» İnsan beyninin muhteşem potansiyeli

Evren diye algıladığımız yapının hologramik (düzenlenmiş) “bilgi”den ibaret olduğunu ve insan beyninin de aynı şekilde holografik esaslara dayalı olarak çalıştığını, bilimsel bulgulardan çıkan sonuçlar paralelinde uzun yıllar önce yazmıştık. “Herşey maddeden ibarettir zannını” aslında temelden yok eden ve ötesine kapı açan bu bulgu ve bilgi, bizce modern bilimin gelebildiği en ileri noktadaki eşik olmuştur. “Eşiktir” diyorum, zira hergün yeni bulgular ortaya atılsa da, hepsi eşiğin bu yanındaki zeminde yapılan arayışların sonuçlarıdır ve de holografik esasın getirdiği noktada, onun “sonuçlarının” değerlendirilmesi yoluyla henüz o eşiğin ötesine geçilmiş değildir! Bizdeki veritabanına ve açığa çıkan anlayışa göre böyle elbette!İngilizce’de, bu durumu hatırlatan bir atasözü var, belki bilenleriniz vardır: “You can lead a horse to water, but you cannot make him drink”. Bir atı suyun başına siz götürebilirsiniz ama ona suyu siz içiremezsiniz! Bir realitenin hatırlatılması bu: Çevrenizdekilere birşeyin nasıl olacağını (yapılacağını) gösterebilirsiniz, ancak ondan sonrasını onlara siz yaptıramazsınız! İşaret etmek istediğim duruma uyarlarsak, “insanlara, kendileriyle ilgili herşeyi açıklayabilirsiniz, ancak onu yaşayacak olan kendileridir; yaşamalarını siz sağlayamazsınız”.

Modern Bilim de, insanoğlunu çok önemli bir eşiğe kadar getirmiştir; ne var ki onun getirdiği ve gösterdiği şeyi değerlendirecek olan, sonuçlarına göre gereğini yaşayacak olan insanın kendisidir… Bilim dünyasından ulaşan haberlere bakılırsa, görünen o ki, uzayın ve atomun, yani makro ve mikro evrenlerin derinliğine sayısız yolculuklarda kaybolmak insanoğlu için çekiciliğini hep korumaya devam edecek. Aslında bunlar şaşılacak bir durum da değil. Zira, ötesi, tercih meselesi, “iman” ve “gönül” işi, belki bir cazibe, zevk, neşe! Zira, eşiğin ötesindeki varsayalım okyanusa açılabilenin, bu dünyada az bir müddet konakladıktan sonra geçip giden yolcu olmaktan öte ne işi olur ki!

Neyse, bunlar ayrı konular. Ama, gelinen noktayı hiçe sayıp eşiğin bu yanında kalarak tanrının varlığına bilimsel(!) kanıtlar arama çabaları düşündürücü!.. Varsa takdirde eğer, bu konulardaki tespit ve değerlendirmelerimizi daha geniş şekilde sunmak da nasip olur bir gün.

Bunlara şu sebeple değindik. Aşağıdaki videoda, “canlı kamera” olarak adlandırılan otistik bir kişinin şaşırtıcı fotoğrafik hafıza yeteneği sergilenmektedir. Başlangıçtaki holografi hatırlatmasını, insan beyninin muhteşem potansiyeline tanıklık eden bu videodaki olayla ilişkilendirdiğinizde çok farklı değerlendirmelere ulaşmanız mümkün. Holografik esasa dayalı düşündüğünüz zaman, “bir insanın beyninde” bir yeteneğin ortaya çıkması demek, “beyinde” o potansiyelin varlığı anlamına, daha da açıkçası her insanda varolan “beynin” o konfigürasyona sahip bir yapı olduğu anlamına gelir! Farklılıklar ise ortaya çıkış ölçüleri itibariyledir. Elbette buradan çok önemli başka bulgulara da gidilebilir derinliğine düşünülürse. Hatta bu bir emsal olarak alınıp daha kapsamlı düşünülünce, “insan” denen varlığın evrenle ilişkisi hakkında önemli soruların cevaplarına yaklaşılabilir.

‘Oku’yabilmek istiyorsanız, gördüklerinizi, “sunulabilen” misaller ve kesitsel örnekler olarak alın; eskiyi bırakıp yenisiyle kayıtlamayın!

