“Fıtrat” Kavramı

Bilindiği üzere “Fıtrat” ismi mana olarak Allahu Teala’nın Fatır esmasının varlık planında yansıması sonucunda açığa çıkar. Mana boyutunun derinliklerinde ise Fıtrat, Beden, Can ile Ruh’u birbirine bağlayan zamktır. Yani Varlık Ruha fıtrat ile tespit edilir. Şahadet aleminde işleyip giden Sunnetullah içerisinde, sistemin Fıtrat’ı bir fonksiyon olarak kullanması ile, Ahir yaşama geçildiğinde ve dahi geçilirken Fıtrat’ın oynadığı rol birbirinden derin bir şekilde ayrılmaktadır..

Yaşamımızı sürdürdüğümüz boyut şartları içerisinde “Ben”demek sureti ile tanımladığımız kimliğimiz, asıl itibarı ile Allah’ın belirli isimlerinin, yine belirli bir düzen içerisinde bir demet mana oluşturması sonucu açığa çıkan bilinç hüviyetidir. Bu yapı, terkibiyet adı verdiğimiz, her birisi adeta arz ile sema arasında uzanan sicime benzer çubukların bir araya getirilip, sonra da Can ipi ile bağlanması sonucunda varlık kazanmış bulunan mana demetleridir. Demet şeklinde olması ise, Allah’ın isimlerinin o birimde madde boyutunda açığa çıkıyor olması dolayısı ile, nurun en yoğunlaşmış biçimi olmasından ileri gelir.

İnsandaki bu Esma demeti, atomik yapı ile bire bir aynı özelliklere sahiptir. Atomun yapısı içinde merkezde, yani çekirdekte, pozitif yüklü “Proton” ve “0” noktası oluşu itibarı ile nötr özellikdeki “Nötron” bulunmakta, dış sınırında ise sürekli dönen elektronlar bulunmaktadır. Atom çekirdeğindeki Ruh’dan çıkan ışık demetlerinin aleme Kudret ile yıkıcı bir etki ile yayılması, dışta bulunan ve çok yüksek bir hızla merkez çekirdek etrafında dönen elektronlar sayesinde engellenmekte ve böylece de sistem tarafından bir atomik terkip oluşturulmaktadır. Madde planda insan hakikati itibarı ile, mana olarak bu yapının işleyişinin nerede ise aynı ile yaşamını sürdürür. Burada atom çekirdeği ile elektronların arasındaki alanın ismi “Fıtrat” dır. Bu alan “Arş”(Beden)ın koruması ve de “Ruh”un idaresi altındadır.

“Fıtrat” kelimesi “Fıtr” kökünden türemiştir. Bu kelimenin bir manası da eldeki baş parmak ile şahadet parmağının arasını birleştiren yerdir. Yani iki kıyının birleşimini sağlıyan alandır. (İki suyun birbirine ayrı ama bir olacak bir uyumla birleşmesini sağlıyan bilinç te diyebiliriz.) Bu mana bize şunu gösterir: Bir elin baş parmağı, elin Ruhu gibidir. “O” olmaksızın el hiç bir şeyi yetkinlikle kavrayamaz. Şahadet parmağı ise, merkezden açığa çıkan bir sicim gibidir. Bu parmak olmaksızın, hiç bir şey doğru olarak işaret edilemez, yani gösterilemez. Fıtrat olmaksızın ise, ne kavrama fiilinden ne de Allah’ın isimlerinin alemde gösterilmesinden bahsedilemez. Yani Fıtrat, Ruh ile Beden-Can’ı birbirine bağlayan bağdır.

Biz nasıl kendi terkibi yapımızı “Mutlak Ben”sanma yanılgısına düşüyor ve yaşıyorsak, bu terkibi meydana getiren manayı da, dışımızı elde tutup yönetmenin aracı olarak görüyor ve bu şekilde Kudret’in açığa çıkışını Fıtrat aracılığı ile kullanıyoruz. Bu kullanımın sebebi ise, Fıtrat’ın iç ve dışı bağlayan ve Fezayı dolduran bağlayıcı eleman olmasıdır.

Tanım olarak “Fıtrat” ise, Rabbül alemin’in alemi idare etme programıdır. Fıtrat’ın özü ise, bu alemde Rahman, Ahir yaşamda ise Rahim esmasının bilinç işleyişinin aynasıdır. Bu sebeple Yasak Ağaca yaklaşmak sureti ile, “Zan benlik” kazanmış olan insan, kudret esmasının açığa çıkışını içten dışa doğru olacak şekilde kendi fıtrat’ını kullanarak zahire tatbik etmeye ve alemine hükmetmeye çalışmaktadır. Hakikat açısından bakıldığında olması gereken işleyiş ise, bunun tam tersidir.

Bu bilgiler ışığında gelin, kendi zan benliklerimize çok büyük bir gücün saldırdığını ve üzerimize çok kuvvetli elektro-manyetik bir enerji dalgasını sürekli göndermeye başladığını ve bu şekilde bizi kontrolü altına almaya çalıştığını hayal edelim. Bu hayalimizi kurgulamamız; Fıtrat’ın Ahir yaşama geçişte nasıl bir rol oynayacağını ve aslında Fıtrat’ın ne olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.

Böyle güçlü bir enerjinin taarruzuna hedef olduğunuzu ve bu enerjinin vücudunuzu etkilemeye başladığı andan itibaren, vücudunuzu adeta baştan aşağıya yıkayan enerji ile çok yüksek bir bilince açılan aklınızın, düşünce boyutunda anormal derecede hızlandığını varsayalım. Düşüncenin bu olağan üzeri hızlanışı otomatik olarak hayatımız hakkında “neyi yaparsak neye yol açar?” noktasında bocalamamıza ve zamanla da hayatımızı kendi irademizle idare edemememize yol açacaktır. Bu hal tam bir panik halidir.

Bir de bu enerjinin İnsanın öz varlığına ait kuvveleri açığa çıkardığını, yani ne düşünürseniz onun vücut bulmaya başladığını tasavvur edelim. İşte böyle bir durum ile karşılaşan ve kaçacak bir yeri, bulacak bir çaresi kalmayan bir insan, acaba nasıl bir teslimiyet ile beyaz renk teslim bayrağını çekmek ister? (Allah’ın kudretinin açığa çıkması ile taarruza uğrayan insan ancak yedi rengi birleştirmek sureti ile beyaz renkli teslim bayrağını çekebilir.) Cevap gayet basittir aslında, tabii ki Fıtrat’ına uygun. Cüzzi Akıl burada işlemez ve tek yol kalbe gider. Kalbin işleyişi ve aklı ise, “Fıtrat”tır.

Allahu Teala rahmetinin bir yüzü olarak insanı fıtraten teslim alır ve iradesini, aklını ve kimliğini kendi zat deryasında yok eder. Buradan da anlayacağımız gibi teslimiyet aslında kendi “Fıtrat”ımızadır. (Dinde yapılan ahitin aslında sırrı budur.)

Ahir yaşama geçilirken olacak olan budur. Yani ilk halde biz içten dışa fıtraten yönelerek dışarıyı teslim almaya çalışırken. Nefsimiz ölümü tadınca açığa çıkacak olan “Ruh”, bu sefer bizi dıştan içe doğru teslim alacaktır. Kendini tüm zahir alanı dolduran ve likit özelliğe sahip bu Fıtrat deryasına ne kadar hızlı bırakarak teslim olursak, o kadar hızlı kurtarılacak ve selamete kavuşacağız inşallah.

Burada yeri gelmişken bir önemli sırrı paylaşmadan geçmek istemem.

Hz.Peygamber s.a.v.’ın Muhammed ismi “Beden”, Hz. Ali “Ruh”dur. Daha da doğrusu bu manalara ikisi de aynadırlar. Bu iki ayrı gibi görülen zatın birleşmesi ile “Ahmed” ismi açığa çıkar, ki bu isim Efendimiz s.a.v.’ın manasına ait has ismidir. Hz. Muhammed ve Hz. Ali’yi, yani Ruh ile Bedeni ise, Hz. Fatma yani “Fatır”, yani Fıtrat birleştirmiştir. Hz. Fatma ile Hz. Ali’nin evlenmesi bu birleşmeyi sağlamıştır. Bu birleşimin sonucu olarak ayrı olan Ruh ve Beden yeni bir mana doğumu sonucunda tek kaynakta birleşmiş ve yeni bir yapı ile ruhlanarak dünyaya gelmişlerdir. Bu iki yeni yapının mana yansıması olan zatlar ise, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir. Böylece Fıtrat (Hz. Fatma) Ruhun (Hz. Ali) emri altına girmiş ve ancak Beden (Hz. Muhammed) ile de korunmuştur.

Kişide Ruh açığa çıktığı anda olağan üstü bir enerji ile yüklenen insan, Kahhar olan Allah’ın huzurunda titremeye başlar. Ta ki Allah o kişiye Sekine’sini, yani fıtratının hakimiyetini bahşettiği zamana kadar.. Sekine enerjisi, Hz. Muhammed efendimizin varlığının alemdeki açığa çıkışıdır. Bu sebeple Fıtrat, Hz.Peygamber’e bedeldir. Bunu ifade etmek için Efendimiz “Fatma bana bedeldir.” demiştir.

Sevgi ve Selamlarımla

Ş. Yıldız
www.yorumsuzblog.net.tc

About these ads

7 Responses to ““Fıtrat” Kavramı”


  1. 1 Aciz 5 Ocak 2008, 4:53

    Kitaplarını okuyup etkilendiği Uzakdoğulu bir bilgeye öğrenci olmak isteyen Amerikalı Larry, tası tarağı toplar ve öğrenci olarak kabul edilmek teklifiyle öğretmeni ziyarete gelir. Birlikte çay içerlerken Larry bilgeye neden öğrenci olmak istediğini büyük bir heyecanla anlatmaya çalışır. Bu esnada bilge sessizce onu dinlemektedir. Bir ara bilgenin yaptığı çok tuhaf bir hareket dikkatini çeker Larry’nin ve susar. Şaşkınlık içinde bilgeyi izler. Larry’nin fincanı halen çay dolu olduğu halde bilge fincana çay boşaltmaktadır. Nihayet dolu fincana çay döküldüğü için çay taşar ve masaya yayılır. Ama bilge hala çayı boşaltmaya devam eder. Artık çay masadan yerlere dökülmeye başladığında Larry dayanamaz ve sorar; “Efendim ne yapıyorsunuz, fincanımda çay vardı?!!” Bilgenin cevabı şu olur:

    Sen de tıpkı bu fincan gibi dolusun, ama benden bilgi istiyorsun. Sonucun ne olacağını baştan göstermek istedim. Fincanın boşaldığında gel, o zaman öğrencim olabilirsin.

    Eline beynine sağlık nurum… Umarım değerlendirecek fincanı; boşları bulursun. Artık onlardan bulmak çok zor da.. Sen ne demek istediğimi anlarsın cancağızım. Selam ve sevgilerimle…

  2. 2 Aciz 5 Ocak 2008, 5:58

    “Adem’in yaratılışından kıyamete kadar geçen zaman içerisinde Deccal’den daha büyük bir hadise yoktur.” (Tirmizi, s. 82; Müslim, Fiten: 126)

    “Deccal’in tabileri (ona uyanlar) çoktur. Kendisine birçok kimse iltihak eder (katılır).” (Et-Tebrizi, Veliyüddin Muhammed bin Abdillahi’l-Hatibi’l-Ömeri, Mişkatü’l-Mesabih, (Dımeşk: 1382/1962, 3:38.2)

    Her kim Deccal’in çıktığını işitirse ondan uzaklaşsın. Allah’a yemin olsun ki kişi kendini mümin zannederek (kendine güven içerisinde) onun yanına gider ve Deccal’in şüphelendirmesiyle onu takip eder.
    (İmam-ı Ahmed. Ebu Davud. Hakim)(Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s. 99)

    “İmamınız kendinizden olduğu halde Meryem oğlu (İsa aleyhisselam) içinize indiği (imamınıza iktida ettiği) zaman acaba nasıl olursunuz?” buyurdu.
    (Sahih-i Müslim, c.1, s. 208)

    “Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzerinde mukatele ederek (vuruşarak) muzaffer olmakta devam edecektir.” Nihayet Meryem oğlu İsa iner ve Müslümanların emiri ona: Gel, bize namaz kıldır, der. Bunun üzerine İsa: Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısım üzerine emirlersiniz, der. (Sahih-i Müslim, c. 1, s. 209)

    “Ashab-ı Kehf, İsa’nın yardımcıları olacaklardır.” İsa (as) Mehdi zamanında yere inecektir. Mehdi, Deccal’in katlinde İsa’ya (as) muvafakat eder. Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on dördünde Güneş tutulacaktır; o ayın ilkinde ise ay kararacak. Bunların oluşu, adetin ve müneccimlerin hesabı hilafına (tahmin edilmeyen, umulmadık şekilde) olacaktır. (İmam Rabbani, Mektubat, c. 2, 380. Mektup, s. 1162-1163)

    Kıyamet on alamet görülmedikçe kopmaz: Duman, Deccal, Dabbetu’l arz, Güneş’in batıdan doğması, İsa’nın yeryüzüne inmesi, Yer çöküntüsü, Ateş çıkması…
    (Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 362)

    Bunlar Alem-i Kübra’daki alametler, ya Alem-i Suğra denilen insanda bu alametlerin karşılığı nedir? Sen bize asıl onları anlat nurum. Mehdi (ilim)’den sonra açığa çıkan Deccal’i (İlahlık iddiasına kalkışan egoyu), Mehdi’nin (ilmin) öldürmeyi başaramadığını İsa’nın nasıl öldüreceğini mesela…

    “Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzerinde mukatele ederek (vuruşarak) muzaffer olmakta devam edecektir.”
    diyor efendimiz, yine de bir ümit var gibi.. yılmamak lazım…

  3. 3 Zekeriya Bağcı 5 Ocak 2008, 11:50

    Sevgili Aciz;
    Aramızda olmandan ötürü ve paylaştıklarından ötürü teşekkür ederim.

    “Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzerinde mukatele ederek (vuruşarak) muzaffer olmakta devam edecektir.” diyor efendimiz, yine de bir ümit var gibi.. yılmamak lazım…

    Yazınızda bu bölüme takılmamak elde değil. Bunun üzerine düşünürken vuruşma neticesinde bir “ganimet” elde edilmektedir diyerek; ganimetlerden bahsedilişte yüce kitabımıza baktım. ‘Ganimetler’ manasında kullanılan “Enfal”, “nefel” kelimesi ile bu süreye baktım. Aradığım şey burda mı ki diye; sonuç her zamanki gibi mükemmel. Şükründen de aciziz.
    Sevgili Dostlar; ENFAL SURESİNİ “B” SIRRI İLE “OKU”manızı acizane tavsiye ederim. SELAM üzerinize olsun.

  4. 4 birdenbire1 7 Ocak 2008, 7:53

    Sayın Ş. Yıldız ın bizimle paylaşmış olduğu bu nadide bilgiler için kendisine teşekkür etmek istedim. Özellikle son paragraflardaki yazıların hazmı herkes tarafından kolay karşılanmayabilir. Eskiden kendi sitesinden de okuduğum kişi olduğunu zannettiğim yazarımıza nice açılımlar diliyorum… Allah bize bu ilimleri OKUyabilmeyi ve hazmı ile yaşayabilmeyi nasib etmiş olsun. Saygılarımla.

  5. 5 bir bilgi 7 Ocak 2008, 11:07

    “Eskiden kendi sitesinden de okuduğum kişi olduğunu zannettiğim yazarımıza nice açılımlar diliyorum…”

    Eskiden Ş. Yıldız kardeşimiz http://www.sessizsozler.org‘da yazardı. Ama o kişisel sitenin sahibi ile çok yakın dost oldukları için paylaşımları orada yayınlanıyordu. Gerçekte ise, onlar özde BİR, ama zahirde iki ayrı kişi ve yakın dosttur. Karışıklık olmasın.

  6. 6 veysel orhan 14 Ocak 2008, 8:22

    28 ine girdim. Ailemin bi inanış tarzı var. Ne diyeyim bilmiyorum. Onun doğruluğuna inanamıyorum. Çünkü bana yardımcı olabilecek var mıdır?. Şimdi ne anlamda dersiniz. Belki de haklısınız. Ama kendimi böyle üç satırla ifade edemem. Anlatamam yaşadıklarımı. Var mı bildiğiniz, kendimi anlatabileceğim, sıyrılıp hakikatın denizinde kaybolabileceğim?. Şimdi de mekan yok dersiniz. O senin kuruntun, orada da olur sen yapmak istesen. Belki de bunda da haklısınız. Peki ben haklıyım, çünkü her an onun içinde yaşıyorum diyebilecek miyim?. Hani 40′ ına geldiğinde onunlayken kendimi nebi değil de bi abd ve yokluğunda yani kendimi aşağılarda hissettiğimde bilmem ne olarak hissedemesem.

    Sizin öğütleriniz değil bu okuduklarım sizin anlayabildiğiniz ya da dediğiniz gibi hazmedebildiğiniz gerçekler. Muhakeme içimde kendimi bildim bileli var. Ya hep yalnış taraftaysam? diye çook düşündüğüm oluyo.! Ahmed bey beni anlıyorsunuz di mi. Anlayabiliyosunuz içimden geçenleri. Ben ne zaman şahadet elimi göğe kaldıracağım? Ya da yapabilecek miyim, o anı yaşayabilecekmiyim?. Tabi haklısınız, ALLAH bilir. İnşallah dediğinizi duyar gibiyim. Dilerim sizin de gönlünüzde yatanlar el AN da olur. Saygılarımla.. Veysel Orhan.

  7. 7 filizAK 15 Ocak 2008, 11:11

    veysel orhan,
    kayıtsız kalamadım.. yazdıklarımla kafan karışacak ama senin kafan zaten bi hayli karışmış dostum.. kendine biraz izin ver..

    dışarda ararsan bulamazsın.. yakarışını AHMET bey duydu, ben de, ya sen… duydun mu kendini.. ya da hiç dinledin mi… özünü dinledin mi hiç..? mekan zaten yok, arama… huzuru bulacağın somut mekan, var olduğunu sandığında huzurlu olabileceğin tek mekan sende yine… dön bak içine ÖZüne.. muhakemeye devam et muhakkak ve fakat kendini rahat bırak, seyret; ne güzelsin bir bilsen..

    yanlış taraftaysan; taraf yok ki yanlış olsun sadece TEK var; var olduğunu sandığın yanlış ki, doğru da yanlış da sana göre, değiştirmek talebin var ise kurtuluş yine sende, zira değilse şu durumda olmazdın (bence, nacizane)
    şehadet elini göğe kaldıracaksın da ne olacak, gökte bir şey mi var ? ne var? ancak bu boyutta algıladığımız kuşlar var gökte… sen gökte bir tanrı arıyorsan da, vardır belki sana göre bir tanrı ama ALLAH yok gökte…

    ALLAH AHAD… ALLAH SAMED… sırf ALLAH varken her yerde ve her zerrede, asıl SEN YOK sun hiçbir yerde, ama her şey gözünün önünde…
    ALLAH KOLAYLAŞTIRSIN sana inşallah


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: