Ego’dan Kurtulmak!

Hak yoluna, yani sonsuz ve sınırsız olan Nokta’ya ulaşmak için egodan tamamen arınmak lazım.

Gelin görün ki bu isteğin kendisi bile egodan tamamen arınmış olmayabilir.

Şu sorulara cevap vermek gerek öncelikle:

Neden sonsuz ve sınırsız olana ulaşmak istiyoruz?..

Sorunlarımızdan kaçmak için mi?… Ayıp değil tabii, yorgunuz şu sınırlı boyutta. Çok ağır burası, hem de çok….

Hele hele doğasından gelen ve/veya kendisini didikleyerek belli bir yere kadar arınma sağlayıp da ‘’cennet’’ lezzetine benzer ama ne yazık ki gelip geçici anlık tatları yaşayanlardansanız…

O lezzeti tadan bir kere, ister ki hep o ‘’hal’’ de olsun, hiç bitmesin o anlar. Gönüllü olarak esir olmak ister o an’a…. An uçup gittiğinde ise damağında kalan o tatla avunur ve umarsızca yinelenmesini ister …

Önceleri kendiliğinden olur o ‘’hal’’e ulaşmak. Apansız, hiç umulmadık anlarda yaşanır…

İnsan, bu uğurda çaba gösteriyorsa ya da bu yola girmişse yatay süreç içinde dikey zamana geçişleri daha sık yaşamaya başlar, hatta bu ‘’hal’’ leri bilinçli olarak çağırır. Çağırılan da gelir…

Ama elbette ki sadece bir yere kadar.

Çünkü, bu ‘’hal’’leri yaşama isteği yorgunluktan, sorunlardan, dünyanın ağırlığından kaçma dürtüsü ile olduğu anda ego girmiştir devreye.

İşte tam o noktada ‘’DUR’’ der sistem…

İyi ki de der…

Demeseydi hakikate ulaşmak mümkün olmazdı ve insan sahte bir cennette oyalanırdı zira… Aynı uyuşturucu gibi…

İşte bu dürtüler ve ihtiyaçlarla İYİ olmaya çabalamak, ibadet etmek de Cennet’e gitmek için rüşvet vermeye benzer ve pek de hakiki değildir doğrusu… Ama, hiç yoktan da iyidir elbette. İyi eylemler, beklentiyle bile olsa, ego tarafından bile yönlendirilse, kötülüğün bu kadar hüküm sürdüğü bir düzene sınırlı da olsa belli bir rahatlama getirir ve Hakikat’in yani MUTLAK İYİ’nin gereğini yapması için alan açar… diye düşünüyorum.

Diyeceksiniz ki, ‘’Ben iyi olmayı seçtim ve sürekli ibadet edip iyilikler yapıyorum. Buna nasıl hakiki demezsin?’’… Demem… Diyemem… Çünkü bunu ne ben diyebilirim, ne bir başkası ne de sizin sınırlı bilinciniz.

Mutlak İyilik bambaşka bir şeydir zannımca. Hatta bazen perdeli gözlere kötülük gibi bile görünebilir… Bu pencereden baktığımızda ise ne herkesin iyi dediğine -her zaman- ‘’iyi’’ ne de kötü dediğine de ‘’kötü’’ diyebiliriz…

Lafı fazla uzatmayayım da yazı amacından çıkmasın… Benim derdim egoyla…

Egonun türlü adları var aslında. Kimi ona, ‘’negatif enerji’’ diyor, kimi ‘’şeytan’’, kimi de ‘’olumsuz düşünce’’ vesaire… sonuçta hepsi bir ve aynı kapıya çıkıyor.

Akli melekeleri yerinde ve yetişkin hiç kimse ego’dan arınmış değildir herhalde. Anladığım kadarıyla, ‘’hür irade’’ de bunun için var zaten… Ego, hür iradeyi harekete geçirmek için çocukluktan çıktığımız andan itibaren ağlarını ruhumuzun etrafında örmeye başlıyor…

Bu işlemin (egonun ağlarını örmesinin) başlangıç yaşı günümüzün teknoloji ve maddiyat ile kirlenmiş dünyasında iyice aşağılara düştü. Çocuklar bile çok erken yaşta egonun görünmez ağları ile kuşatılmaya başlıyor. (Alın size Deccal). Ego ile kuşatılmak demek cennetten kovulmak, meleksiliğini, safiyetini kaybetmek demek.

Ama, hür irade öyle muhteşem bir şey ki bize özümüzde saklı olanın, hakiki olanın saflığını bilinçle seçme imkanı veriyor. Güç de buradan geliyor bence ve bu güç lazer enerjisi gibi istenen yere ve duruma odaklanabiliyor. Onun içindir sanırım her isteyenin sadece istediği için bu güce ulaşamaması…

Egonun inciten yanından sakınmak, onunla baş etmek bence çok daha kolay. Asıl zor olan ise incinen yanıyla başa çıkmak.

Ne kadar iyi olursak olalım, bir yere kadar gidebiliyoruz ve bu gidebildiğimiz en üst noktalardan biri de kimseye zararlı olmayan, sadece faydalı olan ve hizmette bulunan bir bilinç seviyesi.

Demem o ki; içimizdeki iyi gücü içten dışa doğru yayma çabamızda hevesli ve iradeliysek bunu başarmak o kadar da zor değil…Ve bunu isteyen herkes yapabilir.

Asıl zor olan ise dıştan içe doğru gelen negatif yüklemelerden korunmak. Onların ruhumuza değmesine, kalbimizi kirletmesine izin vermemek… Hatta bu korunma mekanizmasında egonun faydası bile vardır belki de. Belki de ruhun korunması için de var olan gerekli bir şeydir…

En azından aşkın olmayan bilinçler için…

Benim naçizane çabam ise o perdeyi de aşabilmek… İncitmemeyi, tamamen zararsız bir varlık olmayı başarıp başarmadığımı söyleme cüretine sahip değilim, ama en azından bildiğim kadarıyla o hal için çabalıyorum. Bilmediğim zararlarım içinse acil farkındalık ve bağış diliyorum…

Gelin görün ki iş incinmemeyi başarmak noktasına gelince iyice zorlaşıyor. İbadetin ve duanın yararı oluyor elbette… Onlar da olmasa insanın hali harap zaten. Benim derdim bedduayı, sızlanmayı, suçlamayı, yargılamayı bir yana bırakın; içimden bile yakınmamayı başarabilmek… Of, dahi dememek… Yani, hem farkında olmak hem de olmamak hali…

Korkarım epeyce yolum var oraya… Çünkü, egomu ne kadar aşmış olursam olayım o noktada tıkanıyorum. Ve sanırım bu dersi öğrenmem içindir ki inciten incitene, zorlayan zorlayana. Hayat adeta ‘’Hadi’’ diyor… ‘’Hadi kurtul artık, kır şu putlarını,’’… mesajı alıyorum almasına da ah o hala incinebilir duygular yok mu?… Yeterince imanım olmadığını gösteren en önemli kanıtlardan biri de bu galiba…

Böyle bir iman zaafım olduğu için de, bana veya başkalarına yapılan haksızlıklara, kötülüklere şahit olduğumda, elimde olmadan incinip ağladığım anlarda ‘’Allah’ım sen kalbimi temiz tutmama yardım et,’’ diyerek sınırsız güçten medet umuyorum. Neyse ki işe yarıyor… Yüreğime bir ferahlık veriyor bu yakarış… Hatta ‘’hakikati’’ görmemi engelleyen perdelerden birinin daha kalktığını hissediyorum anda….

Umulur ki o esas perde kalksın ve sözünü ettiğim durum kalıcı bir hal alsın…

Angorya
www.yorumsuzblog.net.tc

About these ads

4 Responses to “Ego’dan Kurtulmak!”


  1. 1 kenan 19 Kasım 2007, 5:48

    Estağfirullahel aziim hasbunallahu ve nığmel vekiil allahumme elhimnii ruşdii ve eıznii nim şerri nefsii

  2. 2 faik 19 Kasım 2007, 9:06

    Yaşayan ölüler olmayınız, ölü gibi yaşayanlardan olunuz. Yaşayan ölüler duymazlar, görmezler, düşünmezler. Ölü gibi yaşayanlar duyarlar, duymazdan gelirler, çünkü yaşayan ölülere duyuramazlar. Ölü gibi yaşayanlar görürler, görmezden gelirler, çünkü yaşayan ölülere gösteremezler. Yaşayan ölülerin bilinçleri dünyada da kördür, ahirette de. Ölü gibi yaşayanlar ölmeden evvel ölmüşlerdir, bilinçleri hakikatı görmüştür.

  3. 3 ışık 20 Kasım 2007, 1:48

    ALLAH hazinenin anahtarını fark ettirdi, şifreyi bulup açmak o kadar kolay değil sanırım. Masallarda anlatıldığı gibi değerli olan şeyleri, devler, ejderhalar ve yılanlarla muhafaza altına alırlarmış. Değerli olana ulaşmak için emek, gayret, güçlü bir irade ister. AŞK ve İLİMle kısaltılmıştır, bu hedef, nasipte olana. Egomuzdur bu hedefe ulaşmakta bizim en büyük düşmanımız. Düşmanını tanıdığında ona karşı alacağın tedbiri de bilirsin. Onun zaafı olan şeyleri azaltıp kuvvetten düşürürsün. Silahlarını yok edersin çalışamaz hale getirirsin. Bütün bunları başarmak için dış etkenlerden kendini korur, belli bir zaman irtibatı azaltırsın. Egonu şişirecek iltifatlardan uzak durursun. Tabi istediğine ulaşmak istiyorsan. Küçük cihadtan büyük cihada geçersin. Egonun azaldığını düşündüğün an, yeni bir imtahanla ortaya çıktığını görür, çok meşakkatli bir yol olduğunu anlarsın. Allah hepimize kolaylaştırmış olsun.

    Yaptığımız her işin başında BismiALLAH diyebilmektir bunun tatmini. Sonuç ne olursa olsun egonun sukunetle, kalpte hiç bir kıpırdama olmaksızın kabul etmesidir yaşadıklarını. Gönülden ELHAMDULİLLAH diyebilmek, dilde söyleyenin o olduğunu hissedebilmektir. İncinmemek ancak susmakla mümkün olur sanırım. Çünkü karşındakinin ilim seviyesini anladığında ona hitabın ulaşmıyorsa o kişi seni incitebilir. Zaten ölmeden öce ölmeyi başardınsa senin böyle bir şeyden etkilenmen mümkün değildir. Yolun başındaki bizler için sanırım bu kolay değil.

    Karşındaki seni incitenin hakikatini bildiğinde, incinmek yerine belki de seni sorgulamaya yönlendirir. Sana bir şeyleri fark ettiriyordur. Doğru yolda olduğunu, her an uynık olman gerektiğini hatırlatıyordur. AhiretiNde yaşadığını fark ettiriyordur. Çevrende seni bu yoldan alıkoyacak, imtihan vesilesi olan yakınlarına rağmen, düşüncelerini paylaşabileceğin bir ilim dalgası içinde yüzdüğünü görürsün.

    Sana gerçek yakınlığı bahşeden, hakikatini yaşamana vesile olanlarda, sana ulaşan nimeti fark edersin. İşte o zaman ister istemez dersin ki ELHAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİYN. Fatiha ile salata başlarsın tahkik ehli olarak. Taklit etmekten çıkıp, bilinçli olarak fark edip, içinde yaşamaya başlarsın. Salatın anlamını kavrar, ikan sahibi olarak yakınen bilrsin. Allah rasulünün bildirmiş olduğu ilahi emirlerin hedefimize ulaşmakta birer vasıta olduğunu. Amacın Allah’a ermek olup tüm yaptığın çalışmalarında ona ermekte birer araç olduğudur. İbadetleri putlaştırmaktan çıkarıp egomuz için bir islah yöntemi olduğudur. Egonun olmadığı yerde artık beniM diyebileceğin hiç bir şey kalmayacağı için seniNdir diyip emaneti sahibine teslim edebilmektir.

    Dileyelim M’izden kurtulup N’izin bakışıyla alemleri seyreden olalım. Seyreden olamasak bile kolaylaştırılmış olanlarla bir arada olanlardan olalım. AMİN…

  4. 4 Mentollü MentaL 21 Kasım 2007, 3:45

    Aynaya diyorum ki;

    Egoyu da sevebiliyor musun? Onu da anlayabiliyor musun? Onu itekleyerek, bastırarak, yok sayarak, denetim altına alarak mı, devam edeceksin ya da öyle sanıyorsun? “Sanıyor musun” ki,… böyle yapıyorsun? Sana senli konuşunca mı anlıyorsun ki?.. Ki o, zamanı gelecek şişecek ve patlayacak, patlatan tarafından. Yani değiştirecek seni, bir öyle bir böyle yaparak, anlaman için…

    Ve devam et. Eğer her söylediğini yaptığını Allah tarafından sana yaptırıldığını dikkatlice bilerek yaşarsan, o sorumlulukla, o bilinçle bilir de yaşarsan öyle der, öyle davranır mıydın, daha önceden?..

    Hadi şimdi düşün, davran, konuş Allah gibi… Bakalım bu sorumlulukla (bilinçle) neler edeceksin? Herşeyi bir aynaya bakıyormuş gibi düşünüp, öyle eylesen, ne eylersen… Neler değişir?… Bundan da korkma. Sadece farkındasın daha da çok. Ve farkında olanlar korkmazlar, egodan ve egosuzluktan. O “an”dan… “Biz” dediği için. Ki ister biz de, ister sen de, ister ben de, derken ne dersen, “diyen olanı” bilerek… Ve bunda bir hesap kitap yoktur, dosdoğru aktığı için, içinden… Dem o dem ;)


Comments are currently closed.



Yorumsuz Blog (Arşiv II) burada…

Yorumsuz Blog (Arşiv III) burada.

ABONE OL!

E-postanızı girin; Yazıları önce siz okuyun!

ARŞİV

Yorumsuz Blog’un izlendiği ülkeler:

Araçlar


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 26 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: