<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Yorumsuz Düşünür Yazarlar      -     Yorumsuz BLOG</title>
	<atom:link href="http://yorumsuzblog.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com</link>
	<description>Zamansız-Sonsuz Boyutun kapısını açmak için . . http://yorumsuzblog.wordpress.com  ve  www.yorumsuzblog.net.tc</description>
	<pubDate>Sat, 02 Feb 2008 19:27:19 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=MU</generator>
	<language>tr</language>
			<item>
		<title>Adres değiştirdik !..</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2008/02/02/adres-degistirdik/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2008/02/02/adres-degistirdik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Feb 2008 19:08:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2008/02/02/adres-degistirdik/</guid>
		<description><![CDATA[
Adres değiştirdik..
Bu web alanı bize artık dar(!) gelmektedir 
YAYINIMIZ AŞAĞIDAKI 2 ADRESTE DEVAM ETMEKTEDİR..
http://yorumsuzblog.adrese.com
www.yorumsuzblog.net.tc
       ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div align="center">
<h2>Adres değiştirdik..</h2>
<p>Bu web alanı bize artık dar(!) gelmektedir <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /><br />
<b><font color="#ff0000">YAYINIMIZ AŞAĞIDAKI 2 ADRESTE DEVAM ETMEKTEDİR..</font></b><br />
<a href="http://yorumsuzblog.adrese.com">http://yorumsuzblog.adrese.com</a><br />
<a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc">www.yorumsuzblog.net.tc</a></div>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/701/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/701/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/701/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/701/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/701/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/701/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/701/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/701/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/701/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/701/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/701/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/701/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=701&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2008/02/02/adres-degistirdik/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» İlahi Aşk; Aydınlanmanın Duygu Alanı</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/18/%c2%bb-ilahi-ask-aydinlanmanin-duygu-alani/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/18/%c2%bb-ilahi-ask-aydinlanmanin-duygu-alani/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Aug 2007 21:05:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/18/%c2%bb-ilahi-ask-aydinlanmanin-duygu-alani/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bu sefer farklı bir aşka bakacağız. Bilmediğimiz, belki duysak ta hissetmediğimiz bir aşka. İlahi Aşka. Ancak konuyu yalnız dinsel anlamıyla değil kültürler arası ortak öğeleriyle göreceğiz.&#8220;
&#8220;Aşk nedir? dediler Mansur&#8216;a. Sabredip bekleyin dedi. Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler. Her uzvu Aşk dedi. Astılar bedenini, o yine Aşk dedi. Yakıp küllerini nehre saçtılar. Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>&#8220;</strong><font color="#008080">Bu sefer farklı bir aşka bakacağız. Bilmediğimiz, belki duysak ta hissetmediğimiz bir aşka. İlahi Aşka. Ancak konuyu yalnız dinsel anlamıyla değil kültürler arası ortak öğeleriyle göreceğiz.</font><strong>&#8220;</strong></p>
<p><strong>&#8220;</strong>Aşk nedir? dediler <strong>Mansur</strong>&#8216;a. Sabredip bekleyin dedi. Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler. Her uzvu <strong>Aşk</strong> dedi. Astılar bedenini, o yine <strong>Aşk</strong> dedi. Yakıp küllerini nehre saçtılar. Her bir zerresi <strong>Aşk</strong> ile <strong>Enel-Hak</strong> dedi.&#8221;<span id="more-698"></span></p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
<font size="5">A</font>şk, insan duygusal alanı içinde en karşı konulmaz olanlarından biri. Çağlar boyunca insanın insana, insanın hayvana, doğal dünyaya hatta kendine duyduğu sevgi karşı konulmaz seviyelere gelince bu isimle anılmış. Ümitsiz aşıklar, efsaneler, aşkı için ölenler, öldürenler, bir prensesin aşkı için savaşan toplumlar, işgaller, yazılan şiirler, her yere kazınan baş harfleri, balkon altı serenatlar, gönderilen çiçekler, parfümler, yemekler, dijital aşklar, platonik aşklar, hayali aşklar, tek yanlı ümitsiz aşklar, ömür boyu süren aşklar ve anlattıkça uzayan milyarlarca aşk öyküsü.</p>
<p><strong><font size="5">B</font></strong>u sefer farklı bir aşka bakacağız. Bilmediğimiz, belki duysak ta hissetmediğimiz bir aşka. İlahi Aşka. Ancak konuyu yalnız dinsel anlamıyla değil kültürler arası ortak öğeleriyle göreceğiz.</p>
<p><font color="#008080">Aşkın aldı benden beni<br />
Bana seni gerek seni<br />
Ben yanarım dünü günü<br />
Bana seni gerek seni</font></p>
<p><font color="#008080">&#8220;Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken /<br />
Ben ol idim, ol ben idim, bu aşkı sunandayıdım</font><br />
.<br />
<font color="#008080">Sus Yunus Sus Söyleme<br />
Seni de Mansur gibi asarlar.<br />
<strong>Yunus Emre</strong></font></p>
<p><font color="#008080">Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allah’ım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum, Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim.<br />
<strong>Mevlana</strong></font></p>
<p><font size="5">V</font>aroluşuyla başlayan kimlik arayışı insanı çeşitli uygulamalara itmiş. Her araştırma yeni bir fikir yeni bir duygu getirmiş. Ancak dünyanın çeşitli zamanlarında ve yerlerinde bazı insanlar benzer şeyleri söylemiş, hissetmiş ve yansıtmış.</p>
<p><font size="5">B</font>atıda Panteizm diye anılan felsefe her atomun, her ağacın, her insanın gördüğümüz ve görmediğimiz her nesnenin evrensel bir Tanrı&#8217;nın parçaları olduğunu, insan ve Tanrı ayrımının olmadığını savunur. Aynı düşünce tasavvufta Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şühud olarak iki geleneksel yaklaşıma bölünmüştür. <font color="#999999">(Ahmed Hulusi,  “Allah`ın TEK`liği&#8221; -Vahdet-i Vücud- konusunun, &#8220;panteist&#8221; görüş ile uzak-yakın hiç bir ilgisi olmadığını” açıklamaktadır. –Yorumsuz Blog)</font></p>
<p>&#8220;<font size="5">İ</font>nsanın Tanrı anlayışı evreni kapsayamaz&#8221; kabulü ile başlayan anlatımlar yine de insanın tüm evrenin akışının ayrılmaz bir parçası olabileceğini söyler. Bilinç daha önce bir zarla ayrı kaldığı ben dediği beden ve ruh dualitesini teklik bilincine aktarabilir. Bunun olanaklı olduğunu savunan tüm öğretilerde ortak bir yön vardır.</p>
<p><font size="5">Z</font>en&#8217;deki &#8220;Geçitsiz Geçit&#8221;, Gerçek Akıl; aklın yokluğudur. Fenafullah, Vecd, Brahman bilinci, Taoist felsefe dikkatle okunduğunda aynı aşkın durumun anlatıldığı görülür. Zihinle çıkılan yolda. Bir manevra zihne derin bir sessizlik getirir. Durmak bilmeyen düşünce akışı susmuştur. Kimlik tanımlanamaz bir alana dönüşmüştür. Çatışması biten zihin durgun bir göl gibi artık dalgalanmamaktadır. Bilinç şu ana odaklanmış ayırmadan bölmeden sınıflandırmadan, onaylamadan ve reddetmeden gözlemektedir. Şuurun evrenle kopacağı hiçbir yer kalmamıştır. Kişi Satoriye ulaşmış, ermiş, Aziz olmuş Aşkın bilince geçmiştir. Ama orada kendisi yoktur.</p>
<p><font color="#008080">Gökyüzü nasılda mavi<br />
Bak kuyudan su çekiyorum<br />
Ormandan odun taşıyorum.<br />
(Zen Şiiri )</font></p>
<p><font size="5">T</font>arifi son derece garip gelen ve bu adamın eline doğru kabul edersek ne geçmiştir dedirten bir dönüşümdür bu. Kafayı bulmaktan uyuşmaktan bir travma geçirmekten ne farkı vardır sorularını getirir. Ya da klinik bir şizofreni vakasından farkı nedir?</p>
<p><font size="5">S</font>anırım fark ve gerçek o kişiler için son derece açık. Çünkü isimleri sevgiyle saygıyla anılıyor. (Mevlana, Santa Claus, Yunus Emre, Buda, Krishnamurti, Nisargadatha Maharaj vb.) Ancak dışarıdan bakan biz araştırıcıları ikna edecek nedir? Bir değişim olmuş mudur? O insanların sonsuz sevgisini enerjisini hatta belki sıra dışı pek çok eylem ve oluş hallerini görebiliriz. Kendi bilincimizde değişimin gerçekliğini nasıl ispatlarız?</p>
<p><font size="5">İ</font>şte Aşk, burada imdada gelir. Boşluk kadar, sonsuz sessizlik kadar yakan, kavuran, önünde durulmayan bir Aşk, her birinin hem dilinden hem eylemlerinden dökülür.</p>
<p><font size="5">A</font>şk diyerek anlattıkları durumda çevrelerindeki her şeyi, sevdikleri, tanım ötesi olan, hakkında konuşulamayan bilinç durumunun yansıması olarak görürler. Artık onlar ölümsüz bir oluş ve farkındalık içindedirler. Bilinç ve akıl doğacak ve ölecektir, onlarsa dünyanın kendi içlerinde cereyan ettiğini söyleyecektir.</p>
<p><font size="5">İ</font>lahi Aşk sırlarla dolu bir sırdır. Anlatması sırdır. Anlaması sırdır. Paylaşması sırdır. Bu her çeşit dinin figürleri içine hatta günümüzün Matrix bilinçlerine kadar girmiş, Fizik biliminin Quantum belirsizliklerinde tüm evreni oluşturan Quark denizinde ortak bilinç alanları olarak ortaya çıkmış olağanüstü bir potansiyeldir. İnsan evriminin bir sonraki adımıdır. Ancak yine aynı soruyu sormak biz okuyan, merak eden ve doğruluğunu sorgulayanlar için şarttır. Bilinç üzerinde kökten değişimi sağlayacak beyni bu Aşk akışıyla açacak süper bilinç halinin anahtarı nedir?</p>
<p><font color="#008080">Bu bilgiyi arayarak bulamazsın. Ama ne var ki bulanlar, yalnızca aramış olanlardır<br />
Bu cüppenin altında Tanrı&#8217;dan başkası yoktur.<br />
<strong>Beyazıd-ı Bistami </strong></font></p>
<p><font size="5">C</font>evap verenler sadece koanlarla, paradokslarla, anlaşılması zor sorularla olur. Bu sorular ikili şartlanmış; gece/gündüz, doğru/yanlış, beyaz/siyah şeklinde kodlanmış bir aklı paralize edecek yapıdadır.</p>
<p>&#8220;Bana tek elin sesini göster.&#8221; &#8220;Annenle baban seni doğurmadan önceki yüzünü hatırla.&#8221; &#8220;Hiçbir şey yapmamak.&#8221; &#8220;Wu-wei&#8221;</p>
<p><font size="5">İ</font>çinden çıkılması zor her cevapla, zihin kesin bir duyguyla yüzleşir. Cevap, aradığı o kesin varoluş bilinç alanı içinde değildir. Bu aşkı görenler içinse, bunu zihin diliyle anlatmak imkansızdır. Tanımlama için gerekli duygusal karşılıklar yoktur. Tanımlama için gerekli olan zıtlıklar yoktur. Tarif edilmek istenen şuur hali tariflerin ötesindedir. Bu nedenle ustalar şaşırtıcı şeyler yaparlar. Çoğunlukla cevap vermez susarlar. Ya da Uzakdoğu’da çok ünlü bir kalıpla konuşurlar. &#8220;Sana verecek hiçbir şeyim yok. Hazinen dururken benimkini mi istiyorsun&#8221; &#8220;Yemeğini yedinse git kapları yıka&#8221; &#8220;Bırak bu senliği benliği&#8221; Tüm bunlar aynı evrensel şuurun, parçalı bir zihinde akseden yarım ifadeleridir.<br />
Aşk ise öylesine bütünseldir ki &#8220;Onları affet&#8221; der &#8220;Ne yaptıklarını bilmiyorlar&#8221; Bu sevgi öylesine bütündür ki bir ata vurulduğunda kendi bedeninde hisseder acısını, öylesine nefes aldırmazdır ki semalara koşturur, şiirler dillendirir, en kötüye bağışlama yüreğini açar, en karanlığa ışık götürür.</p>
<p><font color="#008080">O kadar sessiz ve karanlık ki ona Boşluk diyoruz.<br />
<strong>Tao Te King </strong></font></p>
<p><font size="5">İ</font><strong>nsanlar <u>benleriyle</u> sevdikçe bu Aşk bilinmez</strong>. Sadece o Aşka dalanların, pervaneler gibi, o ışığın aşkıyla daldıklarını duyarsınız ateşe, yanıp dirildiklerini, tekrar yandıklarını, tekrar attıklarını görürsünüz o ateşe. Mecnunlar bile utanır onların sevgisi karşısında, İlahi Aşk işte öyle bir şeydir.</p>
<p align="right"><strong>Süleyman SÖNMEZ</strong><br />
www.mihrace.net
</p>
<p align="left"><font color="#008080">(Bu yazı Yorumsuz Blog’a <em><strong>Vefa Ceylan</strong></em> tarafından ulaştırılmıştır. Teşekkür ederiz.)</font></p>
<p align="right"><a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/">www.yorumsuzblog.net.tc </a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/698/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/698/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/698/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/698/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/698/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/698/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/698/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/698/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/698/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/698/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/698/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/698/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=698&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/18/%c2%bb-ilahi-ask-aydinlanmanin-duygu-alani/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» Muhammedî aşka tutulan bir Hıristiyan: &#8216;Adsız Dede&#8217;</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/17/muhammedi-aska-tutulan-bir-hiristiyan-adsiz-dede/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/17/muhammedi-aska-tutulan-bir-hiristiyan-adsiz-dede/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Aug 2007 07:51:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Enerjini yenile]]></category>

		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/17/muhammedi-aska-tutulan-bir-hiristiyan-adsiz-dede/</guid>
		<description><![CDATA[Ona çarşıda, sokakta arada bir rastlardım. Yaşlı hali, zayıf vücudu, kambur sırtı; yan yan yürüyüşü; dökülmüş elbiseleri, şişik cepleri dikkatimi çekerdi. Kimdir? Nerden gelmişti? Bu şehrin, bu bölgenin insanına benzemiyordu.
Sürekli yürürdü. Onu dururken, otururken hiç görmedim. Yaşı seksenin üzerinde gösteriyordu. Ne zaman gördümse, ceketinin kollarıyla burnunu çekiyordu. Kışta, soğukta nerede barınıyordu? Ne yiyip içiyordu? Hastalanmıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><font size="5">O</font>na çarşıda, sokakta arada bir rastlardım. Yaşlı hali, zayıf vücudu, kambur sırtı; yan yan yürüyüşü; dökülmüş elbiseleri, şişik cepleri dikkatimi çekerdi. Kimdir? Nerden gelmişti? Bu şehrin, bu bölgenin insanına benzemiyordu.<br />
Sürekli yürürdü. Onu dururken, otururken hiç görmedim. Yaşı seksenin üzerinde gösteriyordu. Ne zaman gördümse, ceketinin kollarıyla burnunu çekiyordu. Kışta, soğukta nerede barınıyordu? Ne yiyip içiyordu? Hastalanmıyor muydu? Kimdi bu adam?&#8230;<span id="more-697"></span></p>
<p><font size="5">B</font>ir gün arkadaşımın dükkanında otururken bir gölge gibi kapıdan içeri süzülüverdi. Titrek ve boğuk bir sesle selam verdi. Sesini o zaman duydum. Bir şeyler söyledi; önce pek iyi anlayamadım; yorgun bir hali vardı. Konuşurken nefes darlığı çekiyordu. Nefesi adeta içine doğru kayıyordu.</p>
<p><font size="5">B</font>ir şeyler sormak, onunla konuşmak istedim ve yanına yaklaştım. Sorularıma cevap vermedi. Hızla döndü ve dükkandan dışarı çıktı. Arkadaşlar az konuştuğundan söz ettiler. Arada bir dükkana gelirmiş. Para istemez, verilirse yalnızca bir ekmek parası alır, gerisini kabul etmezmiş.</p>
<p><font size="5">S</font>on zamanlarda neredeyse her gün çarşıda, pazarda onunla karşılaşır oldum. Her görüşümde yanına yaklaşır ve selam verirdim. Selamımı alırken durur, başını kaldırır, sonra yine başını yere eğer ve öylece yürürdü. Nereye gider? Kime gider? Adresi olmayan için, zamanın önemi var mıdır? Gidecek yeriniz yoksa, her yol sizi kendinize götürür. Yoksa adını dahi bilmediğim bu adam, hep kendine mi gidiyor?</p>
<p><font size="5">R</font>amazan yorgunluğu üzerimde. Halsiz, bitkin bir durumda evimin bulunduğu apartmanın önüne gelmiştim. Tam giriş kapısına yaklaştım ki, o adamı karşımda gördüm. Kamburuyla birlikte başını kaldırarak, yan yan bana bakıyordu. Çok içten bir selam verdim. &#8220;Ve aleykümselam ve Rahmetullah….&#8221; diye mukabele etti.</p>
<p>– &#8220;Amca Hayrola! Bu saatte nereye böyle?&#8221;<br />
– &#8220;Aşığın yönü sorulmaz!&#8221; demez mi?<br />
– &#8220;Peki ama&#8221; dedim, &#8220;iftara on dakika var, iftarı nerede yapacaksın.&#8221; Oruç tutup tutamadığını soramıyordum.</p>
<p>Yırtık ayakkabısının burnuyla toprağı eşer gibi yaparak;<br />
– &#8220;Rızkı veren Allah&#8217;tır! Verir, verir; rızkımı verir. Ondan şüphem yok,&#8221; dedi.</p>
<p><font size="5">S</font>anki biri vücuduma uyuşturucu bir şey şırınga etmiş gibi, uyuşuyordum. Gözlerim ateşleniyor ve yaşarıyordu. Haline acıyordum. Mütevekkil hali beni çok duygulandırıyordu. İki elim yiyecek poşetleriyle doluydu. Hala neleri eksik aldım düşüncesindeydim. Hayatta ilk defa ellerimdekilerden, hatta ellerimden utanıyordum. O ise, belki de ellerine yiyecek alıp, evine hiç gitmemişti.</p>
<p>– &#8220;Haydi&#8221; dedim. &#8220;Eve çıkıyoruz; iftarı bu akşam birlikte yapacağız.&#8221;<br />
– &#8220;Gördün mü?&#8221; dedi. &#8220;Daha bir dakika bile geçmeden, Rabbim imdadıma yetişti!&#8221;<br />
Evin ziline bastım, çocuklar kapıyı açtılar. Çocuklarla pamuk dedeyi (bu adı ben taktım) tanıştırdım. Onlar da sevindi. İftar sofrasına oturduk. Ezan okunmaya başladı.<br />
– &#8220;Buyur&#8221; dedim.<br />
Sudan bir yudum alarak orucunu açtı. Sonra yavan ekmekten bir parça alarak ağzına götürdü. Önündeki çorbaya kaşık salacağını beklerken, bunu yapmadı. Yavan ekmek yemeye devam etti. Müdahale ettim.</p>
<p>– &#8220;Hayır! Bana karışma!&#8221; dedi. Israr edince de;<br />
– &#8220;Evlat! Ben kırk yıldır kuru ekmekten başka bir şey yemedim. Benim hayat orucumu sen mi bozduracaksın?&#8221; demez mi? Öylece ona bakakaldım. Sonra gözlerim yemek masasına kaydı. Neler yok ki masada? İlk defa masada çok çeşit yemek olduğu için yerin dibine geçmek istedim. Titrek bir sesle yalvarırcasına sordum:<br />
– &#8220;Amca! Ne olur söyler misin, kimsin, nerelisin?&#8221;<br />
Dökülmüş dişleriyle yavan ekmeği ağzından geveleye geveleye;<br />
– &#8220;Ne yapacaksın kimliğimi? Bir insan işte…&#8221; dedi.<br />
Yemek yemeyi bıraktı. Sağ elimi, sol dizine koyup yalvardım:</p>
<p>– &#8220;Amca! Ne olur bir şeyler söyle. Sana baktıkça, gönül dünyamın kabardığını hissediyorum. Ne olur himmet et.&#8221; Kirpiklerini yumar gibi yaptı. Yüzüne sanki yılların hüznü inmiş gibi, ama mütebbessim bir çehreyle;<br />
– &#8220;Peki&#8221; dedi. &#8220;Sor anlatayım.&#8221;<br />
Bir anda nereden başlayacağımı kestiremiyordum. Sadece;<br />
– &#8220;Nerelisin?&#8221; diyebildim. Sandalyeye kamburunu yasladı:<br />
–&#8221;Evlat tam kırk yıldır lamekan (mekansız) dolaşıyorum. Aslında ben bir ermeni anne babanın çocuğuyum. Otuzumda Muhammedi aşk içime düştü. Bunu on üç sene saklı tuttum. Fakat sonunda dayanamadım, inancımı açıkladım. Hanımım ve çocuklarım bu durumumu kabullenemediler.&#8221; Evde yemek servisimizi yapan on iki yaşındaki kızımı göstererek;<br />
– &#8220;Aha, bunun gibiydi kızım, ondan ayrıldığımda… Ondan sonra daha ne haber alabildim onlardan, ne bir izlerine rastladım. Aşk acı, çile ister, ızdırap ister; kimseye kırgın değilim….&#8221; Susuyordu, yarasını fazla deşmek istemedim ve konuyu değiştirdim.<br />
– &#8220;Amca! Bana insanı anlatır mısın? İnsan nedir?&#8221;<br />
– &#8220;Hııııı&#8221; diye bir ses çıkardı ve gülümseyerek &#8220;Zor sual&#8221; dedi. &#8220;Ama söyleyeyim: İnsan ormana benzer. Ormandaki düz ağaçlardan ev yaparsın; eğri ağaçlardan da kayık olur değil mi?&#8221;<br />
– &#8220;Amca, sen hiç kimseyi dışarıda bırakmadın.&#8221;<br />
– &#8220;Yaradan onu insan diye yaratmış. Sana sorarım, tuvaletsiz ev olur mu? Tuvalet diye geçme. Varsın bazı insanlar, eğri olsunlar. Onlardan tuvalet yapalım. Bazıları da tuvalet hükmünde bulunsunlar, onlarla da hacetimizi giderelim.&#8221;<br />
– &#8220;Peki, kadına bakışınız nasıldır?&#8221;<br />
– &#8220;Kadın mı? Hazreti Adem Hazreti Havva&#8217;dan ayrı düşünülebilir mi?&#8221;<br />
– &#8220;Ama sizin Havva&#8217;nız yok.&#8221; dedim. Gülümseyerek:<br />
– &#8220;Sen ona karışma!&#8221;<br />
Sertçe sözlerine devam etti.<br />
– &#8220;Hani Hazreti Mevlana diyor ya: &#8220;Kadın, akıllı kişilere ve gönül ehline fazlasıyla galip olur. Cahil kişiler de kadına galip gelirler; çünkü onlar pek sert pek kaba kişilerdir. Kaba erkeklerde hayvanlık vasfı üstündür. <strong>Sevgi, incelik, acımak insanlık huyudur, insanlık vasfıdır</strong>. Öfke ve şehvet ise hayvanlık huyu, hayvanlık sıfatıdır.&#8221;<br />
– &#8220;Mevlana&#8217;yı biliyorsunuz demek ki?&#8221;<br />
– &#8220;Yer göğü bilmez mi?&#8221;<br />
– &#8220;Bilir&#8221; dedim. Ama bu soruyu sorduğuma utandım. Devam etti;<br />
– &#8220;Toprak yağmuru tanımaz mı?&#8221;<br />
– &#8220;Tanır.&#8221;<br />
– &#8220;Aşktan suya dönenler, ummanı özlemez mi?&#8221;<br />
– &#8220;Özler.&#8221;<br />
– &#8220;O Aziz ne diyor bak: (Mevlana&#8217;yı kastediyordu.) Ekmek ile etin aslı, mayası topraktır, çamurdur. Bunları az ye de çamur gibi yeryüzüne yapışıp kalma. Acıkınca köpek oluyorsun; kızgın, geçimsiz, kötü huylu, sert; yanına yaklaşılmaz soysuz bir köpek kesiliyorsun. Fakat doyunca da pis bir leş halini alıyorsun; duygusuz, her şeyden habersiz, sanki elsiz, ayaksız, bir duvar oluyorsun. Bu durumda sen Arslanın yanında nasıl koşabilirsin?&#8221; Yine konuyu değiştirdim ve başka bir şey sordum.</p>
<p>– &#8220;Peygamberimizi çok mu seviyorsun?&#8221;<br />
Bir insanın yüzünün şekli hiç değişmeden gözlerinden yağmur gibi yaş aktığını ilk defa gördüm.<br />
– &#8220;Evlat! Yaramı deşme. .. O aklıma gelince, aklım yerinden gidiyor. Hangi akıl O&#8217;nun sevgisi karşısında ayakta durabilir?&#8221; Başı dizlerine doğru düştü ve dakikalarca göz yaşı döktü. Bir ara:</p>
<p>– &#8220;Allah uzun ömür versin&#8221; dedim.<br />
– &#8220;Hıh, doldurduk ömrümüzü. Kırk yıl lamekan (mekansız) ve parasız yaşadım. Rabbime şükür olsun, bana dünyanın ağır yükünü yüklemedi. Bir kuş kadar hafifim. Aha bitti seneler. Ömür dediğin kuş gibi uçtu gitti. Hiçbir dünya malının hesabını yapmıyorum. Umulur ki, kısa zamanda sevgilime kavuşayım.&#8221;</p>
<p><font size="5">O </font>akşam onu evde tutamadım. Bütün ısrarlarıma rağmen evden ayrıldı ve karanlığa doğru yürüdü. Aslında &#8220;Karanlık&#8221; dediğim, benim gördüğümdü. O ise kim bilir hangi &#8220;Nur&#8221;a doğru adım atıyordu. Ertesi gün ikindi namazında şehrin kenar mahallesindeki caminin musalla taşında bir cenaze vardı. Cemaati azdı. İmama sordum:</p>
<p>–&#8221;Kim bu ölü?&#8221; diye.<br />
–&#8221;Bilmiyorum, bir garip adam&#8221; dedi.</p>
<p><font size="5">Y</font>üzünü açtım. Yüzü o kadar güzel ve mütebbessimdi ki, dün akşamdan çok daha fazla mutlu olduğu yüzünden adeta okunuyordu. <strong>Yunus </strong>ne güzel demiş:</p>
<p><em><font size="4">B</font>ir garip ölmüş diyeler,<br />
<font size="4">Ü</font>ç gün sonra duyalar,<br />
<font size="4">S</font>oğuk su ile yuyalar,<br />
<font size="4">S</font>öyle garip bencileyin.</em></p>
<p align="right"><strong><a href="http://www.azbuz.com/viewProfile.jsp?userId=777590&amp;returnSiteId=1045375"><span style="color:windowtext;">Musa Belen</span></a></strong></p>
<p><font color="#008080">(</font><a href="http://belga.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000002830077" target="_blank">belga.azbuz.com</a><font color="#008080"> sitesinden seçip gönderen <em><strong>Vefa Ceylan</strong></em>&#8216;a teşekkür ediyoruz.)</font></p>
<p align="right"><a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/">www.yorumsuzblog.net.tc </a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/697/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/697/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/697/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/697/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/697/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/697/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/697/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/697/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/697/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/697/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/697/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/697/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=697&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/17/muhammedi-aska-tutulan-bir-hiristiyan-adsiz-dede/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» Hobi ya da Dedikodu..</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/15/%c2%bb-hobi-ya-da-dedikodu/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/15/%c2%bb-hobi-ya-da-dedikodu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Aug 2007 18:53:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Günün Yorumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/15/%c2%bb-hobi-ya-da-dedikodu/</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Okurlar,
Bugün çok önemli bir konuda; Dedikodu-Gıybet konusunda bir hatırlatma yapmamız gerekiyor.
&#8220;Nereden çıktı dedikodu-gıybet konusunu hatırlatma?..&#8221; dediğinizi duyar gibiyiz.
Bugün okuduğumuz bir yazı yönlendirdi bizi, bu hatırlatmayı yapmaya.. Hepsi bu kadar.. Daha fazla açıklama yazmadık, çünkü hoşgörünüzden cesaret alabiliyoruz artık..
Öncelikle belitmeliyiz ki, bu sadece bir hatırlatma yazısıdır. Ve başta kendimiz olmak üzere, söz konusu yazar(lar)a ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/gunun-yorumu-yb.jpg" title="gunun-yorumu-yb.jpg"><img src="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/gunun-yorumu-yb.jpg" alt="gunun-yorumu-yb.jpg" align="left" /></a>Değerli Okurlar,<br />
Bugün çok önemli bir konuda; Dedikodu-Gıybet konusunda bir hatırlatma yapmamız gerekiyor.<br />
&#8220;<em>Nereden çıktı dedikodu-gıybet konusunu hatırlatma?..</em>&#8221; dediğinizi duyar gibiyiz.<br />
Bugün okuduğumuz bir yazı yönlendirdi bizi, bu hatırlatmayı yapmaya.. Hepsi bu kadar.. Daha fazla açıklama yazmadık, çünkü hoşgörünüzden cesaret alabiliyoruz artık..<span id="more-695"></span></p>
<p>Öncelikle belitmeliyiz ki, bu <strong><u>sadece</u> </strong>bir <u><strong>hatırlatma yazısı</strong></u>dır. Ve başta kendimiz olmak üzere, söz konusu yazar(lar)a ve tüm okuyanlara sunulmaktadır..</p>
<p>Aşağıda okuyacaklarınız Üstad Ahmed Hulûsi&#8217;ye aittir..<br />
Üstadın çeşitli yazılarını taradık ve bugün okuduğumuz yazının ruhu(!) ile ilgili bölümlerini bir araya getirdik.<br />
&#8230;</p>
<p><strong><font size="5">A</font>HMED <font size="5">H</font>ULÛSİ DİYOR Kİ</strong>;</p>
<p><strong><font size="5">&#8220;</font></strong><font size="5">B</font>ir mürşidin nasıl davranıp neler öğreteceği, konuyla ilgili kitaplarda detaylı bir şekilde vardır.</p>
<p>Bu terbiyeyi almış biri, daha “levvâme nefs” mertebesine ulaştığında, dedikoduyu, gıybeti, çekiştirmeyi; başkalarının arkasından konuşmayı, insanları maddi veya mânevi beklentileri uğruna istismar etmeyi, baş olma arzusunu, insanlara hakaret etme hâllerini geride bırakır.</p>
<p>Bu, ister yakınları ister uzaktakileri olsun herkese karşı böyledir.</p>
<p>“Mülhime nefs” mertebesinin ilmine ulaşıp bunu yaşamlarında hazmetmeye başladıklarında ise; insanlara büyüklük taslayıp, başkalarının arkalarından konuşup, onları birilerine, ne gerekçeyle olursa olsun gammazlamak veya onların dedikodularını yapmak yerine; tüm insanlara hizmetçi olurlar, ellerinden geldiğince.</p>
<p>Çünkü, bu anlayıştakine göre, karşısındaki Hak’kın varlığıdır ve ona hizmet Hak’ka hizmettir!. Hakkında konuştuğun Hak’tır!.<strong>&#8220;</strong><br />
*  *  *</p>
<p><strong><font size="5">&#8220;</font><font size="5">D</font></strong><strong>edikodusu olanın ilmi yoktur</strong>; bunu kesin bilin!. <strong>İnsanları çekiştirenlerin, bilgisi ne kadar olursa olsun, nefis mertebesi </strong>“<strong>emmâre</strong>”<strong>dir</strong>; bunu hiç aklınızdan çıkartmayın!.</p>
<p>İlme sarılın ve ilmin yolunda yürüyün!.</p>
<p>Yazdığım bilgilerden yararlanarak yaşamına yön vermeyenlere; dedikodu ve çekiştirmelere devam edenlere; beni görmek de hiç bir yarar sağlamaz!.. Bedeni görmeğe değil, size ulaşan ilmi görmeğe çalışın!. Bedensel beraberlik, dedikodulara ortaklık getirecekse, uzak durmak çok daha hayırlıdr!.<strong>&#8220;</strong><br />
*  *  *</p>
<blockquote><p>&#8216;<font size="5">M</font>üslümanım&#8217; diyen kişi, Dünya yaşamındaki çok sınırlı zamanını, kendini geliştirmek ve geleceğe hazırlamakla değerlendirmek yerine; başkalarının dedikodu ve gıybetiyle harcıyorsa; onun, kendine yaptığı zulmü, asla başkası ona yapamaz!.</p></blockquote>
<p>Herhangi bir kişi hakkında konuştuğunuz her konu dedikodu kapsamına girebilir ve muhtemelen <strong>gıybet </strong>olabilir!. &#8220;Eğer o <strong>konuştuğunuz şey o kişide varsa bu gıybet</strong>; konuştuğunuz şey o kişide yoksa bu defa yaptığınız iftiradır!&#8221;&#8230; &#8220;Kişiye günah olarak her duyduğunu başkasına nakletmesi yeter!&#8221; uyarılarına çok dikkat etmek zorunludur. Zirâ, gıybet Kurân-ı Kerîm`de &#8220;ölmüş kardeşinin çiğ etini yemek&#8221; kadar tiksindirici bir olay olarak tanımlanmıştır!. İftiranın faturası ise insanın karşısına nasıl çıkar, hayâl bile edemeyiz!. Şahidi olmadığınız konu hakkında konuşmak ve hüküm vermek çok büyük vebal getirir!.</p>
<p>Bu oluşum, &#8220;DİN&#8221; olarak anlatılan &#8220;Sünnetullah&#8221; sonucudur ki; kişi kendisinden açığa çıkanların sonucunu kesinlikle yaşayacaktır!. Yaşamakta oldukları, kendisinden açığa çıkmış olanların sonucudur!. Yaşadıklarından ders almayanların daha yaşayacakları var demektir!.&#8221;<br />
*  *  *</p>
<p><strong><font size="5">&#8220;G</font>ururu yaktı</strong>!.</p>
<p>Tek’lik bilgisinin getirdiği gururu… Bilginin kurbanı oldu!</p>
<p>Yaşanmayan teklik bilgisinin getirdiği gurura tâbi oldu!</p>
<p>Aşık olamadı… Aşk yakıp kavurmadı… Hamdı; pişip yanamadı!</p>
<p>Şeyhi de yoktu ki, teslim olsun da o kurtarsın!.</p>
<p>Egosu ağır bastı; aşkı yaşayamadı… Beğendi, ama çok!… Ne var ki sevemedi… Sevdiğinde yok olamadı… Fenâ bulamadı!</p>
<p>“Tevhid” ilmini öğrendi… “Yok”luğu yaşayamadığı için, “aşk”la yanıp her şeyinden geçemediği için, Mülhimede kalakaldı!. “O”nun tekliğine, şehadet edebildi sadece!..</p>
<p>Kâh emmâreye düştü, kâh levvâmede gezindi, kâh mülhimeye çıktı; fâsit daire mekânı oldu!.</p>
<p>Tevhidi, hayâlinde yaşadı!… Hayâlinde, tek oldu!. Avundu! Bazen, hayâlindeki teklikten öteye geçemediğini fark edip, levvâmeye döndü… Bazen de tevhid bilgisi ağır bastı, gene mülhimeye çıkardı!</p>
<p>Gençliğine geldi, “sözler canlıdır”, gerçeğini göremedi; dilinden, ağzından çıkanla kaderinin nasıl yönlendiğini, anlayamadı!</p>
<p>“<strong>Bende sevgi yoktur</strong>”, <strong>sözü pahalıya patladı</strong>; “aşk” ateşi yakmadığı için tüm varlığını; teklik hayâlinin dalgaları arasında, bir o yana bir bu yana geçti ömrü!. <strong>Takipçileri de “tevhidin dedikodusu”ndan daha öteye gidemediler elbette</strong>!</p>
<p>“Aşk” yaşanmadan; “aşk” uğruna tüm varlık feda edilmeden, “vahdet” yaşantısı kesinlikle açığa çıkmaz!.</p>
<p>TEVHİD BİLGİSİ, ASLA “VAHDETİ YAŞAMAK” DEĞİLDİR!<strong>&#8220;</strong><br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
<font color="#ffffff">&#8230;</font><br />
<strong><font size="5">D</font>eğerli Okurlar</strong>,<br />
İnanıyoruz ki, bu okuduklarımız biz dahil hepimizde gerekli tesiri yapmıştır. Ama isterdik ki, bir zamanlar &#8220;aynı konuda&#8221; sayfa-sayfa yazılar yazanlar da okusun bu yazılanları ve kendisine gelsin&#8230;</p>
<p>Ve yazılarını yazarlarken lütfen şunu akıllarından çıkarmasınlar:</p>
<p>Günlerini Allah&#8217;ı tanıma ve erme yolunda değil de birbirini çekiştirme yolunda tüketenler; İnsanın niye varolmuş olduklarının farkına varamayanlardır.</p>
<p>HOBİLERİN EN KÖTÜSÜ, ilmin dedikodularıyla avunup, onu yaşama geçirememektir!</p>
<p>HOBİLERİ DEDİKODU OLANLAR, &#8220;seyri&#8221; elde edememişler ya da elinden kaçırmış olanlardır.</p>
<p>Sevgilerimizle.</p>
<p align="right"><a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/">www.yorumsuzblog.net.tc </a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/695/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/695/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/695/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/695/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/695/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/695/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/695/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/695/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/695/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/695/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/695/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/695/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=695&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/15/%c2%bb-hobi-ya-da-dedikodu/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/gunun-yorumu-yb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">gunun-yorumu-yb.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» EZAN, ÜÇ AYLAR VE CUMA (2. Bölüm)</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/15/%c2%bb-ezan-uc-aylar-ve-cuma-2-bolum/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/15/%c2%bb-ezan-uc-aylar-ve-cuma-2-bolum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2007 21:06:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[A.İ]]></category>

		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/15/%c2%bb-ezan-uc-aylar-ve-cuma-2-bolum/</guid>
		<description><![CDATA[Receb ayının 26 yı 27 ye bağlayan gecesi Miraç gecesidir. Miraç iki kısımdır.
Birinci kısım: İsra denilen Mekke’den Mescidi Aksa’ya tayyi mekan yolu ile seyahat ve orada ruh boyutunda geçmiş tüm Nebi ve Rasuller ile görüşme ve Rasulullah’ın İMAM olarak onlara namaz kıldırması hadisesi.
İkinci kısım: Mescidi Aksa’dan göklere yükselme diye tarif edilen, ruh bedenle Güneş sisteminin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/ais.jpg" title="ais.jpg"><img src="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/ais.jpg" alt="ais.jpg" align="left" /></a>Receb ayının 26 yı 27 ye bağlayan gecesi Miraç gecesidir. Miraç iki kısımdır.</p>
<p>Birinci kısım: İsra denilen Mekke’den Mescidi Aksa’ya tayyi mekan yolu ile seyahat ve orada ruh boyutunda geçmiş tüm Nebi ve Rasuller ile görüşme ve Rasulullah’ın İMAM olarak onlara namaz kıldırması hadisesi.</p>
<p>İkinci kısım: Mescidi Aksa’dan göklere yükselme diye tarif edilen, ruh bedenle Güneş sisteminin yapılan gözlemler ve nihayet Miraç denilen zaman ve mekanın söz konusu olmadığı bir boyutta Rasulü Ekrem (s.a.v) Efendimizin Rabbi ile bizzat konuşması…<span id="more-691"></span></p>
<p>Mecazi bir şekilde “ET-TEHİYYATÜ” de dillendirilen ve beş vakit namazın farz kılındığı miraç olayı, zati boyutun hükmü olarak sınırsız sonsuz TEK bilincin sıfat aleminde kendinden kendine olan tenezzülden başka bir şey değildir.</p>
<p>“Ettehıyyatu lillahi vassalevatu vattayyibatu,”<br />
“Bütün tazimler dua ve talepler ile en temiz ibadetler ALLAH için olup, O’nun uluhiyyet hükmüncedir.”<br />
“ve-Selamu aleyke eyyuhennebiyyu ve rahmetullahi ve berakatuhu,”<br />
“Ey Nebi ! Selam, ALLAH’ın Rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun!”</p>
<p>Görüldüğü üzere “Et-tehiyyatü”; AYNI ve TEK varlığın zaman ve mekanın olmadığı bir boyutta kendi kendine olan sessiz ve işaretsiz konuşmasının beşeri manada ifadesidir&#8230; Daha açık bir deyimle zati boyuttaki hükmün insani manada dillendirilmesidir.</p>
<p>Sözkonusu dillendirişin sebebi, namazda “Et-tehiyyatü”yünün okunması ve İnsanın aslının Muhammedi hakikat boyutu olduğunu ve kendisinde de miraç yapacak kapasite bulunduğunu hatırlamasıdır.</p>
<p>Rasulullah’ın yaşadığı ve insanlık alemine müjde olarak dillendirdiği miraç, fıtratı müsait olan İNSAN tarafından yaşanası bir hadisedir.<br />
***<br />
es-Selamu aleyna ve a’la i’badillahissalihiyn.”<br />
Selam, bizim ve ALLAH’ın salih kullarının üzerine de olsun.”</p>
<p>Bu cümle ise melekut boyutundan bir ifade olup, “HU’nun “BİZ” hükmü ile kesrette vahdeti yaşama dileğini” vurgulamaktadır. Bizce dinin esası da bu dilek üzerine kurulmuştur. Çünkü dinde teklif ve teklif edilen vardır. Yani BİZ adı altında Hak’kın etki ve tepkisi söz konusudur.</p>
<p>Nitekim  “Eyyuhennebiyyu“ “Ey Nebi !” denmektedir.<br />
***<br />
Rasulün önerisine B sırrı ile iman ve Nübüvvet boyutu itibari ile teklif edilene mutlak teslimiyet sonrası kul Mümin, Salih adını alır ve ALLAH adı ile işaret edilenin Selam isminin zahire çıktığı mahal olur.</p>
<p>Ne var ki ALLAH’ın Selamına, yani özlerinden-bilinçlerinden gelen Selam ismine muhatap olanlar ancak ve ancak Adem soyundan gelen sait insanlardır. Selam ismi kuvvesi kesintisiz her bilince ulaşmasına rağmen fıtraten bu isme açık olmaları nedeni ile değerlendirebilenler bu kullardır. Beyin yapıları itibari ile insansıların bu konuda hiç şansı yoktur.</p>
<p>Örneklerde görüldüğü üzere sözkonusu hükümler zati boyuta işaret ettiğinden “Receb ayı zat boyutunun boyutumuzdaki sembolik bir ifadesidir.” diyebiliriz.<br />
*******</p>
<p>Gelelim <strong>ŞABAN</strong> ayına… Şaban ayının 14ünü 15ine bağlayan gece Beraat gecesidir.</p>
<p>Beraat gecesi hakkında iki hadisi şerif:</p>
<p>6364 - Hz. Ali radıyALLAHu anh anlatıyor: &#8220;Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:<br />
&#8220;Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman gecesinde namaz kılın, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü ALLAH Teala hazretleri o gün, güneşin batmasıyla, dünya semasına iner ve şöyle der: &#8220;Bana istiğfar eden yok mu mağfiret etsem! Benden rızık isteyen yok mu rızık versem, belaya maruz kalan yok mu afiyet versem&#8230; Şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu?&#8221; Bu hal fecrin sökmesine kadar devam eder.&#8221;<br />
6365 - Ebu Musa el-Es`ari radıyALLAHu anh anlatıyor: &#8220;Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: &#8220;ALLAH Teala hazretleri, Şa`ban ayının onbeşinci gecesi (kullarına rahmetle) nazar eder ve müşrikle, müşahin (kindar, bencil) hariç herkese mağfiret buyurur.&#8221;<br />
Beraat gecesinin bizce, Miraçla sıkı bir ilişkisi vardır. Eğer Miraçta yani zati boyutta “es-Selamu aleyna ve a’la i’badillahissalihiyn.” “Selam, bizim ve ALLAH’ın salih kullarının üzerine de olsun.” hükmü verilmemiş olsaydı, Beraattan da söz edilemezdi.</p>
<p>Bizce Mümin veya Salih kulun seyrini, ilerlemesini kolaylaştıran bir mekanizmadır Beraat.</p>
<p>Yukarıda “ALLAH’ın Selamına, yani özlerinden-bilinçlerinden gelen Selam ismine muhatap olanlar ancak ve ancak Mümin ve Salih kullardır.” demiştik.</p>
<p>Hadisi şerifteki “müşrikle, müşahin (kindar bencil) hariç” sözünün manası bu görüşümüzü teyit etmektedir. Yani müşrik ve müşahin herkesle beraber kendilerine ulaşan “Selam” ismi manasını fıtratlarında (proğramlarında) bu ismin manası çok zayıf olduğundan değerlendiremezler.</p>
<p>Bunun böyle olması sistem gereğidir. Esasen Mümin ve Salih kulların yollarında mesafe kat edebilmeleri, özlerinde bulunan esma kuvvelerini zahire çıkarabilmeleri için bu türden etkilere (imtihanlara) ihtiyaçları vardır. Sistemde her şey zıddı ile kaimdir.<br />
***<br />
Beraat Anının manasını sadece İnsan türü ile sınırlamak tabii ki çok yanlış ve yetersiz olur. Beraatı evrensel boyutta düşünmek ve kabul etmek gerekmektedir bizce…<br />
*******</p>
<p>Gelelim RAMAZAN ayına…</p>
<p>Ramazan ayı Kuran’ın nazil olduğu, oruç yani arınma ayıdır. Gelin orucun ne yönü ile arınma olduğu konusunu Üstad Ahmed Hulûsi’nin “Temel Esaslar” isimli kitabından hep birlikte okuyalım:</p>
<p>……………. Bu orucun &#8220;avam&#8221;a hitap eden yönü&#8230;<br />
Bunun ötesinde bir de &#8220;havas&#8221;ın orucu var.</p>
<p>&#8220;Havas&#8221;ın orucu ise, varlıkta mutlak tasarruf sahibi olan Hak`kı farketmek ve kavramak suretiyle; &#8220;ALLAH&#8221; dışında bir varlık, &#8220;ALLAH&#8221;ın tasarrufu dışında tasarruf görmekten &#8220;imsak&#8221;tır.</p>
<p>O “Oruc”lu kişi, senden bir fiil gördüğünde bu fiili senden bilirse, onun orucu bozulmuştur!. Ama bu havas için geçerli, bizim için değil. Bizimle alâkası yok bu olayın. Ebrâr denilen ve Havas durumunda olan ALLAH`a ermeyi dileyen, nefsi mülhime, nefsi mutmainne durumunda olanlarla ilgili bir olay..</p>
<p>Ne zamanki sen herhangi bir fiilden, herhangi bir davranıştan dolayı o fiili meydana getiren o varlığı hor görürsen; eksik, kusurlu, hatalı görürsen, ona hor gözle bakarsan; sen eğer havas isen işte o anda senin orucun sakatlanmıştır!. Veya düşünceye, fikre göre orucun bozulmuştur&#8230; Kazası gerekir!.</p>
<p>Saydıklarımıza ilaveten, &#8220;havâs&#8221; durumunda olan kişinin orucunda, kimden ne fiil görürse görsün, &#8220;bu fiilin fâili Hak`tır!. Hak`kın her fiili yerli yerindedir. Bir hikmete dayalı olarak meydana gelmektedir&#8221; görüşü sürecek; kızmayı, üzülmeyi ve sinirlenmeyi yaşamayacaktır!.</p>
<p>Kızıp, üzülüyorsa, sinirleniyorsa, bir takım oluşları yersiz görüyorsa o kişi orucunu kaza etmek zorundadır!. Elbette bizler için söylemiyorum bunu, havâs düzeyindekiler için söylüyorum. Havâsın orucunda bu böyledir. Falanca, filanca böyle yaptı demek yok!. Her an müşahede halinde değilsen ebrâr sınıfından olarak, bu böyle!.<br />
&#8220;Fâili hakiki ALLAH`tır. ALLAH dilediğini yapandır. Yaptığından sual olmaz!&#8221; müşahedesi &#8220;havâs&#8221;ın orucunda esastır!. Bu müşahedeyi kaybettiği anda bulunduğu mertebenin orucunu bozmuş olur!<br />
&#8220;Has-ül havas&#8221; orucuna gelince ise&#8230;<br />
Beşerî değerlendirmelerden “oruc”tur!.  Mahlûku görmeden “oruc”dur!.  &#8220;Samediyyet&#8221; sıfatının “oruclu’’da açığa çıkışıdır!.<br />
Bunu ancak yaşayan bilir!.  Açıklanması, kavrayamayacaklar arasında sorun oluşturur..<br />
***<br />
Ramazan ayı içinde mübarek gecelerden bir gece olan Kadir gecesi (AN’ı) vardır. Kadir öyle bir AN’dır ki, onu yaşayan için o an, bin aydan daha hayırlıdır.</p>
<p>Hasan Güler Kuran’ı Kerim mealinden KADİR SURESİ</p>
<p>BismillahirRahmanirRahıym.</p>
<p>1-) Muhakkak ki biz O’nu (ilahi hüviyeti; OKUnanı, Kur’an’ı), (Onu izhara müsayit) Kadr Gecesi’nde (Muhammed isminin müsemması olan yapıda) inzal ettik.<br />
2-) Kadr Gecesi’ni(n kadrini, şerefini, haşmetini) sana bildiren nedir?.<br />
3-) Kadr Gecesi, bin ay’dan daha hayırlıdır!.<br />
4-) (Ve dahi) Melaike ve Ruh Onun (O Gece’nin) içinde tenezzül eder (indikçe iner), Rablerinin izni ile (Bi-izni Rabbihim), herbir Emr’den (her iş için);<br />
5-) Selam’dır O (Yakiyn’e ermek, selamet var), Fecr’in doğmasına kadar (Hakikatın zuhuru ile bilincin gördüğünü tanıması, farketmesi).</p>
<p>Biz burada yukarıdaki ayetlerin açıklamasına girmeyeceğiz. Arzu edenler Kadir ve Miraç olayının detaylı yorumunu ve Üstad Ahmed Hulûsi’nin “Tekin Seyri” kitabından okuyabilirler.</p>
<p>Üstad Ahmed Hulûsi’nin “Dua ve Zikir” isimli kitabından Kadir gecesinin sadece Ramazan ayına mahsus olmadığını okuyoruz. Kitapta aynen şöyle deniyor.</p>
<p>Kadir gecesini özellikle şu gecelerde arayınız:<br />
İçine girdiğiniz Ramazan Ayı eğer… Pazar günü başlamışsa, 28’ini 29’e bağlayan gece;<br />
Pazartesi günü başlamışsa, 20’sini 21’e bağlayan gece;<br />
Salı günü başlamışsa, 26’yı 27’ye bağlayan gece;<br />
Çarşamba günü başlamışsa, 18’i 19’a bağlayan gece;<br />
Perşembe günü başlamışsa, 24’ü 25’e bağlayan gece;<br />
Cuma günü başlamışsa, 16’yı 17’ye bağlayan gece;<br />
Cumartesi günü başlamışsa, 22’yi 23’e bağlayan gece; İmam’ı Şâranî’ye göre Kadir gecesi’dir…<br />
Biz de aynı kanâati taşıyoruz.<br />
Ramazan`ın 20`sinden sonraki tek geceler.<br />
Muharrem`in 10. gecesi.<br />
Receb`in girdiği gece.<br />
Receb`in 15. gecesi.<br />
Mi`râc gecesi..<br />
Şaban ayının 15. gecesi.<br />
Arefe geceleri..<br />
Ramazan ve Hac Bayramları geceleri<br />
Cuma günü hutbe saati ile ikindi arası<br />
Receb`in 27. günü.<br />
Şaban`ın 15. günü.<br />
Ramazan günleri<br />
Arefe günleri<br />
Muharrem`in 10. Günü<br />
Zilhicce`nin 10. günü</p>
<p>Yani Kadir Anı bir defaya mahsus bir oluşum değildir. Nitekim yukarıda okumuş olduğumuz Beraat gecesi ile hadisi şerifte “Kadir” ismi verilemeksizin Kadir Anı şöyle anlatılıyordu:</p>
<p>6364 - Hz. Ali radıyALLAHu anh anlatıyor: &#8220;Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:<br />
&#8220;Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman gecesinde namaz kılın, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü ALLAH Teala hazretleri o gün, güneşin batmasıyla, dünya semasına iner ve şöyle der: &#8220;Bana istiğfar eden yok mu mağfiret etsem! Benden rızık isteyen yok mu rızık versem, belaya maruz kalan yok mu afiyet versem&#8230; Şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu?&#8221; Bu hal fecrin sökmesine kadar devam eder.&#8221;<br />
***</p>
<p>Belki şu kısa açıklamayı yapmadan konuyu kapatmasak iyi ederiz.</p>
<p>Bilinmesi gereken o ki, insan et kemik beden değildir. İnsan ruh bedenle ölüm ötesi boyutta sonsuz bir yaşam sürse de, insan aslı itibari ile ruh beden de değildir.</p>
<p>Peki nedir insan?</p>
<p>İnsan; Nokta ilmini haiz, hem HEP, hem HİÇ; hakikati itibari sınırsız sonsuz Esma mertebesi sahibi ve onun projeksiyonu olan Kozmik Bilinç, namı diğer Ruhu Azam’dır.</p>
<p>Eğer insan fıtratı müsait olur da Risalet önerisi olan bu hakikate iman eder ve Nübüvvet bildirimi ile açıklanan yaptırımlara mutlak anlamda teslim olursa, bilincinde ALLAH adı ile işaret edilen mana (B sırrı) açığa çıkar ve gerçek manada İNSAN’lığını yaşar.</p>
<p>“ALLAH sisteminde asla değişiklik olmaz” konusunu işlerken yukarıda yazdığımız gibi, Kadir AN’ını sadece belirli gecelerde değil, her AN yaşamak olanağına sahiptir insan.</p>
<p>Bunun için insanın özü itibari ile Esma mertebesi sahibi olduğunu bilmesi, bu gerçeği özümsemesi ve de Alak Suresinde belirtildiği üzere, sayılan tüm özelliklerin hakikati Muhammedi boyutundan genetiksel bir biçimde kendisine ulaşmış olduğuna iman etmesi gerekir. Ancak bundan sonradır ki, kılınan namaz ikana dönüşür. İkan sonucu Miraç yaşanır. Bunun için de FATİHA’nın manasının OKU’nması gereklidir.</p>
<p>Hasan Güler Kuranı Kerim mealinden ALAK SURESİ</p>
<p>BismillahirRahmanirRahıym.</p>
<p>1-) Yaratan (seni izhar eden; sen yoksun, O kaim) Rabbinin ismi (hakikatın olan zati kuvveler) ile (B sırrınca) OKU!.<br />
2-) (O,) insan’ı Alak’ (kan pıhtısı; yaş, yapışkan yani hayatiyeti ve manyetizması olan kan; genetik)dan yarattı.<br />
3-) Oku!.. Ekrem Rabbin olarak!.<br />
4-) O (Rabbin) ki, (O Rabbani özellikleri ve o genetiği) (Bi-)Kalem(?) ile ta’lim etti.<br />
5-) (Yani) insan’a bilmediğini ta’lim etti.</p>
<p>Ayette görüldüğü gibi OKU’manın “B” sırrı kapsamında olması isteniyor. Bir kişiye “Oku” dense, doğal olarak “Neyi okuyayım?” der. Halbuki Allah Rasulü Hira dağında Cebrail a.s kendisine OKU dediğinde, neyi okuyayım, diye sormadı. Çünkü O okunacak şeyi biliyordu. Ancak henüz OKU’mamıştı.</p>
<p>Özündeki Cebrailiyet boyutu O’nu üç kez sıktı. Yani üç kez peşpeşe KADİR AN’ı yaşandı. Düşüncemize göre doğuştan HANİF (ötede bir Tanrı olmadığı) bilincine sahip o muhteşem beyinde ilk sıkma ile Mutmainne, ikinci sıkma ile Raziye, üçüncü sıkma ile Mardiye ve Safiye bilinç boyutu açıldı.</p>
<p>Ve bunların tümü bir AN’da oldu bitti. Zati boyutta hükmedilen, olmuş bitmiş durumundaki “ALLAH önce nurumu halk etti.” manası yani ALLAH adı ile işaret edilenin nuru, Ahadiyet boyutunu da içerir şekilde zahirde et kemik bir suret olarak ortaya çıktı.</p>
<p>Bu sebeple O Kainat yaratıldıktan beri olmuş, olacak her şeyi OKU’du ve insanlık alemini ilgilendiren bilgileri KURAN adı altında insanlığa sundu. Bu sebeple O Hatemin Nebi oldu.</p>
<p>Allah Rasulü Kuran’ı bir defada OKU’du. Evet Kuran bizlere her ne kadar 23 yılda açıklanmış ise de, O Kuran’ı yani Sünnetullah&#8217;ı bir defada OKUdu.</p>
<p>Nübüvvet Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizle son bulmuştur, fakat Risaletin son bulduğuna dair hiçbir delil yoktur. Hatta Allah Rasulü “O (Rabbin) ki, (O Rabbani özellikleri ve o genetiği) (Bi-)Kalem(?) ile ta’lim etti.” ayeti ile kendisinde bulunan Risalet nurlarının genetik yoldan insanlığa intikal ettiğini bizlere müjdelemiştir.</p>
<p>Ne mutlu Rasulullah’ın bildirdiklerine iman edene ve onları yaşamda uygulayabilene…</p>
<p><font color="#999999">(Bitti)</font></p>
<p align="right"><strong>A.İ</strong><br />
<a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc">www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/691/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/691/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/691/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/691/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/691/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=691&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/15/%c2%bb-ezan-uc-aylar-ve-cuma-2-bolum/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/ais.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ais.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» Bir Veda..</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/14/%c2%bb-bir-veda/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/14/%c2%bb-bir-veda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Aug 2007 21:06:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yorumsuz Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/14/%c2%bb-bir-veda/</guid>
		<description><![CDATA[Kişisel bazı nedenlerden ötürü, yazı hayatıma bir süre ara vermek istiyorum.
İleride belki yeni çalışmalarla tekrar huzurlarınızda olurum&#8230;
Bu kararım tamamen kişiseldir, site editörümüz ve okurlarımızla hiç bir alakası yoktur.
Fikir ve kültür hayatımızda önemli bir yer tutan Yorumsuz Blog ekibine ve okurlarımıza bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum.
Saygılarımla.
 Mehmet DOĞRAMACI
www.yorumsuzblog.net.tc 
       ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kişisel bazı nedenlerden ötürü, yazı hayatıma bir süre ara vermek istiyorum.<br />
İleride belki yeni çalışmalarla tekrar huzurlarınızda olurum&#8230;<br />
Bu kararım tamamen kişiseldir, site editörümüz ve okurlarımızla hiç bir alakası yoktur.<span id="more-688"></span></p>
<p>Fikir ve kültür hayatımızda önemli bir yer tutan Yorumsuz Blog ekibine ve okurlarımıza bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum.<br />
Saygılarımla.</p>
<p align="right"><strong> Mehmet DOĞRAMACI</strong><br />
<a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc/">www.yorumsuzblog.net.tc </a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/688/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/688/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/688/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/688/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/688/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/688/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/688/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/688/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/688/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/688/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/688/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/688/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=688&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/14/%c2%bb-bir-veda/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» Dua ve Niyazım</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/14/%c2%bb-dua-ve-niyazim/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/14/%c2%bb-dua-ve-niyazim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Aug 2007 21:05:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Enerjini yenile]]></category>

		<category><![CDATA[Nazım Akpınar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/14/%c2%bb-dua-ve-niyazim/</guid>
		<description><![CDATA[Hamd,  Alemlerin Rabbi  Allah’a mahsustur. Salat ve Selam, alemlere rahmet olarak irsal olan Hazreti  Muhammed’e ve Ashabına olsun.
&#8230;
Allahım! Gizli ve aşikâr sayısız  isimlerini şefaatçi arz ederek sana yalvarıyorum. Bizlere Rahman ve Rahim  isimlerinle merhamet eyle.  Her şeye şâmil olan ve has kullarında da hususi  olarak açığa çıkardığın rahmet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/05/nazimakpinar.jpg" alt="nazimakpinar.jpg" align="left" />Hamd,  Alemlerin Rabbi  Allah’a mahsustur. Salat ve Selam, alemlere rahmet olarak irsal olan Hazreti  Muhammed’e ve Ashabına olsun.<br />
<font color="#ffffff">&#8230;</font><br />
Allahım! Gizli ve aşikâr sayısız  isimlerini şefaatçi arz ederek sana yalvarıyorum. Bizlere <span style="color:red;">Rahman</span> ve <span style="color:red;">Rahim</span>  isimlerinle merhamet eyle.  Her şeye şâmil olan ve has kullarında da hususi  olarak açığa çıkardığın rahmet esintilerini her daim üzerimizde hissettir.<span id="more-689"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Kuddus </span>ismi tecellinle kutsiyet kesp edebilmeyi,  zahiri batini kirlerden  arınarak safileşebilmeyi nasip eyle.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Selam</span>  ismi tecellinle bizleri selamet sahiline çıkar ve bizlerde yakin halini hâsıl  et.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Mümin</span>  ismi tecellinle iman nurumuzun ziyasını ziyadeleştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Nur</span>  ismi tecellinle idrakimizi güçlendir. Geçmiş ve geleceğimizi nurunla  aydınlatarak ufkumuzu genişlet ve ruhumuzu sürekli rızıklandır.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Rezzak</span>  ismi tecellinle rızkımıza bereket ihsan eyle. <span style="color:red;">Aziz</span>  ismi tecellinle bizi aziz kıl ve bizlere izzet bahşet.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Fettah</span>  ismi tecellinle Fethi Mübin’e vasıl eyle. Nurunun fethiyle kalbimizdeki  tıkanıklığı açarak feyzinin gönlümüze akmasını lutfeyle. Berzah ehliyle yoldaş  ve arkadaş eyle.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Alim</span> ismi tecellinle bizlere zatının indinden ledün ilmini ihsan  eyle. Cehalet karanlığından ilim nuruna ulaştır ve böylece her gizli sırrı  bizlere aşikar eyle.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Latif</span>  ismi tecellinle bizlere lütuf ve ihsanda bulunarak <span style="color:red;">Kerim</span>  ismi tecellinle de ikramlara mazhar et.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Vehhab</span>  ismi tecellinle kurbiyet ve ferdiyete ulaştırdığın seçkin kullarına hediye ve  hibe eylediğin keşiflere, fetihlere, müşahedelere, kerametlere inayetlere, ihsanlara, irfanlara ve ikramlara bizleri de mazhar eyle. Onların halleriyle  hallenmeyi, sırlarıyla sırlanmayı nasibeyle.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Kadir</span>  simi tecellinle muktedir eyle. Güç ve iktidar sahibi olmayı diliyoruz.  Nihayetsiz aczimizle nihayetsiz kudretine dayanıyor ve her an ondan güç  alıyoruz. Bu idraki bizde sürekli muhafaza eyle. Kudret sıfatınla bizleri güçlü  kıl.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Metin</span>  ismi tecellinle metanet, <span style="color:red;">Kavi</span> ismi tecellinle  kuvvet ihsan eyle.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Hafiz</span>  ismi tecellinle hıfz ve himayene sığınıyoruz. Bizleri korkularımızdan emin eyle.  Bütün öze ermiş hakikat ehlini her türlü tefrikadan muhafaza eyle.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Şehid</span>  ismi tecellinle müşahedene erdir ve <span style="color:red;">Karib</span> ismi  tecellinle kurbiyet ihsan eyle.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:red;">Semi</span>  ve <span style="color:red;">Basir</span> isimlerinle basiretimizi keskinleştir ve  algı gücümüzü kuvvetlendir. <font color="#ff0000">Vedud</font> ismi tecellinle  aşk ve şevkini kalplerimize nakşeyle. Bizleri cennet ve cemalinle müşerref eyle.  Rızana vasıl olmayı diliyoruz lutfeyle.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Bütün bu ihsan ve ikramlar, <span style="color:red;">Muhsin</span> ismi tecellinle açığa çıksın. Şüphesiz ki  sen karşılıksız ihsan ve ikramda bulunansın.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Amin, amin, amin <strong>B</strong>i hürmeti  Ta-Ha ve Ya-Sin veselamun alel mürselin velhamdülillahi Rabbil Alemin.</p>
<p align="right"> <strong>Nazım Akpınar</strong><br />
<a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc">www.yorumsuzblog.net.tc</a><br />
<a href="mailto:ahad103@hotmail.com">ahad103@hotmail.com</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/689/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/689/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/689/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/689/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/689/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/689/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/689/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/689/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/689/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/689/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/689/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/689/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=689&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/14/%c2%bb-dua-ve-niyazim/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/05/nazimakpinar.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">nazimakpinar.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» EZAN, ÜÇ AYLAR VE CUMA (1. Bölüm)</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/13/ezan-uc-aylar-ve-cuma-1/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/13/ezan-uc-aylar-ve-cuma-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Aug 2007 21:05:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[A.İ]]></category>

		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/13/ezan-uc-aylar-ve-cuma-1/</guid>
		<description><![CDATA[Ezan, dört kez “ALLAHU Ekber” sözü ile başlar. Sözkonusu dört tekrar zat,  sıfat,  melekut = efal alemine atıf olarak yorumlanırsa; algılanan veya algılanamayan mikro-makro tüm boyutlarda “HU ismi ile işaret edilen ALLAH, Ekberiyet’i nedeni ile sayısız Noktalarda (Evrenlerde) var olan tüm varlıkları o varlıklar olarak kapsar ve onlarla kayıtlanmaktan beridir. Yani yalnızca ALLAH [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/ais.jpg" title="ais.jpg"><img src="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/ais.jpg" alt="ais.jpg" align="left" /></a><strong><font size="5">E</font>zan</strong>, dört kez “ALLAHU Ekber” sözü ile başlar. Sözkonusu dört tekrar zat,  sıfat,  melekut = efal alemine atıf olarak yorumlanırsa; algılanan veya algılanamayan mikro-makro tüm boyutlarda “HU ismi ile işaret edilen ALLAH, Ekberiyet’i nedeni ile sayısız Noktalarda (Evrenlerde) var olan tüm varlıkları o varlıklar olarak kapsar ve onlarla kayıtlanmaktan beridir. Yani yalnızca ALLAH vardır ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktur.” hükmünün hakim olduğu görülür. Gören ise kendisidir.<span id="more-682"></span></p>
<p>Bu sebeple de ezan melekut ve sıfat boyutuna atfen iki kez “ALLAHu Ekber” dendikten sonra, varlığı da kapsar şekilde “La ilahe illALLAH” “Tanrılık mefhumu yoktur, sadece ALLAH” cümlesi ile sona erer.<br />
***<br />
Ezanın sonunda dört kez yerine iki kez “ALLAHu Ekber” denmesinin nedeni bizce, HU’nun yani mutlak Zatın sıfat boyutu itibari ile kendi kendini seyridir. Zat boyutunda varlıktan ve seyirden söz edilemez. Melekut=efal alemindeki varlıkların varlığı ise izafidir. Sıfat boyutunda seyredilen manaların suretlenmiş halinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Yani esasında suretsiz ve suretli olarak sonsuz manalarını seyreden TEK’ten başka bir şey yoktur. Suretsiz seyir sıfat ve esma boyutunda yaşanırken, suretli seyir melekut ve birime göre kesret aleminde gerçekleşmektedir, kesintisiz olarak…</p>
<p>Ezanın taşıdığı mananın insan için anlamı bizce; ne kendinde ve ne de karşında varlık görmemek, özündeki TEK’te eriyip HİÇ olmaktır. <strong>Hangi boyuttan olursa olsun tüm tefekkür ve sonucu olarak yapılacak yorumlarda  “tüm boyutlarda var olanın sadece ALLAH adı ile işaret edilen olduğu”  asla unutulmamalıdır.</strong></p>
<p><strong>Varlığın (birimin) içinde bulunduğu boyuta göre, HU’nun o boyutta zahire çıkarmayı dilediği bir mana olarak varlığı söz konusu olsa bile, ALLAH adı ile işaret edilene göre yokluğu, bir varsayım, bir hayal olduğu bir an bile akıldan çıkarılmaması gereken çok önemli bir noktadır.</strong><br />
***</p>
<p>Varlık, yokluğu sebebi ile her an dönüşüm içindedir. “HU, her an yeni bir şandadır” cümlesinin açınımı olarak bir an var, bir an yoktur. Şeyin ömrü, HU’nun şeyin taşıdığı manaya nazar ettiği süreç kadardır.</p>
<p>Fatihada geçen “iyyake na’büdü ve iyyake nestaiyn” “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” ayetinde; birimin var oluş amacına göre fiiller ortaya koyarak kulluğunu yaparken, varlığını sürdürebilmek için Hak’kın nazarına ihtiyacı olduğu hususu vurgulanmaktadır.</p>
<p>Tüm bu hakikatleri bize hatırlatan bu muhteşem ezan, her gün beş kez okunmaktadır… Tabii duyana…<br />
* * *</p>
<p><strong><font size="5">Ü</font>ç aylar</strong> olarak tanımlanan Receb, Şaban, Ramazan ayları da bize göre Zat, sıfat ve melekut = efal boyutlarının zahirine sembol mahiyetindedir. Bu nedenle yazımızın başlığına “Ezan, üç aylar ve Cuma” demeyi uygun gördük. Bu kanıya varmamızın sebebi üç aylar içinde yaşanan özel geceler nedeni iledir.</p>
<p>Örneğin RECEP ayının ilk Cuma gecesi yani Perşembeyi Cumaya bağlayan gece, Regaip gecesidir.</p>
<p>Regaib gecesi hakkında iki rivayet vardır.</p>
<p>Birincisi: Resulü Ekrem (s.a.v) Efendimizin bu gecede ana rahmine intikal etmiş olmasıdır.<br />
İkincisi: Bu gecede Allah Rasulüne has tecelliler ve manevi ihsanlar hasıl olmuş, bunun şükür ifadesi olarak Efendimiz oniki rekat namaz kılmışlardır.</p>
<p>Allah Rasulüne has tecelliler ve manevi ihsanları ele alırsak: Rasulullah’a has tecelliler bir geceye mahsus değildir. O her an Rabbi ile beraberdi. Dolayısı ile dışarıdan fark edilmese de O her an O’na özel tecelliler ile hemhal idi.</p>
<p>Efendimizin o gecede ana rahmine intikali ifadesi ise bizce daha önemlidir ve mecaz olarak bir hakikate işaret etmektedir. Söz konusu hakikati Cuma ilgili olan şu hadisi şerifte görmekteyiz:</p>
<p>ALLAH, türbe’yi (toprağı, yeri, mezar’ı) Cumartesi günü, onda dağları Pazar günü, şecereyi (ağaç cinsini) Pazartesi, sevilmeyen şeyleri Salı günü, Nuru Çarşamba günü halk etmiştir&#8230; Ve orada hayvanları Perşembe günü yaymış (yaratmış), Adem’i Cuma günü ikindiden sonra, yaratılanların en ahiri olarak, ikindi ile gece arasında, Cuma saatlerinden son saatte halk etmiştir&#8230; (müslim)</p>
<p>Bizce, yukarıda geçen gün isimleri ALLAH indindeki ilmi süreçlere, o günlerde halk edildiği ifade edilen şey isimleri ise,  o şeylerin esma manası olarak ayanı sabitelerine yani var oluş amaçlarına işaret etmektedir.</p>
<p>Tabii ki hadiste sözü edilen batıni mana yani sıralama zahir için de geçerlidir. Nitekim bilimsel veriler dünyanın var oluş sürüvenini; bulutsuların manyetik bir merkez tarafından çekilmesi sonucu dünyanın proto tipinin oluştuğu, bunun milyonlarca yıl içinde gitgide büyüdüğü, zamanla dış kabuğunun sertleştiği, merkezdeki lavların yeryüzüne çıkarak dağları meydana getirdiği, atmosferin ve iklim şartlarının oluşması ile bitkilerin ve hayvan türlerinin yaşama katıldığı şeklinde söylemektedir.</p>
<p>Hayvan cinsinden maymun, maymun cinsinin meleki etkilerle mutasyonu sonucu maymundan ayrı bir tür olarak insansının meydana geldiği artık bilinmektedir. İnsansının meleki yoldan mutasyonu ile de fiziki manada yer yüzünde ilk İNSAN yani ADEM meydana gelmiştir.</p>
<p>Bugün insan adını verdiklerimiz, Adem soyundan gelen (sait) ve insansı soyundan gelen (şaki) türü suretlerdir. Bir de bunların birbiri ile evlenmeleri sonucu insan tarafı veya insansı tarafı ağır basan sayısız kombinasyonlar oluşmuştur.<br />
* * *</p>
<p>Mikro makro her boyutta birimlerin var oluş amaçları (ayanı sabiteleri) doğrultusunda zahir olmaları kesreti alemini, yani bize göre yaşamı oluşturmaktadır.</p>
<p>Yaşam, Hak’kın birim adı altında dilediği manaları ortaya koymasının adıdır. Başka bir tabirle yaşam; Hak’kın tüm boyutlarda zahire çıkardığı manaların, Hak tarafından, ortaya konduğu boyutun varlıkları olarak algılanır olmasından başka bir şey değildir.<br />
* * *</p>
<p><font color="#000000">Cumartesi, Pazar, Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma diye anlatılan tüm safhalar, zati boyutta AN içre geçen oluşumlardır. Zati boyut zaman ve mekandan münezzeh olduğundan söz konusu süreçler ancak “AN” veya “Dehr” deyimi ile ifade edilebilir. Binanaleyh CUMA kelimesi de bu manada “AN”a karşılık gelmektedir.</font><br />
* * *</p>
<p>Bizce hadisi şerifte geçen “Adem” sözü İnsanı Kamil Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin hakikatine atfen söylenmektedir. Zira Efendimiz “Adem su ile toprak arasında iken, ben Rasuldüm.” buyurmuşlardır. “ALLAH önce nurumu halk etti. Nurumdan da alemi halk etti” hadisi de aynı manadadır. Bunun açıklaması, “Her şeyin, tüm varlığın hakikati Muhammedi boyuttur” demektir.</p>
<p>Buna göre hadiste geçen “türbe’yi (toprağı, yeri, mezar’ı)” sözü gerçekte, Dünyayı da kapsayan tasavvufta NOKTA tabir edilen, içinde yaşadığımız EVREN boyutuna işaret etmektedir. Çünkü aslı esma mertebesi olan Evren yani Nokta, hakikati Muhammedi başka bir tabirle Kozmik Bilinç veya Ruhu Azam denilen bir yapının eseridir.<br />
* * *</p>
<p>“ALLAH Adem’i Cuma günü ikindiden sonra, yaratılanların en ahiri olarak, ikindi ile gece arasında, Cuma saatlerinden son saatte halketmiştir&#8230;” cümlesini Efendimizin hakikatine işaret eder şekilde açarsak; “ALLAH indindeki sayısız AN’lardan bir AN’da manalarını İNSAN (İnsanı Kamil = Ruhu Azam = Kozmik Bilinç = Nokta = Evren) suretinde olarak ortaya koymaya hükmetmiştir.” şeklinde yorumlamak mümkündür ki, bu da Evrenimiz dışında Kainatta sayısız AN’larda meydana gelen sayısız Evrenlerin varlığına işaret eder.</p>
<p>Bu durum ilk defa Üstad Ahmed Hulûsi tarafından “K” misali ile açıklanmıştır. Anladığımız kadarı ile; Kainatın aslı olan boyut sınırsız sonsuz şuursal bir platform olarak tasvir edilirken, sözkonusu şuursal platformun üzerindeki sayısız Noktalardan projekte olan ağzı sonsuzluğa açılan sayısız Konilerden (Evrenlerden) söz edilmektedir. Bu Evrenlerden biri de bizim Evrenimizdir.</p>
<p>Ayrıca her Koni (Evren) içindeki sayısız Noktalardan projekte olan sayısız Koniler (galaksiler) söz konusudur. Her bir insan dahi Koni içindeki Konide kendi Noktasından projekte olan bir Konidir.</p>
<p>“Noktadan meydana gelen Koni” deyimi ile bizce; mikro makro her oluşun ilmi ilahide sıfırdan yani yokken var kabul edilmek sureti ile halk edildiğine işaret edilmektedir. Ayrıca mikro makro her birimin, bir diğer birimin kapsam alanı içinde olduğu vurgulanmaktadır. Güneş sistemi ve onu kapsayan Samanyolu, Samanyolu ve sayısız galaksileri kapsayan Evren misalinde olduğu gibi.  Mecaz da olsa, böyle komplike bir hakikat ancak bu derece çarpıcı olarak dile getirilebilirdi ancak…<br />
* * *</p>
<p>“Yaratılanların en ahiri olarak” cümlesini, &#8220;İNSAN üzerinden, kendisinin anılır bir şey olmadığı, DEHR (AN) içre bir zaman geçmedi mi?&#8221; (İnsan Suresi 1. Ayet) doğrultusunda ele alırsak, önce alemlerin (Noktanın=Evrenin), sonra da Noktayı değerlendirmek üzere İnsanın halk edildiğini anlarız.<br />
&#8220;Ben gizli bir hazine idim; bilinmekliğimi istedim, âlemi (Esma mertebesini=Noktayı=Evreni) meydana getirdim. Bilmekliğimi istedim, Adem`i (İnsanı Kamil’i) meydana getirdim.&#8221; Hadisi şerifi de Adem’in bilmek ve değerlendirmek üzere halk edildiğine işaret etmektedir.</p>
<p>Çünkü değerlendiremeyen, düşünme, tefekkür yetisinden yoksun  bir şeyin varlığından söz edilemez. Bu manada bir bilim adamı “Düşünüyorum, o halde varım” demiştir.</p>
<p>Şu da bilinmelidir ki, varlığın TEKliği nedeni ile Adem suretinde değerlendiren de, alemler olarak değerlendirilen de aynı ve TEK varlıktır. TEK varlığın kendini seyri söz konusudur, insan kendisini Tek’ten ayrı görüp kendisinin birşeyleri değerlendirdiğini zannetse de…</p>
<p>Ayrıca “Yaratılanların en ahiri” sözü İNSAN’ın kemalatına yani beyin yapısı itibari ile tüm Kainatı kavrayacak kapasitede olduğuna işaret eder.<br />
* * *</p>
<p>&#8220;İNSAN üzerinden, kendisinin anılır bir şey olmadığı, DEHR (AN) içre bir zaman geçmedi mi?” ayetini, “İnsan bir zaman yoktu da şimdi anılır bir şey oldu.” gibi anlamak fevkalade yanlıştır.</p>
<p>Çünkü insan dahil hiçbir şeyin gerçekte varlığı yoktur. Doğal olarak insanı da kapsar şekilde Tek Vücut olarak sayısız evrenlerden (noktalardan), evren içre evrenlerden meydana gelmiş Kainat dahi ALLAH indinde bir HİÇ mesabesindedir. Çünkü ALLAH Ekber’dir ve alemlerden ganidir.</p>
<p>Fiziki bakımdan insanın yeri değil Kainat, değil Evren, değil Galaksi, değil Güneş sistemi, Dünya ile bile kıyaslandığında, koskoca bir hiçtir.. Bu hususun, her şeyin kendisi için halk edildiğini sananlar tarafından iyi bilinmesi gerekir. HİÇ mesabesindeki insan (B sırrı ile yaşıyorsa) aynı zamanda HEP’tir. Bu hususa da yolu Teklik yolu olanların iman etmesi kendi faydalarına olur..<br />
* * *</p>
<p>Cuma ile ilgili iki hadisi şerif daha:</p>
<p>Üzerine Güneş’in doğduğu en hayırlı gün Cum’a Günü’dür&#8230; Onda (o günün içinde) Adem yaratıldı, onda cennete dahil edildi, onda oradan çıkarıldı&#8230; O Saat ta ancak Cum’a Gününde kıyam eder (kıyamet o gün kopacak).</p>
<p>Cum’a Günü, günlerin seyyidi ve ALLAH indinde en azametlisidir&#8230; ALLAH indinde yevm’ül fıtr (Ramazan Bayramı) ve yevm’ül udhıyye’den (Hac kurban bayramı) daha aziymdir&#8230; Onda beş haslet vardır: ALLAH Adem’i onda yaratmıştır, onu Arz’a onda indirmiştir ve onda Ademi vefat ettirmiştir&#8230; Onda bir saat vardır ki kul onda bir şey isterse- haram bir şey istememişse- mutlaka ALLAH onu verir&#8230; Onda O Saat kıyam eder (Hz. Mehdi zuhur eder ve kıyamet kopar).<br />
* * *</p>
<p>“ALLAH Adem’i onda (Cuma’da=An’da) yaratmıştır, onu Arz’a onda (Cuma’da=An’da) indirmiştir ve onda (Cuma’da=An’da) Adem’i vefat ettirmiştir.” buyrulmaktadır.</p>
<p>Görüldüğü üzere ilim boyutunda her şey olmuş ve bitmiş hükmündedir. Yaşananlar, ilim boyutunda yaşanmışın bu boyutta suretlenmiş halinden başka bir şey değildir. Birimlerin her şeyi sanki bizatihi yapıyor gibi algılamaları, TEK’in manalarını şeyin suretinde ve ortamında zahire çıkartmayı dilemiş olmasındandır.<br />
* * *</p>
<p>“Onda bir saat vardır ki kul onda bir şey isterse- haram bir şey istememişse- mutlaka ALLAH onu verir&#8230;” cümlesini zahiri manada yorumlamak gerekirse; bize göre o saat, ilk hadiste ve aşağıdaki üçüncü hadisi şerifte işaret edildiği üzere; “ikindi ile gece arasında, Cuma saatlerinden son saattir”.</p>
<p>Muhakkak ki Cum’a Günü, Arafa Günü gibidir&#8230; Onda bir saat vardır ki onda rahmet kapıları açılır&#8230; Denildi: “Hangi saat?”&#8230; “(Cum’a Günündeki) Salat’a nida olunduğunda” buyurdu&#8230; (Bazı sahabe rivayetlerinde ise o saat, Cum’a günü ikindiden sonra, gündüzün son saatinde olduğu haber verilir&#8230;)</p>
<p>Bu anlamda ikindiye melekut boyutuna atfen orta namaz yani Mutmainne ve Raziye nefs, akşama sıfat boyutuna atfen Mardiye nefs, yatsıya (vitir namazına) atfen de safiye nefs yani zati boyut demek yanlış olmaz herhalde.</p>
<p>Yani Cuma tüm boyutları içeren bir süreçtir. Biz de ezan ve üç aylar ile Cumayı bu sebeple ilişkilendirdik ve yazımıza bu başlığı koyduk. O halde Cuma günlerinin son saatlerini yoğun yöneliş ve dua ile geçirmek akıllıca olur.</p>
<p>Tabii ki HU sadece belli zaman süreçlerinde değil; zatı, sıfatı ve melekutu ile her an, her saniye tüm boyutlarda ve her zerrede aşikar olmaktadır.</p>
<p>Rahman ismi gereği varlığı yoktan, yok olarak ilminde var eden HU, Rahim ismi gereği var kabul ettiği (varsaydığı) varlığın ortaya çıkış mekanizmasını meydana getirmektedir. Sözünü ettiğimiz aşikar oluş, işte bu mekanizmanın (sistemin) eseridir.</p>
<p>Sünnetullah denilen bu sistemde asla değişiklik olmaz. Çünkü yaşanan, ilim boyutunda yaşanmış olandır, ayanı sabitenin, birimsel manada öngörülen proğramın ortaya çıkışıdır.</p>
<p>“Öngörülen proğram” deyimini hem makro ve hem de mikro boyutta düşünmek gerekir. Mikro boyut makro boyuttan ayrı değildir, hatta makro boyutun yapı taşıdır. Evrendeki yaşamı her an değişen tek kare resim olarak algılarsak, insanın da dahil olduğu mikro boyut, makro boyuta işaret eden tek kare resmin bir mikro karesidir, bir fırça darbesidir sadece…<br />
* * *</p>
<p>“Sünnetullah denilen bu sistemde asla değişiklik olmaz.” cümlesinin manasını Güneş sistemine bakarak hissedebiliriz.  Güneş sisteminde ve örneği olduğu tüm Kainatta her şey çok dakik, çok hassas dengelere dayanmaktadır. Öyle ki, Dünyanın Güneşe olan mesafesi birazcık değişse dünyada hayat olmazdı.</p>
<p>Onun için Güneş ve Ay ve her şey belli bir proğram doğrultusunda belli bir merkez etrafında hareket etmektedir. Bu sebeple beş duyuya göre bazı şeyler tekrar tekrar yaşanmakta yani yaşanan o şeylerden zahir olan manalar tekrar tekrar etkin olmaktadır. Örneğin dolunayda ayın çekim gücü ile yeryüzünde gelgitler oluşmakta ve insanlarda o günlerde duygusallık ağır basmaktadır.</p>
<p>Gelgitler gibi Regaip, Miraç, Kadir, Cuma gibi AN’lar ay takvimine göre gerçekten tekrarlanmaktadır. Bu, gelen etkilerin tekrarlanması demektir, ancak söz konusu etkilerden zahir olan manalar her defasında birbirinden çok farklıdır.  Çünkü “HU her ana yeni bir şandadır.” Yani her şey, her an yenidir.  Evrende tekrar yoktur.<br />
* * *</p>
<p>Hadisi şerifte geçen: “Onda (AN’da=CUMA’da) O Saat kıyam eder” cümlesi üzerinde de biraz durmak istiyoruz. Çünkü bu satırlar içinde de derin manalar gizli… Cümlenin sonunda parantez içinde verilen (Hz. Mehdi zuhur eder ve kıyamet kopar.) yorumuna aynen katılıyoruz ve kendi düşüncemizi de bu yorum üzerine inşa edeceğiz.</p>
<p>“AN’da=CUMA’da Hz. Mehdi zuhur eder ve kıyamet kopar.” cümlesini iki boyutta irdelemek doğru olacaktır.</p>
<p>Birincisi birimsel manada olup, kişinin kendini tanıması yani kıyameti ile ilgilidir. “Onda (CUMA’da=AN’da) bir saat vardır ki kul onda bir şey isterse- haram bir şey istememişse- mutlaka ALLAH onu verir.” müjdesinin birimden zuhuru dile getirilmektedir&#8230;</p>
<p>Yani birim “salat” durumundaysa o AN’da özünden gelen bir (ilim=ilham=Mehdi) ile kendi varlığının hiç var olmadığını, aslının HAK olduğunu bilir, hisseder, yaşar… Başka bir deyimle kıyameti kopmuş olur. İşte bu hal, Kadir Anıdır.<br />
* * *</p>
<p>İkinci mana ise daha kapsamlıdır ve insanlıkla alakalı ahir zamanda vuku bulacak olan kıyamet alametleri ile ilgilidir. Her şey gibi insanlığın da bir sonu vardır. HU’nun, ilmindeki sonsuz AN’larından bir AN’da hükmettiği, manalarını İNSAN suretinde ortaya koyma dileği son bulduğunda, Muhammed Mustafa (s. a. v.) Efendimizin aynası olarak yeryüzünde Mehdi Rasul zuhur eder.</p>
<p>Mehdi Rasul Ahadiyet ilmi ile zuhur ettiğinden O’nun zamanındaki her oluş pik noktada yaşanır. Ahir zamanda zelzele, sel, yanardağ patlamaları, tayfun gibi tabiat olayları sıkça yaşanır. Salgın hastalıklar ve savaşlar gibi şiddet olayları ile insan sayısı epey azalır..</p>
<p>Tüm bu yaşananlar sebebi ile yokluk ve fakirliğin kol gezdiği bu zamanda insanlar, Deccaliyet ve onu yok eden İseviyet gibi batını etkilere de maruz kalırlar.</p>
<p>Bizce, zahir ve batın aynı olduğundan sözkonusu batıni etki, Deccal’in ve İsa Rasul’ün fizik alemde de zuhur edeceği anlamına gelmektedir. Yani Ahir zaman Mehdi, İsa ve Deccal gibi batıni ve zahiri etkenlerin kendini göstereceği bir altın çağdır aynı zamanda…</p>
<p>Yukarıda sözü edilen eleme mahiyetindeki olaylardan sonra İnsanlık Mehdi ilmi ile aydınlanır. Kanaatimizce insanlık en asgarisi seviyesi ile Mülhime (Hanif) bilincine ulaşacaktır.<br />
İnsanlık adına bu hem iyi, hem de kötüdür.</p>
<p>İyidir, çünkü teklik bilinci tüm insanlık aleminde yaşanır olmuş, din, ırk, renk ayırımı son bulmuş, insanlık huzura ermiştir.</p>
<p>Kötüdür, çünkü bu huzur sonun başlangıcıdır. Belki 200 yıl, belki daha uzun bir süre sonra mülhime bilincinin sonucu olarak her birim kendini HAK gördüğünden yeryüzünde ALLAH diyen kalmayacaktır. İşte o devir insanlığın da sonudur… Doğrusu ALLAH bilir.</p>
<p>(<strong>Devam edecek</strong>&#8230;)</p>
<p align="right"><strong>A.İ</strong><br />
<a href="http://www.yorumsuzblog.net.tc">www.yorumsuzblog.net.tc</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/682/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/682/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/682/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/682/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/682/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/682/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/682/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/682/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/682/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/682/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/682/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/682/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=682&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/13/ezan-uc-aylar-ve-cuma-1/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/ais.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ais.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» MUHTEŞEM İRSAL</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-muhtesem-irsal/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-muhtesem-irsal/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Aug 2007 21:11:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ahmed Hulûsi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-muhtesem-irsal/</guid>
		<description><![CDATA[ “Nokta”, irsal oldu âlemlere “beyin” adıyla da&#8230;
“Beyin” aynasında seyreyledi  kendini!
“Beyin”le seyredince kendini,  “Beni gören Hak’kı görmüştür”  şeklinde açık etti veçhini!
“Hakikat-i Muhammedî” irsal  olduğunda, Muhammedî hakikat zâhir  oldu; Muhammed Mustafa adıyla  isimlendi, dillendi, “ALLAH Rasûlüyüm”  dedi&#8230; “İman” edilmesini talep etti  açıkladıklarına!
Şuurlarında, “Lâ ilâhe&#8230;” anlayışı  açığa çıkmayanlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p> <img src="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/05/ahmedhulusi2.jpg?w=70&h=90" align="left" border="0" height="90" width="70" /><a href="http://www.sufizm.com/player/yeni.php" target="_blank"><img src="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/04/dinle7.jpg?w=74&h=90" alt="KONULARIN DAHA İYİ ANLAŞILABİLMESİ İÇİN YAZILARI LÜTFEN SESLİSİNİ -ANINDA- DİNLEYEREK 'OKU'YUNUZ." align="right" border="0" height="90" width="74" /></a>“<strong>Nokta</strong>”, irsal oldu âlemlere “<strong>beyin</strong>” adıyla da&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Beyin</strong>” aynasında seyreyledi  kendini!</p>
<p align="left">“<strong>Beyin</strong>”le seyredince kendini,  “<strong>Beni gören Hak’kı görmüştür</strong>”  şeklinde açık etti veçhini!</p>
<p>“<strong>Hakikat-i Muhammedî</strong>” irsal  olduğunda, <strong>Muhammedî hakikat</strong> <u>zâhir  oldu</u>; <strong>Muhammed Mustafa</strong> adıyla  isimlendi, dillendi, “<strong>ALLAH Rasûlüyüm</strong>”  dedi&#8230; “<strong>İman</strong>” edilmesini talep etti  açıkladıklarına!<span id="more-679"></span></p>
<p align="left">Şuurlarında, “<strong>Lâ ilâhe&#8230;”</strong> anlayışı  açığa çıkmayanlar, ya <strong><em>peygamber</em></strong> kabul ettiler <strong>O</strong>’nu ya da işitmediler kulakları olduğu  halde!</p>
<p align="left">Göğe, ötelere, öteleri<strong><u>n</u></strong>e  attılar “<strong>Hakikat-i Muhammedî</strong>”yi “<strong>fesemme</strong> <strong>vechullah</strong>”tan bîhaber; tıpkı “<strong><em>tanrı</em></strong>”ları gibi!</p>
<p align="left"><strong>Muhammed</strong> (aleyhisselâm)’ın  “<strong>Hakikat</strong>”inde göremediler “<strong>Hakikat-i Muhammedî”</strong>yi gözleri olduğu  halde!</p>
<p align="left">Ümmü Hâni’nin kapısında, “<strong>Beni  gören (basîr ile) HAKK’ı görmüştür</strong>” şeklinde <strong>Seslenen</strong>’den perdeli oldular!..</p>
<p align="left">Bırakın “<strong>Hakikat</strong>”te, <strong>Esmâ mertebesindeki “ilmî sûret”lerin  birbirini seyrinden ibaret olan âlemlerin varlığını</strong>; “<strong>tecelli”, “tecelli-i vâhid</strong>”den ibarettir. Esasen o da “<strong>seyir</strong>”den ibarettir… İlmini, ilmiyle,  ilminde “<strong>seyir</strong>”! Buna da “<strong>vahdet-i şuhud</strong>” demişler geçmişte! “<strong>Efâl âlemi hayalden ibarettir</strong>” gerçeği  bir yana…</p>
<p align="left"><font color="#ff0000"><span class="style12">Varlığın her zerresi olarak, “<strong>Esmâ”</strong>sıyla dilediği gibi açığa çıkmakta olanın</span></font>, “<strong>ete kemiğe bürünüp</strong>” <strong>Muhammedî sûretle</strong> insanlara “<strong>iman edin Allah Rasûlü</strong> <strong>oluşuma</strong>” (âlemlerdeki rahmet açığa  çıkışına) seslenişinin <strong><u>anlamına</u></strong> bir mânâ veremediler&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Ne yana dönsen vechullah’tır  karşındaki</strong>”ye basîr olamadılar da, <strong>irsal  olmuşu,</strong> “<strong><em>peygamber</em></strong>” sandılar!</p>
<p align="left"><u>Beş duyularından öteye geçemedi akılları!</u></p>
<p align="left">Et gözle görüp, et kulakla duyup, et dille sesler çıkaran mahlûkat  olmaktan öte bir değerlendirme yapamadılar!</p>
<p align="left">O yüzden de “<strong><em>peygamber</em></strong>”likle “<strong>bloke</strong>”  oldu beyinleri!</p>
<p align="left">“<strong>Beyin</strong>” ismi ardında zâhir  olanı fark edemediler kendilerinde benzer açılım olmadığı için&#8230; Bu yüzden de  “<strong>iman</strong>” edemediler!.. Et kemik  yaşamından öteye geçemediler! Et beyin, hücre beyin, nöron topluluğu beyin  deyip, orada kaldılar!</p>
<p align="left">Bilim, tüm evreni ve yaşamı bir “<strong>hologram</strong>”  olarak tespit ederken, onlar hâlâ “<strong>tüm  varlık ve âlemler Allah indinde ilmî sûretlerdir</strong>” işaretinin anlamını  deşifre edemediler&#8230;</p>
<p align="left">“<strong>Gayrı</strong>” yaratıp, öteleri<strong><u>n</u></strong>de bir yerdeki “<strong>gayrına tapınarak</strong>” ömür tükettiler!</p>
<p align="left">“<strong><u>Allah yanı sıra tanrı edinme</u>”</strong> dendi, ama onlar dünyalarındaki “<strong><em>tanrı</em></strong>”larını “<strong>Allah</strong>” ismiyle etiketleyip, “<strong>Allah  yanı sıra <em>tanrı</em> edindiklerini</strong>”  hiç fark edemediler!</p>
<p align="left">“<strong>Kur’ân</strong>”ı fermannâme, ciltli  kanun kitabı; “<strong>Esmâ mertebesi</strong>”ni  gökte bir galaksi, bir katman; “<strong>Rabb</strong>”ı  da merdiven veya daha çağdaş(!) anlayışla asansörle (mi’râc) <strong><em>yanına çıkılan tanrı</em></strong> sandılar!.. “<strong>RASUL</strong>”ü de tanrı katına tırmanan uzay  peygamberi!!!</p>
<p align="left">Vah benim çağdaş aydınlarım, bilim adamlarım, din adamlarım, tanrı bilimci  okullarım ve hocaları!..</p>
<p align="left">“<strong>Vahiy</strong>”, birim adı arkasında  açığa çıkan “<strong>Esmâ mertebesi</strong>”  ilmidir!</p>
<p align="left">Arı gibi tüm varlık vahiy alır ve yaşamını o vahiy ile sürdürür!</p>
<p align="left">“<strong>Allah Rasûlü</strong>” ise, vahye  dayalı bir şekilde, hakikatlerini açıklayıcı olarak, o işlevle açığa çıkarılmış  olanlara hizmet verir!</p>
<p align="left">“<strong><u>Ben, sizin misliniz olan  beşerim</u></strong>” uyarısı, derûnunda, “<strong>siz  de benim gibisiniz ama sizde TEK olma şuuru açığa çıkmamış</strong>” gizini barındırır!</p>
<p align="left">Yaşamı yalnızca <strong><u>dışsal bağlar  ve bağlantılar</u></strong> içinde geçmekte olan, elbette kendisinden açığa çıkmayan <strong><u>içsel hakikati</u></strong> fark edemez,  yaşayamaz!</p>
<p align="left">Bu yüzden de <strong><em>dışsal bağları ve bağlantıları</em></strong> kadar sıkıntı ve azaba dönük  yaşar!</p>
<p align="left"><strong><u>Neye sahip olduğunu sanırsan san, sonunda kaybedeceksin! Ömür boyu kaybetme korkusuyla yaşayacaksın! Sonunda da elinden çıkışı dolayısıyla yanacaksın!</u></strong></p>
<p align="left">İnsan, asla bir nebat veya hayvan değil! Toprakta bir şekle dönüşecek bedeni ötesinde, bir ruh-beyin olarak sonsuza dek ileriye dönük yaşayacak; çünkü hakikati “<strong>HAYY</strong>”dır!</p>
<p align="left">Diğer tüm <strong><u>isimleri</u></strong> (esmâyı) dahi böyle değerlendir ve dahi her an yeniden varlığını oluşturan bu isimlerin ne kadar farkındalığında olduğunu sorgula; yarın iş işten geçmeden önce!</p>
<p align="left">Sadece bu katmanda, milyarlarca galaksi olarak algılananlar gerçekte var olanın yalnızca yüzde dördü iken; hayal bile etmen mümkün olmayan âlemleri açığa çıkaran “<strong>Esmâ mertebesi</strong>”ni, <strong><u>duyduğun, bildiğin isimlere (esmâya) verdiğin  beş duyuya dayalı ilkel ve sınırlı anlamlarla</u></strong> kayıt altına alma!</p>
<p align="left">Yüzde doksanaltısı “<strong>karanlık  madde</strong>” olan ve hakkında hiçbir bilgi olmayan bu katman (semâ) değil, daha nice  katman içi katmanlar ve varlıkları ve dahi “<strong><a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/tek/tek09.htm" target="_blank"><span class="style13">üst madde</span></a>” </strong>diye  isimlendirdiğimiz katmanların varlığını alabilirse hafsalan, belki kısıtlı “<strong>dünyan</strong>”daki <strong><em>tanrın ve peygamberinden</em></strong> öteye geçebilirsin bir adım!</p>
<p align="left">“<strong>Nokta</strong>” kendini seyretmek  için “<strong>beyin</strong>” adı altında irsal oldu  ve o “<strong>beyin”e </strong>(kalbe-şuura)<strong> ilim</strong>, “<strong>vahiy”</strong> adıyla inzal oldu!</p>
<p align="left">Hatta <strong>ilim</strong>, “<strong>beyin</strong>” adıyla göründü gözü olanlara!</p>
<p align="left">“<strong>RUHLARINIZ BEDENLERİNİZDİR;  BEDENLERİNİZ RUHLARINIZDIR</strong>” işareti ve uyarısının ne olduğunu hiç fark  edemediler…</p>
<p align="left">Ta ki Yenileyici, Dünya üzerindeki tüm bilimlere ve teknolojiye yeni bir  bakış açısı getiririp, “<strong>madde</strong>”nin “<strong>Hakikati</strong>” fark edilene kadar!</p>
<p align="left">Din adamlarının, “<strong><em>bir madde var, bir de ruh</em></strong>”  anlayışına dayalı tüm anlatım ve yorumları iflas etti; göçtü!</p>
<p align="left">Müslümanların çoğunun henüz ruhlarının bile duymadığı bir gerçeği, bilim  dünyasının gayri müslim düşünürleri seslendiriyor: “<strong>Madde ve ruh diye iki ayrı şey yoktur! Tüm varlık aynı tek şeydir. Çokluk tespitleri, açığa çıkan duyu organlarının algılama farklılıklarından başka bir şey değildir</strong>!”</p>
<p align="left">“<strong>Data</strong>”, inzal olan “<strong>ilmin hakikati</strong>”dir! “<strong>Esmâ ül Hüsnâ</strong>”, <strong>O</strong>’ndaki özelliklerin isimleridir, bizim boyut ve algılama  kapsamımız kadarıyla… Biz buna “<strong>Esmâ mertebesi</strong>”  tanımlamasıyla agâh olduk! Oysa <strong>O,</strong> yalnızca “<strong>DATA</strong>”dır! Sûretsiz, şekilsiz, mekânsız! “<strong>Vücud</strong>”dur!.. “<strong>İLİM</strong>”dir!</p>
<p align="left">“<strong>Beyin</strong>”, seyreden oldu “<strong>Esmâ mertebesi</strong>”nde; lâkin seyreden ol kendi  oldu!</p>
<p align="left">Şimdi iyice bir konsantre olup gerçekçi bir biçimde düşünün&#8230;</p>
<p align="left"><strong><u>Esmâ mertebesi  beynin neresinde?</u></strong></p>
<p align="left"><strong><u>Beyin, “Esmâ mertebesi”nin  neresinde?</u></strong></p>
<p align="left">“<strong><em>Tanrı</em></strong>”, öte<strong><u>n</u></strong>de  olarak kabul edip zannettiğin “<strong><em>ilah</em></strong>”ının adıdır!</p>
<p align="left"><strong><u>“İman” edilesi  şey ise, “Hakikat-i Muhammedî” olarak işaret edilen <font color="#ff0000"><span class="style11">“Esmâ  mertebesi”nin, senin hakikatin</span></font> olduğudur</u></strong><u>!..</u></p>
<p align="left">Hakikatinin, “<strong>Hakikat-i Muhammedî</strong>”,  yani “<strong>Esma mertebesi</strong>” olduğuna “<strong>iman</strong>” etmişlere “<strong><u>Aminu B’illah</u></strong>” sırrına ermiş olan “<strong>Mümin</strong>” denir! Bunu yaşamanın (<strong>yakînin</strong>)  ise üç aşaması vardır.</p>
<p align="left">“<strong>Denizler mürekkep olsa, ağaçlar  kalem&#8230;”</strong> ancak yüzde dördünün farkında olduğumuz “<strong>semâ</strong>”nın açığa çıkanlarının ne kadarını anlatabilir!</p>
<p align="left">“<strong>Kim dışsallıktan arınıp  içselliğinde Esmâ mertebesinin sonsuz sınırsız seyriyle yaşamak istiyorsa, <font color="#ff0000"><span class="style11">kendisini dışsallıktan kurtarıp içselliğini yaşatacak  çalışmalarda bulunsun</span></font> ve asla hakikati yanı sıra dışsalı tanrı  edinmesin!”(Femen kane yercuu likae rabbihi&#8230;)</strong></p>
<p align="left"><u>Ahir zaman fitnesi olarak tanımlanan <strong>Deccaliyet</strong>, insanları içselliğine dönmekten alıkoyup, dışsallıkta  tüketecek olandır</u>.</p>
<p align="left"><u>“<strong>İman</strong>” etmen  istenen “<strong>Hakikatin</strong>”, <strong>içselliğin</strong>de, sen farkında olmasan da  her an hüküm sürerken; <strong>dışsallık</strong> içinde yarın hiçbir anlam ve değeri olmayacak şeylere dönük yaşamanın sana kaybettireceği şeyin değerini hiç hayal bile edemezsin!</u></p>
<p align="left">Dışsallığına dönük olarak tüm yaşamında en değerli olarak bulduğun her şey, içselliğin yanında, içselliğinin sahip olduğu değerler yanında hiçbir şey ifade etmez! Sen bir atom bombasını bir tek sineği öldürmek için harcayan kişi gibi yaşamına devam ediyorsun hakikatinden bîhaber olarak!</p>
<p align="left"><strong>“Hakikat-i  Muhammedî”</strong>, <strong>Muhammed Mustafa</strong> sûretine  bürünmüş olarak <strong>irsal</strong> olup; “<strong>iman</strong>”a davet etti insanları, kendi  hakikatlerine! Bu gerçeğe “<strong>iman</strong>”  edenler, “<strong>Mümin</strong>” oldu! Onların  nurundan, cehennemin ateşi sönmeye yüz tuttu! Haykırdı cehennem, “<strong>Çabuk geç ey mümin, nurun ateşimi söndürüyor</strong>”!</p>
<p align="left">Ne mutlu, hakikatleri olan “<strong>Muhammedî  Hakikat</strong>”le “<strong>irsal olmuşluğu”</strong> yaşayan “<strong>mukarrebîn</strong>”e!.. “<strong>Velî</strong>” isminin işaret ettiği özellik  yaşantılarında açığa çıktı!</p>
<p align="left">Onlar kimlerdir bilir misin?</p>
<p align="left">“<em>Sevgili peygamberim</em>”i gören  göz olmaktan arınmış, “<strong>irsal olmuş</strong>”  olan “<strong>Hakikat-i Muhammedî”</strong>yi tüm  haşmetiyle müşahede etmiş; bildirdiğine “<strong>iman</strong>”  etmenin yaşantısıyla “<strong>velâyeti hassa</strong>”  kendilerinde açığa çıkmış “<strong>kurb</strong>”  ehlidir. “<em>Peygamberlik müessesesinin asla  ve kesinlikle var olmadığını ve var olamayacağını</em>” fark edemeyenlerin, velâyeti  teleskopla bile görmesi mümkün olmaz!.. Hayallerinde yarattıkları “<em>sevgili peygamber</em>”e hasretle bu dünyadan  geçip giderler, ebeden <strong>o muhteşem irsal</strong> olmuşu göremeyecek bir hâlde!</p>
<p align="left">Evet dostum, işte <strong>sende var olup</strong> da, açığa çıkmamış olan o hakikat, “<strong>Rasûl  Allah</strong>” yani “<strong><u>Allah İlmi’nin açığa  çıkış</u></strong>” <u>sûreti olarak</u> sana seslendiğinde, sen <strong><u>O</u></strong>’na hakkını vermezsen, sonucunu <u>ebedî basîret körlüğü</u> olarak yaşarsın! Değerlendirmek suretiyle şükreden  ol; bu en değerli şeyi görmezlikten gelerek değerlendirmemekle nankör olma!</p>
<p align="left"><strong>Hitap edeni gör  ve edebini takın!</strong></p>
<p align="left"><strong>Bil ki: “<a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/din/din72.htm" target="_blank"><span class="style13">İMAN BİLGİSİ İMAN DEĞİLDİR</span></a>”!</strong></p>
<p align="left"><strong><u>“İman ettim” </u></strong><u>demek<strong> “iman edileni yaşamak” </strong>değildir<strong>!</strong></u></p>
<p align="left"><strong>“İman edileni  yaşamanın” </strong>getirisi yaşamında açığa çıkmıyorsa,<strong> “yanma”ların bitmemişse, bir şeylerini “kaybetme korkusu” ile yaşıyorsan, çeşitli dışsal bağlantıların sonuçları bilincinde mevcutsa, <u>“iman ettim”  demen senin için “mekr” bile olabilir!</u></strong></p>
<p align="left"><strong>Bu konuyu çok  iyi düşünmen lazım&#8230; </strong>Aksi takdirde, yaptığının karşılığını, kendin  kendine vermiş olacaksın! <strong>Ebedî basîret  körlüğünü, beyninden açığa çıkanın sonucu olarak yaşayacaksın</strong>! “<strong>Hesap görücü olarak nefsin </strong>(bilincin)<strong> yeter</strong>”!</p>
<p align="left">Basîretsiz, açığa çıkmış olan “<strong><em>peygamber</em></strong>”ini anıyor!</p>
<p align="left"><strong>“Salâvat”</strong> <em>çekiyor</em>, “<strong><em>peygamber</em></strong>”e, son derece  laubali bir şekilde!</p>
<p align="left">“<strong>Allah yolunda öldürülenlere ölü  demeyin</strong>” uyarısındaki “Allah <strong><u>yolunda</u></strong> öldürülmeyi” de “<em>Allah için yola çıkmış  birinin yolda öldürülmesi&#8230;”</em> gibi anlıyor&#8230; “Öldüren Allah’tır”dan gafil  olarak!</p>
<p align="left">“<strong>Muhyi</strong>” ve “<strong>Mümit</strong>”in anlamını hiç düşünmemiş ki <strong>derinlikli</strong> olarak&#8230; Her şeyi “<strong>madde</strong>”ye bağlıyarak düşünüp  kabulleniyor! “<strong>Madde ötesi</strong>”  yapılarda bu isimlerin neye işaret ettiği hiç hatırına gelmemiş!</p>
<p align="left">Tanrı yukarıdan seyrediyor; yeryüzünde de birileri birilerini öldürüyor!  Ne acımasız tanrı!!!</p>
<p align="left">“<strong>İçselliğe dönüklüğü yaşamakta  olup, bunun başkalarınca da yaşanması için hakikati seslendirenlere ölü demeyin&#8230;”</strong> işaretini fark etmiyorlar bile&#8230;</p>
<p align="left">İşaret yollu anlatımların işaret ettiklerini anlamaya çalışmayıp, geçmişteki değerli zevâtın mecazlarını tekrarla avunanların elbette ki hakikati yaşamaktan yana nasipleri olmaz. Tasavvuf “dedi– kodu”suyla ömür tüketip giderler bu ilden! “Hangi müşahede edilesi realite acaba bu mecazlarla, işaretlerle anlatılmak istendi?” diye düşünmek, taklitten çıkmanın kapısıdır!</p>
<p align="left">Neyi, niye, nasıl yaptığını düşünmek ise yaşantının başlangıcıdır!</p>
<p align="left"><strong><em>Ölmüş  peygambere</em></strong> salâvat çekenler, dahi çekerler ebediyen!</p>
<p align="left">En basit görgü ve nezaket kuralıdır selâm verip tokalaştığın kişinin gözüne bakmak! Politikacı tokasının insan ilişkilerinde yeri olmaz!</p>
<p align="left">Hâl böyleyken, siz, <strong>kime  yöneldiğinizin farkında değilseniz</strong>; şarkı veya ilahi okuyarak duygularınızı  tatmin havasında “<strong>salâvat</strong>” <strong><em><u>çekerseniz</u></em></strong>;  bunun sonuçlarını da ebediyen çekersiniz!</p>
<p align="left">“<strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/yazi/salavat.htm" target="_blank"><span class="style13">Salâvat ve Ayna Nöronlar</span></a></strong>” yazımı hatırlayın ve imkân bulursanız yeniden  okuyun lütfen!</p>
<p align="left"><strong><a href="http://www.ahmedhulusi.org/kitap/duavezikir.htm" target="_blank"><span class="style13">Dua ve Zikir</span></a></strong> isimli kitabımın <strong><a href="http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/dua/dua33.htm" target="_blank"><span class="style13">Salâvat</span></a></strong> bahsini okuyun ve orada geçmiş zevâtın <strong>Rasûlullah</strong>’a  nasıl salâvat okumuş olduğunu inceleyin!</p>
<p align="left">Salâvat okurken (anlamını düşünerek), veçhinizi dönmüşseniz <strong>O</strong>’na; o muhteşem <strong>Zât,</strong> yönelişinize vâkıftır!</p>
<p align="left">Sistemde gerçekte zaman ve mekân kaydı yoktur! Boyut farkı yoktur! Bu ne demektir bunu çok iyi düşünüp anlamaya çalışın!.. Bunu fark edebilirseniz, anlayabilirseniz, bütün düşünü dünyanız değişecektir!</p>
<p align="left">Bak dostum, günümüzdeki yaygın ve çok kalın bir “<strong>Risâlet ve Rasûlullah</strong>” örtüsünü açıklayayım:</p>
<p align="left">Sakın, “<strong><em>İyi Ahlâk Derneği Başkanı Sayın Peygamber Muhammed Mustafa</em></strong>”  bakış açısındakiler gibi, muhteşem <strong>Risâlet  hakikatinden</strong> perdelenme! Bunu yaparsan Dünya yaşamındaki en büyük kötülüğü sen  kendine yapmış olursun!</p>
<p align="left"><strong><u>O muhteşem İLİM, o muhteşem Hakikat, sana kendindeki hazineyi fark ettirmek için RASÛL olarak irsal olmuş ve bunu sana fark ettirmek uğruna tüm yaşamını vermiştir. Kur’ân-ı Kerîm bunu fark ettirmek için nâzil olmuştur, irsal olmuş </u></strong><u>(açığa çıkmış)<strong> RASÛL’e!</strong></u></p>
<p align="left">“<strong>Mekârimi ahlâk</strong>”, “<strong>Ahlâkı tamamlamak</strong>” diye Türkçeye  çevrilmez! Bu çeviriyi yapmadan önce iyi düşünmek lazım: “<strong>Allah ahlâkı ile ahlaklanın</strong>” <u>ne demektir?</u></p>
<p align="left">“<strong>Mekârimi ahlâk</strong>” diye işaret  edilen, “<strong>tahalluku biahlâkillah</strong>”  uyarısıyla işaret edilen “<strong>Allah ahlâkı</strong>”dır!</p>
<p align="left">Nedir “<strong>Allah ahlâkı</strong>”? Nasıl  bir şeydir “<strong>Allah ahlâkı ile ahlâklanmak</strong>”?  Bu realiteyi fark edip, düşünüp kavradın mı?..</p>
<p align="left"><strong>Allah</strong>, insan-beşer “<strong>HUY</strong>”larıyla “<strong>HUY</strong>”lu veya kayıtlı olmaktan münezzehtir; bilmez misin?</p>
<p align="left">O zaman, <strong>insanda nasıl bir ahlâk  olmasından</strong> söz ediliyor veya <strong>nasıl  bir ahlâk sahibi olması </strong>isteniyor; bunu düşünen beyinlerinize havale  ediyorum!</p>
<p align="left">&#8220;<strong>Din güzel ahlâktan  ibarettir</strong>&#8221; şeklinde esas anlamı kaybolmuş hadisi anlamanın yolu “<strong>Allah ahlâkıyla ahlâklanın</strong><strong>–</strong><strong>tahalluku biahlâkillah&#8221;</strong> hadisinin  işaret ettiği <strong>sırrı kavramaktan</strong> geçer!</p>
<p align="left">Şurası kesindir ki… “<strong><em>DİN insanların iyi ahlâklı olması için  gelmiştir”</em></strong>anlayışı ve amacı kesin yanlıştır! Bu anlayışın sonu, “<strong><em>ben  zaten iyi ahlâklıyım; öyleyse benim dine ve peygambere ihtiyacım yok</em></strong>”  kabulüne çıkar!</p>
<p align="left"><strong>Din, insana, Risâlet  hakikatinin bildirisine iman etmesi ve bunu yaşaması için gelmiştir!</strong> Bunu yaşayan  insan ise doğal ve otomatik olarak iyi ahlâklı olur.</p>
<p align="left"><strong>İyi ahlâk, Risâlet  hakikatine erdirmez;</strong> ama <strong>Risâlet  hakikatine iman</strong> ve bunun getirisini yaşamak, insanı iyi ahlâklı yapar! <strong><u>Dünya üstünde sayısız iyi ahlâklı yardımsever, hayırsever insan vardır ama birçoğu “iman”ın hakikatinden ve dahi getirisinin ne olduğundan habersizdir!</u></strong></p>
<p align="left">“<strong>ALLAH AHLÂKI İLE AHLÂKLANIN</strong>”  uyarısı neye işaret ediyor; bunu, “<em>tanrılarına  tapanların” </em>anlaması hiç mümkün değildir!</p>
<p align="left">Hazreti<strong> İsa</strong>’nın “<strong>Sen beşer gibi düşünüyorsun, Allah gibi  değil</strong>” uyarısının anlamını, düşünemeyenler fark edemez!</p>
<p align="left"><strong><u>Mecazları  tekrarla tatmin olanların da sırları müşahedesi asla mümkün değildir!</u></strong></p>
<p align="right"><strong>AHMED HULÛSİ<br />
10 Ağustos 2007<br />
<a href="http://www.ahmedhulusi.org/" target="_self">www.ahmedhulusi.org</a></strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/679/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/679/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/679/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/679/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/679/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/679/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/679/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/679/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/679/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/679/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/679/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/679/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=679&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-muhtesem-irsal/feed/</wfw:commentRss>
<enclosure url="http://download.ahmedhulusi.org/download/ses/yazi/muhtesemirsal.mp3" length="28191872" type="audio/mpeg" />
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/05/ahmedhulusi2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/04/dinle7.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">KONULARIN DAHA İYİ ANLAŞILABİLMESİ İÇİN YAZILARI LÜTFEN SESLİSİNİ -ANINDA- DİNLEYEREK 'OKU'YUNUZ.</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» Mi&#8217;râc</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-mirac/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-mirac/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Aug 2007 21:07:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ahmed Hulûsi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-mirac/</guid>
		<description><![CDATA[Ahmed Hulûsi&#8217;den Mi`râc yazıları&#8230; 
&#8220;Mİ`RÂC&#8220;
Mekke`den, Mescid-i Aksâ`ya, yani Kudüs`e bir anda gidişinin adı, &#8220;İsrâ&#8220;dır.
Kudüs`den göklere yükselmek, diye anlatılmaya çalışılan, oysa gerçekte dalga(wave) boyut olan berzah âlemini gezmesi de, &#8220;Mi`râc&#8221; denen olay&#8230; Tamamı
&#8220;VE      RASÛLİH&#8221;&#8230; RASÛLÜNE&#8230;
Meselâ Hz. Muhammed Mustafa      Aleyhisselâm’ın &#8220;Mi`rac&#8221;da ulaştığı son noktada okuduğu &#8220;Et tahıyyatu&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Ahmed Hulûsi&#8217;den <strong>Mi`râc </strong>yazıları&#8230;<span id="more-680"></span><strong> </strong></p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/kendini/kendini26.htm" target="_blank">Mİ`RÂC</a>&#8220;</strong></p>
<p>Mekke`den, Mescid-i Aksâ`ya, yani Kudüs`e bir anda gidişinin adı, &#8220;<strong>İsrâ</strong>&#8220;dır.<br />
Kudüs`den göklere yükselmek, diye anlatılmaya çalışılan, oysa gerçekte dalga(wave) boyut olan berzah âlemini gezmesi de, &#8220;<strong>Mi`râc</strong>&#8221; denen olay&#8230; <a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/kendini/kendini26.htm" target="_blank">Tamamı</a></p>
<p><strong>&#8220;<a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman14.htm" target="_blank">VE      RASÛLİH&#8221;&#8230; RASÛLÜNE</a>&#8230;</strong></p>
<p><strong>Meselâ Hz. Muhammed Mustafa      Aleyhisselâm’ın &#8220;Mi`rac&#8221;da ulaştığı son noktada okuduğu &#8220;Et tahıyyatu&#8221; diye      bilinen tâ&#8217;zim ifadesini ve buna alınan cevabı, biz </strong>-falanca yerin      bilmem kaç sene evvelki kurtuluşunu anma gününü kutlar gibi- <strong>mi`rac ‘ı      kutlamak için tekrar etmiyoruz!..</strong><span> <a href="http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/iman/iman14.htm" target="_blank"> Tamamı</a></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/680/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/680/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/680/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/680/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/680/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/680/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/680/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/680/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/680/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/680/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/680/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/680/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=680&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-mirac/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» Beyin Fırtınası (6)</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-beyin-firtinasi-6/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-beyin-firtinasi-6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Aug 2007 21:05:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[BEYİN FIRTINASI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-beyin-firtinasi-6/</guid>
		<description><![CDATA[ &#8220;Beni isteyen beni bulur.
Beni bulan beni bilir.
Beni bilen beni sever.
Beni seven bana aşık olur.
Bana aşık olana ben de aşık olurum.
Ben kime aşık olursam onun canını alırım.
Ben kimin canını alırsam, diyetini de üstüme alırım.&#8220;
(Hadis-i Kudsî)
Hadiste; Hakikat Yolcusunun – nasibi ölçüsünde- yaşayacağı süreçler, aşacağı basamaklar anlatılmakta….
Üzerinde genişçe düşünelim&#8230; Cümle cümle çözecek olsak neler çıkar?&#8230;
*  * [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p> <a href="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/07/beyin-firtinasi4.jpeg" title="beyin-firtinasi4.jpeg"><img src="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/07/beyin-firtinasi4.jpeg" alt="beyin-firtinasi4.jpeg" align="left" /></a>&#8220;<font color="#008080">Beni isteyen beni bulur.<br />
Beni bulan beni bilir.<br />
Beni bilen beni sever.<br />
Beni seven bana aşık olur.<br />
Bana aşık olana ben de aşık olurum.</font></p>
<p><font color="#008080">Ben kime aşık olursam onun canını alırım.<br />
Ben kimin canını alırsam, diyetini de üstüme alırım.</font>&#8220;<br />
(Hadis-i Kudsî)</p>
<p><strong><font size="5">H</font></strong>adiste; Hakikat Yolcusunun – nasibi ölçüsünde- yaşayacağı süreçler, aşacağı basamaklar anlatılmakta….<span id="more-678"></span></p>
<p>Üzerinde genişçe düşünelim&#8230; Cümle cümle çözecek olsak neler çıkar?&#8230;</p>
<p>*  *  *</p>
<p><strong><font size="5">YORUMUNUZU-İLMİNİZİ DOSTLARLA PAYLAŞIN</font></strong>..</p>
<p><font color="#000000">(</font><strong>Önemli hatırlatma</strong>: <font color="#000000"><u>Oturuma katılanların fikirleri üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz</u>.)</font></p>
<p align="right"><a href="http://yorumsuzblog.wordpress.com/wp-admin/www.yorumsuzblog.net.tc">www.yorumsuzblog.net.tc </a></p>
<p>*  *  *  *  *  *  *</p>
<p align="left"><font color="#000080"><u><strong>BEYİN FIRTINASI</strong></u>:</font></p>
<p align="left"><font color="#000080">Yeni fikirler oluşturmak üzere, <strong>düşüncelere engel koymaksızın</strong>, önceden belirlenmiş kurallar dahilinde yapılan <strong>fikir yaratma</strong> yöntemi.</font></p>
<p><font color="#000080">Bir grubun belirli bir konu üzerinde mümkün olduğunca çok sayıda fikir üretmesi amacıyla kullanılan demokratik ve katılımcı bir çalışma tekniğidir.</font></p>
<p><font color="#000080"><strong>Disiplinli </strong>ama <strong>baskıcı olmayan</strong> bir yaklaşımla; <strong>basit</strong>, <strong>aykırı</strong>, <strong>karmaşık</strong>, <strong>uçuk </strong>&#8230; düşüncelerden <strong>yaratıcı </strong>ve <strong>uygulanabilir </strong>fikirler oluşturmak için <strong>grup sinerjisini</strong> kullanmayı amaçlar.</font></p>
<p><font color="#000080">Uygulama Adımları:<br />
- <u><strong>Söylenen fikir üzerinde yorum, eleştiri veya değerlendirme yapılmaz</strong></u>.<br />
- Fikirler tükendiği zaman beyin fırtınası oturumu tamamlanır. </font></p>
<p align="right"><font color="#000080"><strong>Prof. Dr. Nüket Yetiş</strong><br />
TÜSSİDE Başkanı</font></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/yorumsuzblog.wordpress.com/678/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/yorumsuzblog.wordpress.com/678/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yorumsuzblog.wordpress.com/678/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yorumsuzblog.wordpress.com/678/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yorumsuzblog.wordpress.com/678/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yorumsuzblog.wordpress.com/678/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yorumsuzblog.wordpress.com/678/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yorumsuzblog.wordpress.com/678/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yorumsuzblog.wordpress.com/678/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yorumsuzblog.wordpress.com/678/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yorumsuzblog.wordpress.com/678/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yorumsuzblog.wordpress.com/678/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yorumsuzblog.wordpress.com&blog=792457&post=678&subd=yorumsuzblog&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/10/%c2%bb-beyin-firtinasi-6/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/yorumsuzz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">YorumsuzBlog</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/07/beyin-firtinasi4.jpeg" medium="image">
			<media:title type="html">beyin-firtinasi4.jpeg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>» İslam&#8217;ın Evrenselliği</title>
		<link>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/09/islamin-evrenselligi/</link>
		<comments>http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/09/islamin-evrenselligi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Aug 2007 08:19:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YorumsuzBlog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Günün Yorumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/09/islamin-evrenselligi/</guid>
		<description><![CDATA[Dünyayı, dünyadaki insanları ve anlayışlarını anlamaya çalışmazsak, anlayışımızın (İslam’ın) evrenselliğinden nasıl söz edebileceğiz? Evreni yaratanı nasıl anlayabileceğiz? Yukarıdaki yazıyı yazanı da Allah yarattı ise, onu da anlamadan sonsuz sayıda ve anlayışta bilinçli varlık yaratan Yaradanlarını nasıl anlayabiliriz? Peki anlayamadığımız bir Yaratıcı’ya nasıl yaklaşırız? Tasavvufa gönül verenlerin hedefi bu değil mi?
Aslında olayın başka bir boyutu da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/gunun-yorumu-yorumcu.jpg" title="gunun-yorumu-yorumcu.jpg"><img src="http://yorumsuzblog.files.wordpress.com/2007/08/gunun-yorumu-yorumcu.jpg" alt="gunun-yorumu-yorumcu.jpg" align="left" /></a>Dünyayı, dünyadaki insanları ve anlayışlarını anlamaya çalışmazsak, <strong>anlayışımızın (İslam’ın) evrenselliğinden</strong> nasıl söz edebileceğiz? Evreni yaratanı nasıl anlayabileceğiz? <a href="http://yorumsuzblog.wordpress.com/2007/08/07/%c2%bb-gonulsuz-mesih/">Yukarıdaki yazıyı</a> yazanı da Allah yarattı ise, onu da anlamadan <strong>sonsuz sayıda ve anlayışta bilinçli varlık yaratan Yaradanlarını nasıl anlayabiliriz</strong>? Peki <strong>anlayamadığımız bir Yaratıcı’ya nasıl yaklaşırız</strong>? Tasavvufa gönül verenlerin hedefi bu değil mi?<span id="more-676"></span></p>
<p>Aslında olayın başka bir boyutu da var.</p>
<p>Mesela; Uzakdoğu’da özellikle Hinduzm’in ve Budizm’in temelini oluşturan “vedalar”ın (onların deyişiyle “kutsal, dinsel bilgiler”in) M.Ö. 3000 yılına (bir olasılık M.Ö. 5000 yılına) ait metinler olduğu sanılıyor. Çok eski oldukları kesin de tarihi tespit edilemiyor. Yani bilinen en eski semavi dinden ve ayetlerden bile öncesine dayanıyor. Yani eski ve yeni ahitten de öncesine.. Belki İbrahim veya Nuh aleyhisselâm’a inen sayfalardan da öncesine.. Ama iddiaya göre bunlar da Allah’tan (onların lisanı ile Tanrı’dan) ayetlerden başka bir şey değil.. Bugün dünyada pek çok insan Uzakdoğu dinlerine merak sarmış durumda ve vedaları okuyup anlamaya çalışıyor. <strong>Vedalarda da yukarıdaki yazıdaki dil ve uslüp kullanılmıştır, tıpkı bilmece çözmek gibi bir şey bu</strong>.. <strong>Bakış açısını anladıktan sonra kolaylıkla çözülebilen metinler olarak bilinir</strong>. <strong>Diğer insanlar bu dili anlayabilirken, müslümanlar olarak bizim anlamamamız ciddi bir eksiklik değil mi sizce</strong>? Bence şu açıdan eksiklik:</p>
<blockquote><p><strong>Eğer biz sadece kendi anlayışımızla kayıtlanırsak, bundan başka tüm anlayışların saçma olduğunu iddia edip, bir de anlamadığımızı itiraf edersek, nerede kaldı bizim anlayışımızın evrenselliği? Kim inanır bize? </strong></p></blockquote>
<p>“Biz kendi içimizde kapalı konumda yaşarız, kimseye de bir şey anlatmak veya kanıtlamak zorunda değiliz, bize ne diğer insanlardan?” diyorsak, o zaman sorun yok.. Ama İslam bize bunu mu diyor? <strong>Tevhid anlayışıyla “bana ne diğerlerinden” mantığı uyuşur mu</strong>?</p>
<p><strong>“Uyuşmaz” diyenler, Kur’an’ın derinlikli anlamlarını çözenleri okuyarak bakış açılarını değiştirip, bu gibi anlatımları da kolaylıkla anlayabilirler</strong>.</p>
<blockquote><p>Böylece <strong>evrensel din İslam</strong>‘ın verdiği anlayış