kısa kısa da olsa bizleri aydınlat… Gönülden ifadelerinize canı gönülden katılıyorum.
    CanDost’sunuz sanki gönülleri okuyan.

    Bekliyorum bekliyeceğim sen gelmesende … Allah cümlemize kolaylaştırmış ola … Sevgiyle kalın ebeden….

    MİSAFİR

    merhabalr sayın Özde,

    insanları aydınlatmam doğru mu ki?

    bizi aydınlatın diyorsunuz..

    herkesin birbirlerini aydınlattığı bir dünyada
    benim aydınlatma işim olur mu ki?
    insanların birbirlerini aydınlatmaya çalışmaları yetmiyor mu?

    herkes doğrularını başkasına dayatma kavgasını veriyor, doğruların anlam kaybettiği bir dünyada….
    asırlar boyunca insanlık doğruların kavgasını verdi.
    doğruları delip geçen olmadı.. çünkü doğrular putlaşmıştı, çünkü doğrular araç değil asıl olmuştu, amaç olmuştu…

    sonsuz doğrular vardır, ne olacak bütün bu doğrulara, ne yapacağız bütün bunlarla?
    şu var ki bütün bu doğrulardan öte, doğruların oluşturdukları ana tema, yani asıl doğru, yani mutlak doğru bize lazım..

    nedir bu ana tema ve mutlak doğru diyorsan, işte anlatılmayan da odur. benim söylemem bir şey değiştirmeyecek. onun için kendimize yakınlaşalım demiştim..

    anlatılmayanlar ancak yaşanır.

    Olma boyutudur, o olursunuz. yani varolanlarla özdeşleşirsin… bu ise “ben” varlığını yok etmekle “sen”le varolmaktır. Böylece hayattaki ikilikler kalkar, çelişkiler yok olur, ilahi huzur başlamış olur,
    böylece ne kimseden zerre kadar bir korkun olur, ne de şüphelerin olur..

    Hiç kimseye karşı bir kin ve nefretin de olmaz. Bütün hayat bir şey olur, artık bir gözle bakarsın, bir gözle görürsün, kızgınlığın, ya da yapacağın savaşlar bile olsa sadece bir rol olur, herşey itibarileşir. Çünkü varolan hayatın ötesindeki bir hayattasın.. Öteki hayat dediğim, bu hayatın öbür yüzü. İkisi de bir şeydir. Sadece bilinç durumuna göre değişir, yani imanın kemalatına göre değişir.
    neyse,
    burada birkaç şey yazdım, sonrada yazmayacağım.

    “Candostsunuz” demeniz, sizin güzelliğiniz arkadaşım.. Benim hiç bir iyilik kimliğim olamaz, doğruluk kimliğim olamaz.. Herhangi bir kategoride biri değilim.. Yokolmuş bir insanın sınıfı, grubu, partisi olamaz… Hiçbir kimliği olamaz.
    Bize aşk lazım, ve aşk insanın da kimliği olamaz.

    Büyük bir aşk oluşumunun içinde olduğumu söyleyebilirim. Bütün alemi saracak bir aşk…

    Çünkü içimde büyüttüğüm yangınlarım var!

    Onun için bügüne kadar hiç akıllı sayılmadım,
    hep deli görüldüm, hep anormal..

    Mazur görün bir standartın insanı olarak görmeyin..
    içimdeki yangınlar konuşuyor, ben değil..
    onun için hiçkimseyi dinlemiyor..
    selametle…”

  18. 18 Hormonsuz Organik SUFİ 25 Mart 2007, 6:48

    Ey celaline cemaline kurban olduğum, böyle bir yazıyı okuduğu anda bile kolayca şeytana uyan, başı boşken neler yapmaz.?

    “Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.” (Araf: 16-17.)

    Yaz ey Baki, Yaz! Yazdın halimiz böyle, ya yazmasan ne olurdu? Cümleten dağılıp giderdik herhalde…

    Vize notu 100 üzerinden sıfır(0)! Dersi geçmek isteyen “bütünlemeyi” beklesin!

  19. 19 NEYHALİ 30 Mart 2007, 1:15

    Teşekkür ederim Ahmed Bâki.

  20. 20 ! 30 Mart 2007, 1:38

    “AŞK OLSUN”

    Ne kadar ilginç; bazı yorumları okurken Hz. İSA’nin nereye kaçıyorsun ya İsa diye sorulduğunda, “Arkamdan bir avam geliyor ondan kaçıyorum” hikayesi aklıma geldi. AŞK OLSUN, Bâki’ye teşekkür edeceğiniz yerde neler yazıyorsunuz.

  21. 21 HUR 2 Nisan 2007, 10:08

    Üstad herşeyi çözmüş, içimizi görüyor gibi yazmış yine. Ahmed Baki üstadı okuyunca, bizim yaşadıklarımızı nereden biliyor diye merak ediyorum. Şimdilerde her sabah önce bu yazıyı okuyorum. Allah bizi uyandırsın, nefsimize uyup hakikat yolundan saptırmasın. Amin.

  22. 22 hakan 5 Mayıs 2007, 5:11

    Ahmed Baki’ye teşekkür ederim.
    Allah sırlarını açmayı hepimize kolaylaştırmış olsun, ötelere imanlı gitmeyi nesip etsin…


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: