”Delâil-i Hayrat” da Gizlenen Salâvat

Süleyman el-Cezûlî başından geçen ilginç olaylar sonrasında bir takım kerametler görür. Bu kerametlerin Peygamberimiz (s.a.v.) e yapılan salâvatı şerifeleri içinde olduğunu duyup araştırmaya başlar. Araştırır ve bulduklarını bir kitapta toplar.

“-Bu salâvatı şerifeyi açıkça söylememe müsaade edilmedi. Lâkin şuna müsaade var ki; sen bütün salâvatı şerifeleri araştır ve bulduklarını bir kitapta cem et. Şayet benim okuduğum salâvatı şerife o kitapta mevcut ise söylerim.”..

Pek çok salâvatı şerifenin cem edildiği “Delâil-i Hayrât” ismindeki o meşhur kitabın telif edilmesiyle alâkalı olarak şöyle bir kıssa anlatılmaktadır:

“Delâil-ii Hayrât”ın müellifi olan Süleyman el-Cezûlî Hazretleri günün birinde yolculuk esnasında abdest tazelemek ihtiyacı hissetti. Fakat yanında su yoktu, etrafta da ne bir dere, ne de bir su kaynağı görünmüyordu. Şöyle kısa bir araştırma sonunda bir su kuyusu buldu. Fakat kuyudan su çekmek için ne bir kova, ne de bir ip vardı. Ne yapacağını bilemedi, durdu. Nasıl yapayım da bu kuyudan suyu çıkarayım diye çare düşünürken, civardaki evlerden birinin önünde kendisine bakmakta olan bir kız gördü.. Hemen ona hâlini arz ederek bir kova ile ip getirmesini istedi. Evinin önünde bekleyen kız, çaresiz bir şekilde kuyunun başında bekleyen bu yaşlı pir-i fâniye kim olduğunu sordu. Zamanın âlimlerinden olan Süleyman el-Cezûlî Hazretleri kendisini tanıtınca kız hayretle:

Fas’ın Merakeş şehrinde bulunan Süleyman Cezuli (K.S.)’ in Türbesi. Süleyman Cezuli (K.S.) 13.yüzyıl sufilerinden olup derlediği ve pek çok salavât- şerife’yi bir araya getiren “Delail-ül Hayrat” adlı risalesinin de yazarıdır.

“Bütün insanlar sizin ilminizden istifade eder, sizi hayır ve kerametle överler. İnsanların bir müşkülü olduğu zaman sizden yardım beklerken, siz kuyudan bir kova su çıkarmaktan aciz kalmışsınız.” dedi. Bunun üzerine Süleyman el-Cezûlî:

“Evladım hiç kuyudan ipsiz, kovasız su çıkarılır mı, bu nasıl olur? deyince, kız kuyunun başına gelip, bazı şeyler okuyarak kuyunun içerisine üfürmeye başladı. Mevlâ’nın hikmeti, o andan itibaren kuyunun içindeki su kabarıp yükselmeye başladı. Nihayet kuyunun suyu tamamen dolarak taştı. İmam el-Cezûlî bu işe çok taaccüp etmişti. Kuyudan taşan sudan hemen abdestini aldı sonra kıza dönüp:

“Evladım! Sen bu keramete hangi amelin sebebiyle nail oldun?” diye sorunca, kız dedi ki:
“Ben Peygamber Efendimize salâvatı şerifeyi çok getirip, buna devamla bu keramete nail oldum.” diye cevap verdi.

İmam el-Cezûlî Hazretleri kızın bu apaçık kerametine şahid olunca salâvatı şerife zikrini artırdı ve daha çok salâvat getirmeye başladı. Yaşadığı bu hâdise hiç aklından çıkmıyordu. Kız bu keramete ulaşmasının sebebi olarak salâvatı şerifeye devam ettiğini söylemişti; ama acaba bu hangi salâvatı şerifeydi? Çünkü o kadar çok salâvatı şerife vardı ki. .

Yine bir gece yatağına uzanmış yatıyordu; ama bunları düşünmekten gözüne uyku girmemişti. Derken gecenin yarısı olunca bir de baktı ki, hanımı yavaşça yanından kalktı. Abdestini aldı, elbisesini giyindi ve bütün hazırlığını yaptıktan sonra da kapıdan çıkıp gitti. Hanımının bu hâlinden şüphelenen İmam el-Cezûlî hiç belli etmeden gizlice onun arkasından nereye gittiğini takip etmeye başladı. Bir de ne görsün; hanımı evin kapısından dışarı çıkınca orada onu iki tane aslan bekliyor. Biri önünde biri de arkasında olmak üzere aslanlar hanımına refakat ederek, sahile doğru gitmeye başladılar. Süleyman el-Cezûlî heyecan ve merakla onları takip etmeye başladı. Hanımı denizin kenarına gelince, aslanlar orada beklediler. O denizin üzerinden yürüyerek sahile yakın tenha bir adacığa gitti. Orada bir müddet ibadet ettikten sonra su üzerinde yürüyerek tekrar sahile geldi. Deniz kenarında onun gelmesini bekleyen aslanlar, o gelince yine biri önünde biri arkasında eve kadar ona refakat ettiler. Tüm bu olanları hayretle izleyen İmam el-Cezûlî Hazretleri, gizlice hanımından evvel eve gelip sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yatağına uzandı. Biraz sonra da hanımı geldi, elbiselerini değişti ve usulca yatağına yatıp uyudu.

Süleyman el-Cezûlî Hazretleri ertesi gece yine tetikteydi. Acaba bu olay sadece o geceye mi mahsustu, yoksa ondan sonraki gecelerde de tekerrür edecek miydi?.. Ertesi gece yine aynı saatte hanımı aynı şekilde kalktı. Abdestini aldı elbisesini giyindi ve bütün hazırlığını yaptıktan sonra evden çıktı. Dün gece ki gibi dışarıda onu iki tane aslan bekliyordu. Yine biri önde biri arkasında aslanlar hanımına refakat ederek sahile geldiler. Denizi yürüyerek geçip o küçük adacığa gitti. Orada bir müddet ibadetini yaptı ve tekrar sahile yürüyerek döndü. Aynı şekilde aslanların refakatinde evine geldi. Elbiselerini değiştirip, hiçbir şey olmamış gibi yatağına girdi.

İmam el-Cezûlî üçüncü gece hanımını tekrar takip edip, yine aynı olaylar cereyan edince artık daha fazla dayanamadı ve hanımıyla konuştu. Meseleyi ona açıp, üç gecedir kendisini takip ettiğini, ondaki keramete vakıf olduğunu anlattı. Bu kerametin sırrını öğrenmek istedi. Bunun üzerine hanımı tebessüm ederek:

“Efendi! Demek sırrıma vakıf oldunuz. Bu benim için birkaç günlük mesele değildir; ben senelerdir böyle yaparım. Bana böyle bir kerametin ihsan edilmesine gelince, bunun sebebi Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a çok salâvat getirmektir.”
Süleyman el-Cezûlî Hazretleri günlerden beri kafasını meşgul eden soruya galiba cevap bulabilecekti. Hemen hanımına sordu:

“Ey Hatun! Hangi salâvata devam etmekle bu keramete nail oldun?” Hanımı kocasının bu sorusuna cevap vermek istemedi. Fakat kocası ısrarla bunu açıklamasını isteyince dedi ki:
“Efendi! Bunu söylemeye müsaade yok. Ama madem söylemem için çok ısrar ediyorsun, o hâlde bu gece istihare yapayım, eğer müsaade olursa, o zaman söylerim.” dedi.

O gece istihare yaptı. Ertesi sabah istihare neticesine göre kocasına durumu şöyle anlattı:
“Bu salâvatı şerifeyi açıkça söylememe müsaade edilmedi. Lâkin şuna müsaade var ki, sen bütün salâvatı şerifeleri araştır ve bulduklarını bir kitapta cem et. Şayet benim okuduğum salâvatı şerife o kitapta mevcut ise söylerim.” dedi.

Bunun üzerine Süleyman el-Cezûlî Hazretleri araştırma yapmaya başladı. Ne kadar salâvatı şerife ile alâkalı eser varsa, gözden geçirdi. İnceledi, tetkiklerde bulundu. Bu işin ehli olan zatlara danıştı ve sonuç itibariyle bulduğu tüm salâvatı şerifeleri bir araya cem ederek, onu “Delâil-i Hayrât” ismiyle kitaplaştırdı. Bu kitabı gözden geçirmesi için hanımına sundu. Hanımı bu kitabı baştan sona okuduktan sonra eşine dedi ki:

“Evet, benim okuduğum salâvatı şerifeye bir kaç yerde rastladım. Sen bunu okumaya devam et.” dedi.

İmam el-Cezûlî bunun üzerine o kitabı hem kendisi okudu hem de bütün Müslümanlara okumalarını tavsiye etti. İçinde pek çok salâvatı şerifenin bulunduğu bu “Delâil-i Hayrât” kitabı asırlardır okunmaktadır. Bu kitabı okuyan pek çok kimse maddî ve mânevî hastalıklarına şifa buldular ve Allah’ın lütfuna mazhar oldular.
(Alıntı kaynağı: http://netpano.com)
* * *

Değerli okur

Bu yazıya ulaştıktan sonra, yazıda sözkonusu edilen Delâil-i Hayrât adlı eseri internette aramamız sonucunda bulduk.. Buradan bilgisayarınıza indirebilirsiniz (Yorumsuz Blog)

About these ads

12 Responses to “”Delâil-i Hayrat” da Gizlenen Salâvat”


  1. 1 ikramm 18 Nisan 2008, 3:31

    Selam,
    güvenlik kodum: ikramm..
    Ve ben de bu cuma vakti yurt dışında pekçok kişinin islamı seçmesinde el olmuş hakka yürümüş bir insanı kamilin eşliğinde salavat izletmek istiyorum izninizle..
    Allah onu erişebileceği en ala makamlara ulaştırsın.. Aminnnnnnnn
    Zira ben bu salavatı dinlerken ve onlarla aynı zikri paylaşırken ruhumda derin huzurlar hissedebiliyorum..

  2. 2 hayri 18 Nisan 2008, 5:38

    Sevgili dostlar… Belki zaman darligi sebebiyle “Dalaili Hayrat” adli kitabin tamamini okuyamayanlar olur diye, Üstad Ahmed Hulusi’nin 1960 li yillarda kaleme aldigi bir kitabta buldugum bu SIR salavati sizlerle paylasmak istiyorum.

    ((Allahumme salli ala ruhi seyyidina muhammedin fil ervahi. Allahumme salli ala cesedi seyyidina muhammedin fil ecsadi. Allahumme salli ala kabri seyyidina muhammedin fil kuburi. Allahumme salli ala ebligi ruhi seyyidina muhammedin minni tehiyyeten ve tesliym.))
    (60.sayfa)

    Kaynak; Büyük Dua Kitabi
    Rehber-i İbadat-i Maneviyye
    Ahmed Hulusi
    Nasiri; Abdullah Isiklar

  3. 3 Hayrett 18 Nisan 2008, 8:22

    Sevgili hayri teşekkürler..

    İlgili kitapda bu salavat hakkında, bilgi notu ve/veya Türkçe meali varsa, yazar mısınız?

    Herkese Selam..

  4. 4 SufiCan 18 Nisan 2008, 9:42

    Selam ile sevgili Dostlar,

    Delail-i Hayrat´ın yazılmasına vesile olan bu derin anlamlı salavatı şerife(!) hakkında önemli bir bilgi vermeyi uygun buluyorum.

    Bu salavatın son kısmı aslında böyle:
    “…Allahümme salli ala ebliğı ruhı seyyidina muhammedin minni
    tehıyyeten ve tesliym..” değil..!

    Sevgili Dostum ve her zaman büyük yardımını gördüğüm Sn. Hasan Güler Dostum bundan belki 4-5 sene öncesi böyle yazmışdı söz konusu salavatı “uygulama için araştırırken”:

    “..bana göre buranın Arapçası böyle:
    “Allahümme belliğ ruha seyyidina Muhammedin minniy tahiyyeten ve teslimen”

    Yani bu durumda Salavatın tam okunuşu bu şekilde:

    Allahümme salli ala ruhı seyyidina muhammedin fil ervahı.
    Allahümme salli ala cesedi seyyidina muhammedin fil ecsadi.
    Allahümme salli ala kabri seyyidina muhammedin filkuburi.
    Allahümme belliğ ruha seyyidina Muhammedin minniy tahiyyeten ve teslimen
    ”.

    Anlamını da yazalım:

    Allahım, ruhlar içinde Efendimiz Muhammed’in ruhuna salat eyle…
    Allahım, cesedler içinde Efendimiz Muhammed’in cesedine salat eyle…
    Allahım, kabirler içinde Efendimiz Muhammed’in kabrine salat eyle…
    Allahım, Efendimiz Muhammed’in ruhuna benden bir tahiyye ve teslim
    (Selam ve teslimiyetimi) ulaştır
    …”

    Bu muhteşem Salavat hakkında yoğun çalışma ve yeterli bilgi topladıkdan sonra, bir dosya haline getirip bu sayfada yayınlamışdık:

    “Delail-i Hayrat´ın yazılmasına vesile olan salavatı şerife!”

    http://de.geocities.com/seyrioku/Delaili_Hayrat.htm

    Herhalde Türkiye´de “geocities” şu an için açılmıyor, arzu eden “Delail-i Hayrat´ın yazılmasına vesile olan salavatı şerife!” başlıklı dosyayı SufiCan@web.de adresine mail yazarak, talep edebilir, hemen gönderilir.

    Selam ve Sevgiler ile,

    Allah Sizlerden daima Razı olsun.

  5. 5 kenan 18 Nisan 2008, 10:38

    “Andolsun ki, Rasûlullah da sizin (İslam’a iman edenler; seyr-i sülük’ü kabullenenler) için, Allah’ı ve Ahir Gün’ü (hakikatlerine vuslatı ve son gün’ü) umanlar ve Allah’ı çok zikreden için üsve-i hasene (güzel bir örnek; ayni bir model) vardır (bir bakıma hedefiniz O’dur).”

  6. 6 özde 19 Nisan 2008, 3:24

    Sevgili Dostlar,

    Salavat konusuna keramet türü masalımsı hikayelerle yaklaşmak, hala asırlar evvelinin bakış açısı ile bugünün insanına ne kazandırabilir bilemiyorum?

    Bu konuyu net bir şekilde görebilmek için Ak saçlı bilge tarafından yapılan açıklamaları, yorumsuz olarak bu pencereden sizlerle paylaşmak istedim… Allah’tan hayırlara vesile olması dileğiyle…

    Şimdi dostlar, Üstad Ahmed Hulusi’nin “Dua ve Zikir” kitabında SALAVAT konusunda aktardığı bilgileri izleyelim:

    “ -Okunuşu:
    “İnnallahe ve melâiketehu yusallûne âlennebîy ya eyyühelleziyne âmenû, sallu aleyhi ve sellimu tesliyma.” (ayet)

    Anlamı:
    Muhakkak ki Allah ve melekleri, nebîsine çok salat ederler… Ey imân edenler, siz de O’na salat edip layıkiyle selam verin…

    “-Buyuruyor ki Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem:

    “İNSANLARA ŞÜKRETMEYEN HAK’KA ŞÜKRETMİŞ OLMAZ”

    Allah, mutlak gerçeği bize göstermek ve idrâk ettirmek için Rasûlullâh Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem ile bize ihsanda bulunduğuna göre; Rasûl-u Ekrem’e şükür Allah’a şükür olacaktır!..

    “Her DUA semâya yükselmekte güçsüzdür; bana salat edince gücüne kavuşur, yükselir (icabet makamına)”

    “Kim bana bir kere salât ederse, Allah ona on kere salât eder; onun on günahını siler; onu on derece yükseltir…”

    “Hangi topluluk bir yerde oturur da, Allah’ı zikretmeden, bana salât getirmeden oradan kalkıp giderlerse, üstlerine Allah’tan hasret siner!..”

    “Her biriniz Allah’tan bir dilekte bulunmak istediği zaman, evvelâ O’na şanına yakışır şekilde hamd etsin, sonra Rasûlüne salât etsin, ondan sonra duâsını yapsın. Bu amacına ulaşmak için daha elverişlidir…”

    “Kim kabrimin yanında bana salât ederse,ben onun sesini işitirim. Kim uzaktayken benim üzerime salât getirirse,o bana ulaştırılır…”

    “DUA eden kimse, Nebilere ve Rasûllere salat etmedikçe,duâsı perdelidir.”

    Sahabeden bir zât, Rasûlullâh Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem ile şöyle konuştu:

    • Yâ Rasûlallâh, ben senin üzerine çokça salâvat getiriyorum… Buna zamanımın ne kadarını ayırayım?..
    • Dilediğin kadarını!..
    • Dörtte biri nasıl?..
    • Dilediğin kadarını yap… Artırırsan senin için daha hayırlıdır!..
    • Üçte biri nasıl?..
    • Dilediğin kadar yap… Artırrırsan senin için daha hayırlı olur!..
    • Yarısını ayırsam zamanımın?..
    • Dilediğin kadar yap… Artırırsan senin için daha hayırlı olur…
    • Ya zamanımın hepsini ayırırsam salâvata?..
    • Bu takdirde yeter, günâhların bağışlanır!..”
    * * *

    – Ak saçlı bilgenin bugünkü bilimsel gerçekler ışığında, yukarda ki anlatımları “ AYNA NERONLAR ” adlı makalesinde nasıl açıkladığını tekrar hatırlamadan geçemezdik.. Yazının tamamını burada okuyabilirsiniz. Burada izleyicilere yazının özetini veriyoruz..
    * * *

    SALÂVAT VE AYNA NÖRONLAR

    “- Beyinler çeşitli frekanslara açık alıcı-vericilerdir, tıpkı çeşitli frekanslara açık radyo alıcıları gibi…
    Dolayısıyla o beynin alıcı frekanslarına uygun dalga yayan, hiç tanımadığı kişilerden gelen dalgaları da alırlar farkında bile olmadan… Sonra da “Aklıma geliverdi” derler! Nereden?!

    “Üzüm üzüme baka baka kararır”!

    Evet, beraber olduğunuz kişilerin veya içinde bulunduğunuz toplumu oluşturan beyinlerin yaydıkları “dalga”lar sizin beyninizde akis bulur ve o yönde programlanmaya tâbi tutulursunuz. İyi veya kötü… Toplumsal cinnet veya toplumsal huzur nasıl oluşuyor sanıyorsunuz?

    Bu olayda olduğu gibi beyin ayrıca yöneldiği kişiyle de iletişime girebilir. “Telepati” de derler bunun bir türüne…

    Evet, bir diğer deyişle, yöneldiğiniz yapı tarafından beyniniz yönlendirilir; siz hiç farkında olmadan.

    İşte beyindeki bu özellik dolayısıyla…
    Rasûlullah, kendisine inananlara çokça “salâvat” getirmelerini tavsiye etmiştir.

    “Kesinlikledir ki Allah ve melekî kuvveleri Nebi’sine yönlenmektedir. Ey iman edenler, siz de O’na yönlenin ve teslim olun, selâmet bulun” uyarısı işte buna işaret eder.

    “Allah ismiyle işaret edilen, tüm varlığı yaratan hakikatin “nokta”sındaki varlığı; ve O’nun isimlerinin özelliklerinin açığa çıkışı olan melekî kuvveler, “Nübüvvet” dediğimiz sistemin gerçeklerini, “Sünnetullah”ı okuma hâline yönlendirir O’nu… Siz de O’na yönlenerek, O’ndan yayılan bu frekansı alıp, “ayna nöron”larınızın bu “dalga”ları (gelen yayını) değerlendirmesi sûretiyle selâmete erin” denmektedir belki de Kurân-ı Kerîm’deki bu âyette! (özden gelen bilginin bilinçte açığa çıkması için oluşan işlev=yusallune)

    İşte bu yüzdendir ki, kişi, Rasûlullah (aleyhisselâm)’a ne kadar çok yönelir ve O’nu ne kadar çok anarsa, O’na salâvat getirirse, o nispette O’nun ruhuyla, bilinciyle bağlantı kurup, o yayın kanalından kendisine bilgi akmaya başlar; kapasitesi kadarıyla da bu gelen bilgiyi değerlendirir.

    Hazreti Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’dan gelen “bilgi” ile “Sünnetullah”ı daha iyi fark ederek sistemin gerçeklerini idrak etmeye başlar ve yaşamına bu gerçeklere göre yön verir. Bu da geleceğinin selâmet olmasını sağlar.

    Esasen bu olay, sadece O’na mahsus bir olay değildir; bu bir sistemdir! Bir tür mekanizmadır! Beynin sayısız işlevlerinden biridir.

    Anlayışı sınırlı insanların oluşturduğu, gök tanrılı gökten inme din anlayışından korunabileyim!.. “Allah” adıyla işaret edileni daha iyi tanıyabileyim…

    Zira, tanrılık kavramından münezzeh “Allah” adıyla işaret edilenin “Zât”ını kavramak imkânsızdır! O, ancak açığa çıkarttıkları kadarıyla seyredilebilir…”
    * * *

    Üstad tarafından tavsiye edilen SALAVAT ŞERİF’lerden bazıları

    “-Okunuşu:
    Allahümme salli alâ seyyidina ve mevlâna Muhammed’in şeceretil aslin nuraniyyeti ve lem’âtil kabzatir rahmaniyyeti ve efdalil haliykatil insaniyyeti ve eşrefis suveril cismaniyyeti ve menbâil esrâril ilâhiyeti ve hazainil ulûmil ıstıfaiyyeti, sahibil kabdatil asliyyeti ver rütbetil âliyyeti, vel behcetis seniyyeti men in derecat; en nebiyyûne tahte livâihi fehüm minhü ve ileyhi ve salli ve sellim aleyhi ve alâ âlihi vesahbihi adede mâ halakte ve razakte ve emette ve ahyeyte ilâ yevmin teb’asu men efneyte ve salli ve sellim aleyhi ve aleyhim tesliymen kesiyra.

    Bilgi:
    Zamanının en önde gelen Evliyâullahından olan Seyyid Ahmed Bedevî Hazretlerinin tertiplemiş olduğu bu Salâvatı Şerîfenin şöyle bir olayı vardır…
    Bir zâtı muhterem, Efendimiz’e salâvatları ihtivâ eden “Delâili Hayrât” nam kitabı tam ondört kere okumuş, bir gün içinde… Ve o huzûr veren yorgunluk ile uykuya dalmış!..
    Rüyasında Efendimiz Aleyhi’s-Selâm’ı görmüş ve kendisine şöyle denilmiş:
    “- Ondört kere Delâili okuyacağına bir kere bu salâvatı okusaydın,sana kâfi gelirdi!..”
    Düşünün Delâili Hayrat kitabı yüzlerce salâvatı şerifeyi ihtiva eden bir salâvat kolleksiyonudur!.. Ve çok değerli bir eserdir… Böyle bir kolleksiyonu on dört kere okumaktan daha değerli olarak anlaşılıyor bu salâvat… Hiç olmazsa günde bir kere okusak!

    Okunuşu:
    Cezallâhu anna seyyidenâ Muhammeden ma huve ehluh

    Anlamı:
    Allah’ım Efendimiz Muhammed’e lâyık olduğu şekilde ihsanda bulun bizim tarafımızdan, biz onu değerlendirmekten âciziz…

    Bilgi:
    Bu salâvatı bize öğreten Bizâtihi Hazret-i Rasûl Aleyhi’s-selâm… Hadîs-î şerîfte buyuruyor ki:
    “Her kim bu şekilde derse, yetmiş melek,bin sabah ona ecir yazar”

    Okunuşu:
    Allahümme salli alâ men ruhuhu mihrabül ervahi vel melâiketi vel kevni; Allahümme salli alâ men huve imamul enbiyâi vel mürseliyn; Allahumme salli alâ men huve imamu ehlil Cenneti ibâdillahil mü’miniyn.

    Anlamı:
    Bütün rûhların, melâikenin ve varolanların mihrabı olan o yüce rûha salat eyle Allah’ım; bütün Nebilerin ve Rasûllerin imamı olan o zâta salât eyle Allah’ım; Allahın kulu bütün Cennet ehlinin önderi olan zâta salât eyle Allah’ım…

    Bilgi:
    Bundan üç yüz sene evvel zamanın “GAVS”ı olan Seyyid Abdülaziz Ed Debbağ, bu manevi görevi dolayısıyla ,bütün “DİVAN” toplantılarına da katılırdı.
    İşte bu toplantılardan birinde , Rasûlullah Salla’llâhu aleyhi ve Sellem’in kızı olan Hazret-i Fâtıma Radı’yallâhu Anha ile arasında cereyân eden olayı şöyle anlatıyor:
    “DİVAN” toplantılarından birindeydik…Ben,Rasûlullâh Efendimiz’in sağında oturuyordum diğer arkadaşlarla beraber… Karşı tarafta da bazı kadın evliyâlar ile diğer mânâ büyükleri oturuyordu…
    Derken Hazret-i Fâtıma geldi ve onların önüne oturarak , cennet lisanı ile şu salâvatı şerîfeyi okudu… Cennet lisanından her bir kelime veya cümle bir harf ile ifade edeilir…Kur’ân-i Kerîm’in bazı sûre başlarında yer alan Elif, lâm, mim, nun, ra, ta, ha, gibi harfler dahi bu cennet lisânındandır. Bu şekilde okunan bu salâvatı dinledikten sonra,yanına gidip sordum Hazret-i Fâtıma’ya…
    – Nedir bu salâvatın ecri ya Fâtıma?.. Cevap verdi:
    • Herkim bu salâvata devam ederse, onun hakkını ödemeye yeryüzündeki bütün ağaçlar, yapraklar, taşlar ve molozlar mücevher olsa,genede yetmez!..
    Bu kadar büyük ecri olacağına inanamadım!.. Hemen Rasûlullâh Salla’llahu Aleyhi ve sellem’in yanına gittim ve sordum , buyurdu ki:
    • Fâtıma söylemiş ya, daha ne istiyorsun!.. Aynen O’nun dediği gibi!..
    Bunun üzerine ilk işim, bu salâvatı şerifeyi Arapçaya çevirmek oldu.
    İşte size yukarıda nakletmiş olduğum salâvat, böyle bir toplulukta, böyle bir zevat arasında tesbit olmuştur… artık siz bu salâvatı nasıl arzu ederseniz öyle değerlendirin… Hiç olmazsa günde yüz defa okumaya çalışalım.

    Okunuşu:
    Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin bahri envarike ve ma’deni esrârike, ve lisâni hüccetike ve arûsi memleketike ve imamı hazretike ve tırazi mülkike ve hazâini rahmetike ve tariyki şeriâtikel mütelezzizi bitevhidike insani aynil vücûdi ves sebebi fiy külli mevcûdin ayni â’yâni halkıkel mütekaddimi min nuri zıyâike; salâten tedûmu bidevamike ve tebkâ bibekâike, lâ münteha lehâ dûne ilmike, salâten turdıyke ve turdiyhi ve terda biha anna yâ Rabbel âlemiyn.

    Bilgi:
    Ruhâniyet kazanmak isteyenlere bu salâvat ehemniyetle tavsiye ederiz. Zirâ, bu salâvatı şerîfeye Batın âleminin sultanı Hazret-i Âli efendimiz devam ediyordu ve değerinin yetmiş bin salâvata denk olduğunu kendileri söylemişlerdi… İlim, hikmet şehrinin kapısı olarak tavsif edilen Zâtın devam etmekte olduğu salâvatın değerini ne kadar idrak edebiliriz, bilmiyorum…”
    * * *

    – Öncelikle Sevgili Resulullah aleyhisselam efendimize, Üstadımıza, buradaki bilgileri bizlere ulaştıranlara, ve bu konuyu açan ve izleyen kardeşlerimize, sonsuz şükran, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

  7. 7 nugem 19 Nisan 2008, 9:23

    Soru

    — Üstadım.. Salâvat çekmekten kastedilen mânâ, o kelimelerin tekrarı mı? Eğer değilse Hadis’te geçen günün tümünü salâvatla geçirmekten mânâ ne olabilir?

    Üstad

    -Salâvat, Allah Rasûlü’nü değerlendirebilmektir!.. Kişiliğini değil, getirdiğini… Yani o da, “OKU” yabilmektir!…

    “OKU”mak da, sistemin tümünü okumak demektir

  8. 8 özde 21 Nisan 2008, 1:08

    Sevgili dostlar, daha önce aktardığımız iki Salavat-ı Şerifi, sevgili candost kardeşimizin arşivinden aldığımız Türkçe anlamları ile tekrar veriyoruz, Allah’tan hayırlara vesile olması dileği ile sevgi ve selamlar.

    Okunuşu:
    Allahümme salli alâ seyyidina ve mevlâna Muhammed’in şeceretil aslin nuraniyyeti ve lem’âtil kabzatir rahmaniyyeti ve efdalil haliykatil insaniyyeti ve eşrefis suveril cismaniyyeti ve menbâil esrâril ilâhiyeti ve hazainil ulûmil ıstıfaiyyeti, sahibil kabdatil asliyyeti ver rütbetil âliyyeti, vel behcetis seniyyeti men in derecat; en nebiyyûne tahte livâihi fehüm minhü ve ileyhi ve salli ve sellim aleyhi ve alâ âlihi vesahbihi adede mâ halakte ve razakte ve emette ve ahyeyte ilâ yevmin teb’asu men efneyte ve salli ve sellim aleyhi ve aleyhim tesliymen kesiyra.

    Anlamı:
    Allah’ım, nur şeceresinin aslı, Rahmaniyyet parlamasının kabzası, insan mahlukatının efdali, cismani suretlerin en şereflisi, uluhiyyet sırlarının menbaı, seçilmiş-arı ilimlerin hazineleri; asli kabza, ali rütbe, yüce güzellik sahibi; Efendimiz, Mevlamız Muhammed’e salat eyle; ki tüm Nebiyler O’nun sancağının altındadır, onlar O’ndandır O’nadır… Ve O’na, O’nun ali’ne ve ashabına yaratıp rızıklandırdıklarının, öldürüp dirilttiklerinin adedince, fani ettiklerini ba’settiğin güne kadar salat ve selam eyle… Ve yine O’na ve diğerlerine salat ve teslim-i kesir(hakkıyla selamet-esenlik) olarak selam eyle…

    * * *
    Okunuşu:
    Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin bahri envarike ve ma’deni esrârike, ve lisâni hüccetike ve arûsi memleketike ve imamı hazretike ve tırazi mülkike ve hazâini rahmetike ve tariyki şeriâtikel mütelezzizi bitevhidike insani aynil vücûdi ves sebebi fiy külli mevcûdin ayni â’yâni halkıkel mütekaddimi min nuri zıyâike; salâten tedûmu bidevamike ve tebkâ bibekâike, lâ münteha lehâ dûne ilmike, salâten turdıyke ve turdiyhi ve terda biha anna yâ Rabbel âlemiyn.

    Anlamı:
    Allah’ım, nurlarının denizi, sırlarının ma’deni, hüccetinin lisanı, senin memleketinin fidanı, senin hazretinin imamı, mülkünün nakışı-süsü, rahmetinin hazineleri, şeriatının yolu, tevhidin ile lezzet duyan, her mevcudda vücud’un aynı/hakikatı ve sebebi olan insan, senin ziyanın nurundan mutakaddem/sunulan halkının hakikatlarının hakikatı olan Efendimiz Muhammed’e öyle salat eyle ki, senin devamın ile devam eden, senin bakanla baki olan, ilminin dun’unda ona nihayet olmaya; ve dahi öyle salat ki, senden ve O’ndan razı etsin ve o salatla da sen bizden razı olasın Ya Rabbel’alemiyn…

    * * *
    Okunuşu:
    Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidina Muhammedinilleziy tenhalü bihil ukadu ve tenfericü bihil kürebü ve tukda bihil havâicü ve tunalü bihir reğaibu ve hüsnül havâtimi ve yüsteskâl ğamamü bivechihil keriym ve alâ âlihi ve sahbihi fiy külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lumin lek.

    Anlamı:
    Allah’ım, bütün düğümler kendisi ile çözülen, hüzün ve kederler kendisiyle izale olan, hacetler onun sayesinde giderilen, arzulara ve güzel sonlara kendisiyle ulaşılan, kerim vechi hürmetine bulutlardan yağmur boşalan, Efendimiz Muhammed’e ve O’nun aline ve ashabına, her an ve daim, sana malum olan şeylerin adedince, kamil bir salat ile salat ve tam bir selam ile selam eyle…

    * * *
    Okunuşu:
    Allâhümme salli ve sellim alâ aynir rahmetir rabbâniyyeti vel yâkutetil mütehakkikatil hâitati bi merkezil fühûmi vel meâni ve nûril ekvânil mütekevvinetil âdemiyyi sâhibil hakkir rabbâniyyil berkil estai bi müznil eryâhil mâlieti li külli mütearridin minel bühuri vel evâni ve nûrikel lâmiillezî mele’te bihî kevnekel hâiti bi emkinetil mekanî
    * Allâhümme salli ve sellim alâ aynil hakkilletî tetecellâ minhâ urûsül hakâiki aynil meârifil akvemi sirâtiket tâmmil eskam
    *Allâhümme salli ve sellim alâ tal’atil hakki bil hakkil kenzil a’zami ifâdatike minke ileyke ihâtatin nûril mutalsemi sallellâhü aleyhi ve alâ âlihî ve salâten tüarrifünâ bihâ iyyâh.

    Anlamı:
    Ey Allah’ım ! Nazargahın olan rahmet pınarı, sonsuz kudretinle tahakkuk eden yakut ve inci tanesi, mana ilimlerin mübarek Zat-ı Ahmediyyesi’nde neset eden göz kamastirici nur, Yüce Allah’ın ayan beyan apaçık mucizesi, yağmur tanelerini taşıyan rahmet bulutları arasında çakan şimşekler misali, zamanın ve de denizlerin engelleyemediği bütün mekanları kuşatan, kainatı aydınlatan, Muhammed Mustafa’ya salat ü selam et, mübarek eyle Allah’ım!

    Ey Allah’ım! Marifetlerin tecelligahi ve kaynağı, Hakk’kın ve hakikatin görünen gözü, hakiki saltanatın O’nun marifetiyle ancak tecelli ettiği, edeceği marifetlerin menbai, Sırat-ı Müstakim’de sebat etme sonucu zirveye taht kuran, O en berrak, pak ve temiz ruh-u pâk-i Muhammed (s.a.v)’e salat ü selam olsun.

    Ey Allah’ım! Hakk ve hakikatin apaçık yüzü, Senin sonsuz kudret ve celalinle en güzel ahlak-ı hamide’ye sahip olan, tükenmek bilmeyen hazinenin mümesilli, gizli aşikar nur timsali Muhammed Mustafa’ya, âl ve ashabina salat ü selam eyle ki, bu selam ile O müstesna insanı tanıyabilelim, O’nun yolunda yaşayabilelim.

  9. 9 rafet baş 13 Eylül 2008, 6:51

    Selamün aleyküm, öncelikle Allah (C.C.)a şükürler olsun ki nebisi Muhammed(a.s.m)e okunan bu eşsiz salavat-ı şeriflerin tercümelerine nihayet kavuştum. Yazan arkadaşlara da Allah(c.c)ın rahmet ve selameti üzerlerine olsun. Benim de sizlerden bir ricam olacak eğer tercüme ederseniz çok memnun olurum

    “Allahümme yarabbi,bicahi sahibil- vesileti seyyidina ve nebiyyina ve habibina ve kurrete uyunina ve nuri ebsarina, habibike muhammed-enil mustafa ve resulikel murtaza ve nebiyyikel mücteba havvil halena ila ahsenil hal. ya muhavvilel havli vel-ahval.”

  10. 10 dilek 14 Eylül 2008, 2:05

    Rafet Baş arkadaşım, bu salavatın anlamı:
    Ey Allahım vesile sahibinin yüzü suyu hürmetine senden diliyorum. Rabbim O bizim efendimiz ve sevgili peygamberimiz, O gözlerimizin nurudur, O habibimiz Muhammed Mustafadır. Halimizi en güzele değiştir. Ey her hali ve durumu en güzel değiştiren Rabbim.

    Arkadaşım ben anlamını böyle biliyorum. Ufak tefek hatalar varsa düzelten arkadaşlarım çıkar nasıl olsa. Ayrıca çok güzel bir salavattır.

  11. 11 rafet baş 20 Eylül 2008, 6:46

    Dilek kardeşim… Bu güzel salavatın anlamını yazdığın için Allah(c.c.) razı olsun. Peygamberimiz aleyhissalat-ı vesselamın şefaatına nail olursunuz inşaallah.

  12. 12 filiz özkara 22 Ekim 2008, 2:28

    Allah sizlerden razı olsun..

    Emeği geçenlerle inşallah cennette de buluşalım


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: