Mürşid, Tasavvuf ile uğraşan değildir.
Tasavvuf şuûrunu tahammül hâline getirendir.
Mutasavvuf yaşar.
Tasavvuf peşinde koşan, tasavvuf yapan, tasavvufî kitaplar okuyan, tasavvufî sözleri seven, bunları öğrenmek peşinde koşan ise, mutasavvufane yaşadığı hayatın üstünde zihin yorar.
* * *
Dünya malının ALLAH muhabbetine engel olmadığını sana anlatır.
Fakat dünya malına en küçük muhabbetin ALLAH muhabbetine engel olduğunu anlatır.
Bu şu demektir:
ALLAH muhabbeti Cenabı HAKK’ın kendisi gibi, yâni şirk ortak kabul etmez.
İrşad makamına daha ayağını basmamış, kendilerine meşayih(*) süsü vererek etrafına mürid toplamış, irşad davasında bulunurlar.
Müridleri vardır.
Yek diğerine “sultanım!” veya “efendi hazretleri!” diye hitaplarıyla kendilerini dünya halkına velî tanıtırlar.
“Biz mârifet ehliyiz!” derler.
Evliyâ sözlerini, tasavvufi cümleleri satan dellallara rastladım (…)
* * *
Bu günün ulema ve mürşidlerinin ağzında bir tasavvuf kelimesi gidip durur.
Tasavvufun özü vardı, hakikati vardı fakat ağızda dolaşan ismi yoktu.
Bugün ise sadece isim var, özü kalmadı, hakikati de yok oldu.
* * *
Bir kimsenin içi dışından daha değerli olursa onun adına velî denir.
İçi dışı aynı olursa ona da âlim derler.
Dışı içinden kıymetli olursa ona da câhil damgasını vururlar.
Size daima söyledik yazdık, imâ ettik, sen bildiğin gibi gidersin.
Her şeyin sonu vardır.
Onun için bedesten lâflarından uzaklaş oğlum!..
Dr. Münir Derman (k. s.)
(*) Meşayih:
Osmanlı’da Meşayih, ciddi bir medrese tahsili görüp, dünyevî ilimlerde önemli mesafe katetmiş insanlardı. Meşayih dergâhlardan yetişirdi. Fakat Osmanlı dergâhları, önemli bir eğitim kurumu özelliği taşıyordu. Farklı karakter ve ruh yapısına sahip insanlar farklı dergâhlarda tedrisattan geçirilirdi.
(Alıntı kaynağı: www.muhammedinur.com)



“Ben kamilim” diyen, “ben” sözünü sık kullanan veya bunları kullanmıyormuş gibi yapıp, davranış ve kıyafetleriyle daha yüksek sesle bağıranın sahtekar olduğu, onun adının başına konan “şeyh” kelimesinin harflerinin “şeytan”a gönderme yaptığı Mevlana tarafından da söylenmiştir. Ancak kalabalıkların gösterişi ve kandırılmayı sevmeleri nedeniyle bu durumdan kurtulamamaları da sünnetullah gereğidir…
Emre dost! Kemale eren mürşit yazısına yaptığınız yapıcı eleştiri de ‘…Ancak kalabalıkların gösterişi ve kandırılmayı sevmeleri nedeniyle bu durumdan kurtulamamaları da sünnetullah gereğidir.’ şeklinde ki sözünüz KONUYA YAKLAŞIM YAPMAKTAN oldukça UZAK KALMAKTADIR. Bunun yerine ‘….kurtulamamaları da yine Allah’ın dilemesi ile ilgilidir’ deseydiniz daha yerinde ve gerçekçi olurdu. Zira sünnetillah sistem/düzen ve fiilleri yansıtır. Fiil ise Onun dilemesi sonucu ortaya çıkar.