İnandığınız limitlerinizin ötesine tanık olmak, daha ötede yeni limitler benimsemenize değil, “limitsizliğe” yönelmenize vesile olsun!

 


(Videonun Kısa Metni)

Akıl Oyunları – Beyne bir yolculuk
Londra’da yaşayan Stephen Wiltshire, kendisiyle iletişimin zor olduğu ve takma adı “canlı kamera” olan bir dâhi. Söyleyebildiği ilk kelimeler olan “kağıt” ve “kalemi” telaffuz ettiğinde 5 yaşındaydı. 11 yaşındayken helikopterle sadece bir kez Londra’yı turladıktan sonra, şehrin havadan mükemmel bir görünümünü çizdi. Öyle ki çiziminde Londra’nın başlıca büyük binalarının pencere sayıları bile doğru olarak resmedilmişti. Bu görüntülerde canlı kamera Stephen’dan daha önce hiç görmediği uçsuz bucaksız Roma kentini helikopterle 45 dakika (2. kez göz atma şansı olmaksızın- sadece bir kere) turladıktan sonra, tarihi şehir merkezinin havadan görünümünü panoramik olarak 5 metrelik kâğıt üzerine çizmesi istendi. Kendisine bu çizimi tamamlaması için 3 gün verildi. Bu 3 gün boyunca Stephen hafızasında binlerce detayı tutmak zorundaydı. Minik dar sokaklar, sonu yok gibi görünen evlerin tüm pencereleri ve balkonları, Panteon’dan Kolezyum’a kadar başlıca tüm tarihi yapıların kolonları, detayları…

5 metre büyüklüğünde bir kağıt boşken korkutucu görünüyordu. Şaşırtıcı olan Stephen’ın hiç taslak çizmeden, kağıt üzerinde direk olarak Saint Peters kilisesini çizerek işe başlamasıydı. Aslında helikopterden sadece bir kez izlediği şehir merkezinin panaromik manzarasının tüm boyutları, yapıların oranları, yolları ve diğer tüm detayları Stephen’ın hafızasındaydı. 2. günün sonunda resim yarılanmıştı. 3 günlük çizim maratonunun sonunda ise Stephen yeni yeni yorulmaya başladı ve 5 metrelik kağıdı 5 adet kalem bitirerek doldurmuştu. Açıkçası Stephen da yaptığı işten memnundu. Geriye sorular kaldı… Stephen Wiltshire’ın hafızası nasıl bu kadar kesin ve hassas olabiliyordu?

Çizdikleriyle gerçeklerin karşılaştırmasını yaptık. Öncelikle çizimdeki 2 ana yapıyı inceledik ve Stephen’ın çizimlerinin korkutucu derecede doğru olduğunu gördük. 100 feet yükseklikten bakıldığında yapıların yükseklik farkları hassas olarak görülemeyeceğinden dolayı ünlü Roma tepeleri çizimde tam olarak belirtilememiş. Panteon’un orijinal çatısını kontrol ederek çizimde bazı küçük ve önemsiz farklılıkların olduğunu keşfettik fakat kolon sayıları tam olarak doğruydu. Buna karşın Roma’nın kesinlikle en karmaşık yapılarından biri olan Kolezyum bir karbon kopya gibi çizilmişti! Stephen aynı zamanda yan yollardaki pek çok binayı da doğru olarak çizmişti. Kız kardeşinin söylediğine göre eğer daha fazla zamanı olsaydı tüm bunları daha detaylı çizebilirdi.

Stephen Wiltshire şöyle diyor: “Bazı bölgelerde çok detay vardı ama çizmesi en kolay bölgeler Saint Peters Kilisesi ve Kolezyum idi!”

Ahmed Bâki
www.yorumsuzblog.net.tc
http://ahmedbaki.com

Reklamlar

3 Responses to “» İnsan beyninin muhteşem potansiyeli”


  1. 1 MEHMET ZİYA 7 Mart 2007, 7:09

    Herkese hakkı verilmeli, eleştiriler yapıcı olmalı.. Bakın bu yazınız daha keyif verici ve öğretici nitelikte.. Çünkü kişisel sentezlerinize dayalı fikirlerinizi okuduk. Allah sizi de bir sebeple yaratmış ve bu sebebin lezzetini seyirden kimseyi mahrum etmeye hakkınız yok.. Umarım bu güzel sebebi aşikar etmek doğrultusunda devam eder yazılarınız ve bizler de farklı bir lezzet alarak istifade ederiz. Kimin kimden ne öğreneceği hiç belli olmaz!.. Başarılar..

  2. 2 AYLİN ERKEK 9 Mart 2007, 1:57

    “İnsan beyni” hakkında yazılan bu makale ile bizlere farklı bir pencereden bakmayı sağlayan Sayın Ahmed Baki’ye sonsuz teşekkürler. Bu yazıdan sonra bizler, sahip olduğumuz beyinlerimizdeki potansiyalleri ortaya çıkarmak ve keşfetmek için daha çok çaba harcayacağız… Sevgiler

  3. 3 Hasan BELEK 15 Mart 2007, 2:13

    Merhaba Ahmet Bey,
    Bu sabah zikir ederken, tefekkür sonucu, hep aklıma takılanı paylaşmak istedim. Allah ismiyle işaret edilen, O yüce gücün herşeyi kendinde olan artısı eksisi kendinde olan O (maya diyebilirim, çünki her şeyin bir mayası var onun mayası kendinde) Allah cc. Bedeni yani zatı, esma isimleridir. Mesela, Kadir ismi kendi zatında var olan oluyor. Mürid ve Alim, isimleri beyni, gibi ve bu isimler melekleri, gücü yani. O dünya yok iken vardı ve algılıyamadığımız yerlerde var idi, O isimleri ile, yani melekleri ile. O, yaratmak istediği ve yarattığı bir şeye kendi özünden verip, hologramik olarak ona, yarattığın’la kaim olmuş oluyor. Dünyayı yarattıktan sonra, (O’herşeyi ilminde yaratmıştı zaten) İnsan yeryüzünün halifesi insanı kendine benzer şekilde (seçtiklerini ya da fark ettirdiklerini) yarattıktan sonra onlar ile de kaim olmuş oluyor. İnsanın beyni bir melekedir, eli ve ayakları bir melekedir, irade ve ilim vardır. Tefekkür’de şirk olmadıkça günah olmadığını biliyorum, şirk zaten ahmaklık alametidir. Anlatmak istediğim, insan beyni müthiş bir meleke, (Fark ettirilenler için) onun için beyin nimeti bu bedende iken kıymetini bilmek gerekir, O’varlıkla kaim yüce gücün ismi ALLAH, olana laik olmak, sonsuz zamansızla bir olamak için, Kuran’ı B sırrı ile OKU’mak gerekiyor. ALLAH ADALETİ, Yarattığı her kuluna ve herşeye, yaşam hakkı tanımasıdır.

    KUL ADALETİ ise, Allah’ın yarattığı herşeye, saygıyla ve sevgiyle davranmasıdır.

    ALLAH, Yarattığı herşeye (makro’dan mikro’ya ) kendi özünden vermiştir, hepsi de bilinçli ve şuurludur. Herşey Allah cc. ilminde irade edip tasarladığı ve programladığı kader üzere yarattığı bütün yaradılmışlar takdir edilmiş kader’e göre yaşarlar. Tefekkürde, keşfte, hata olabilir, sürçü lisan ettimse af ola. Selam ve Sevgilerimle…

    HER KONUDA ADALETLİ OLALIM.


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

SON YORUMLAR

Sevgiye dair hakkında sed191
İslami Foton Kuşağı hakkında sed191
Mevlana’nın dilinden Hz.… hakkında Hasan boyraz
» The Secret’in sırrı aç… hakkında elif
Özümle Konuşmalar hakkında doğan
İslami Foton Kuşağı hakkında necmi
» Önemli Bir Uyarı !.. hakkında Tevhidi
» Simurg’u Ararken hakkında ahmet
İslami Foton Kuşağı hakkında Filminsonkaresi
İslami Foton Kuşağı hakkında marduk_fotonkuşağı
Devrin Alimleri, Eski Zaman Ka… hakkında mehmet akıf
Beyin Fırtınası (27) hakkında barış
İslami Foton Kuşağı hakkında Ayşe
» Simurg’u Ararken hakkında Çağrı Dörter
» Harika Sözler (1) hakkında deniz

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


%d blogcu bunu beğendi: